Hediyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hediyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013

Kardan Adamlı Lavanta Torbası


Kolleksiyonun yeni parçasını da ekleyelim, eksiğimiz kalmasın!

Kalpli seriye ait oldu Kardanadamlı Lavanta Torbası da.

Sirke Atölyesinde yeni sahibini buldu.

18 Şubat 2013

Hediyeler - Yastıklar


Uzunca bir zamandır bekleyen elişleri...

Pembe yastık evini pembeli beyazlı mobilyalarla döşeyen bir aile dostumuza gitti, hatta eskidi bile!


Elimdeyken görüp renklerini çok beğenen eski üst kat komşumuzun oldu. Ben ona bu yastığı hediye ederken, o da evi sattıklarını söyleyip beni şok etmişti. Sattığı insanların kabus tipler olduğundan, onların da tam kızımın doğumgününde evden çıkıp, aynı gün tepemizde inşaat başlayacağından haberim yoktu. İyi niyete, kötülük oldu bu yastığın hikayesi...


En sevdiğim blog arkadaşıma ve onun Sincabına işlenmişti bu yastık.


Alt köşede Sincabın adı yazıyor. O yüzden kapalı. Dilerim severek kullanıyordur.


Bu yastık da bugünlerde bizim evi süslemekte. Epeydir patchwork yapmadığımı aklıma getirmiş oldu bu yazı...

31 Ekim 2012

Tohum Torbası


Bahçelerden bahsettik bol bol. Şimdi aynı zamanda tohum toplama zamanı. Hatta geç bile kalındı. Toplanmıştır tohumlar, onların saklanma zamanı.

Nem almayacakları bir ortamda zarflar içerisinde saklamak mümkün.


Nem almayacak bir torba içerisinde saklamak mümkün.


Minik kağıt zarfcıkları, böyle minik bir kesecikte saklamak da mümkün.


Bir dönem değer verdiğim bir arkadaşıma hediye gitmişti bu kesecik. Bahçeye, tohuma verdiği değerden dolayı. Mantarları çok sevdiği için de mantarlar var üzerinde. Redwork'ü çok sevdim ben, ne zaman elime nakış alsam hep kırmızı iplikle çalışmak geliyor içimden. Son dönem işlediğim yastıklardan da belli...

Sizler de böyle kesecikler dikip, içerisinde tohumlarınızı saklayabilirsiniz, isterseniz lavanta koyup dolaplarınızın mis gibi kokmasını sağlayabilirsiniz.

Sonra belki bir de beni anar, kulaklarımı çınlatırsınız.

18 Temmuz 2012

Lavanta Torbaları - Ben Ellerimle...

Biliyorsunuz Aralık 2011'de Evren'in yazısı ile her ay ellerimizle yaptıklarımızı not etmeye başlamıştık. Ben araştırıp şu yazıyı yazmıştım. O yazıya göre parmakları çalıştırmanın, beynin iki yarım küresi arasındaki koordinasyonu kurmaya yardımcı olduğunu ve beynimizi de çalıştırmak anlamına geldiğini görmüştük.

Bu ay kurs var, aklım orada diye boş durmadım, parmaklarımı da çalıştırdım elbet. Bir arkadaşımın sipariş ettiği lavanta torbaları için, boş bulduğum zamanlarda iğnemi, ipliğimi elime aldım.

Kendi beğendiğim bir başka kalp modelini de denedim. Çilekli çilekli...

İlk yaptığım lavanta torbaları dolgun gelmemişti gözüme, o yüzden biraz elyaf ilave ettim, böylece daha tonton, daha puf puf oldular.

Arkadaşıma ulaşana dek, dolabımda duruyorlar. Kapağı her açtığımda kokuları geliyor burnuma mis gibi.

Gördüğünüz gibi ''Ben Ellerimle'' serisi devam ediyor. Sizler de ellerinizle yaptıklarınızı her ay bu amaçla bağlantıları içeren bir yazı yazıyor. Bu ayki burada ve altına siz de kendi yaptıklarınızı ilave edebilirsiniz.

Sırada yarım kalanlar var... En kısa sürede böcükle beraber onlara el atmalı. Zira bayılıyor ben elişi yaparken, illa o da bir ucundan tutuyor. Renkli ipliklerle renkleri öğreniyor. Kendi makası ile kesiyor. Geçen gün babası ile kağıt kesmiş. Gelmiş bana gösteriyor. Neymiş bu? deme gafletinde bulundum. Biliyorum böyle bir soru sorup yönlendirme yapmamalıydım aslında. Ama aldığım cevap çok mutlu etti beni. Armut böceği imiş kestikleri şey. Bütün gün onunla oynadı. Onu süsledi, yemek yedirdi, gezdirdi, diğer oyuncaklarını tanıttı.

Ben yeniden çocuk olmak istiyorum. Ya siz?

31 Aralık 2011

Yeni Yıl - Hediyeler - Elleri Çalıştırmak

24 Aralıkta yazılan yazıdan bu yana boş durmadık ben de Uğur Böceğim de. Daha önce yaptığım Redwork yastığın aynısını, bu sefer kenarları pamuk fıstolu olarak hediye verilmek üzere hazırladım. Bir seneden fazla oldu, gönderemediğim bir paket var. Onun içine girecek.

Bir başka arkadaşıma daha önceden kasnakta gördüğünüz bu Hollandalı küçük nakışçı gidecek. Gene Redwork.

Bu TonTon küçük hanımı kendimle özdeşleştirdim de biraz galiba. Pek sevdim o yüzden. En az yukarıdaki kuşlar kadar. O kuşlu yastığın eşi Uğur Böcüğü'nün yatağında. Başı kalorifere çarpmasın diye koruyucu olarak aynı zamanda.

Uğur Böcüğüm de boş durmadı. Benimle birlikte kartlar hazıladı. Eller ve ayaklar onun! Yapılışını Pinik Kuşum Ayçam'dan öğrendik.

Evren'in tarifi üzerine ben denedim yukarıdakini de. Çok sevdik. Alt kısımdan görüleceği üzere parçalamaya bile başladık. Küçümen çekiştiriyor akordiyon gibi oynuyor onunla. Hatta ben bile... Dolabın kapağına astım, gelip geçip çekiştiriyorum. Malzeme olarak aldığımız bir derginin içinden çıkan reklam broşurünü kullandım. Kağıdı kalın ve kaliteli birşeydi. O yüzden dayanıklı. Ama keserken elimi yordu bayağı. Eh elleri çalıştırmıyor muyduk zaten?

Gene bir arkadaşıma hediye etmek üzere, bir başka ellerini çalıştıran arkadaşımdan Melda Başçakır'dan bu çantalardan aldım. Hani geç kaldım, hediye etmek üzere güzel, kaliteli ama fiyatı da uygun birşeyler lâzım diyorsanız, sitesine bir gözatmanızı öneririm. Düğündür, doğumgünüdür, Sevgililer Günü, Anneler Günü derken hediye almaya fırsat çok...

Melda kendi tasarımlarını yapıyor. Son dönemde de yoğun olarak seramik çalışıyor. Hani elleri çalıştırmak diyoruz ya, esas bu işi Melda yapıyor. Seramik kilini yoğuruyor, şekillendiriyor. Sırla kaplıyor, pişirmek için fırına veriyor. Sonuçta da çok orjinal, güzel ürünler çıkıyor. Bu aralar yoğunluğu notluklara, tütsülüklere vermişti ama ben esas onun duvar panolarına, çanaklarına hayranım. Gene elle boyadığı Ev Tekstili kolleksiyonu var İstanbul adında. Başka başka da kumaş boyama ürünleri var. Aşağıdaki fotoğrafta ürünlerini azıcık derlemeye çalıştım... Melda'nın elleri epeyce çalıştı bu sene, seneye daha da çok çalışır dilerim.

Bugün yılın son günü... Bir yılı daha bitirdik. Ömürlerimize hatıralar katarak tüketti. İyi ya da kötü günlerimiz oldu. Herkesin kendisine özel bir 2011 anısı olacak.

Dilerim 2012 güzellikler getirsin. Savaşlar, insanların para hırsı yüzünden birbirini kırması, yok etmesi üzerine kurulan düzenler bozulsun. Yerine dirlik, birlik, huzur için olanlar gelsin. Gökyüzümüz, denizlerimiz, göllerimiz, nehirlerimiz mavi, topraklarımız yeşil olsun. Üzerlerinde oynanan oyunlar bitsin. Huzurlu, adil, doğru bir dünyada yaşayalım. Yarınlara güzel anılacak şeyler bırakalım. Neticede dünya fani, kendi hırslarımızla onu yok ediyoruz, insanları, insanlığı yok ediyoruz ama bunların bir tekini bile bir başka dünyaya götüremiyoruz. İyilikleri, yaptığımız güzellikleri, kırmadığımız kalplerden bize gelenleri götürebiliyoruz.

2012'de sağlıklı, mutlu, tüm sevdiklerinizin yanınızda olduğu günler sizlerin olsun.

21 Ocak 2011

Uğur Böceğim'in Doğumgünü Sofrası


İki sene önce hayatıma güneş gibi bir ''Uğur Böceği'' doğdu. O günden beri de, en sıkıntılı günümüzde bile yüzümüzü güldürdü (Maşallah diyelim nazar değmesin böcüğüme). Ay agu diyor, ay katı mamaya geçtik, ay emekliyor, ay sıraladı, şimdi yürüdü bak, ilk kelimesini söyledi derken, zamanın nasıl da hızla akıp geçtiğini anlamadık bile. Hep çocukları büyüyen arkadaşlar, aman bu günlerin kıymetini bilin çabucacık geçip gidiyor, anlamıyorsunuz bile, diyorlardı. Aynen öyle imiş durum. İki sene nereye geçti hiç anlamadım.

Geçen sene, tam da doğumgününde başlayan inşaat hayatımızı kabusa çevirmişti. Ne biz, ne de misafirlerimiz anlayıp tadına varabilmişti Böcüğümün ilk doğumgününün. İçime oturmuştu bu durum da benim. Bu sene herşey çok güzel olsun istedim. Böyle kabuslar hayatımızda olmasın diye diledim. Haftalar önceden neler yapsam diye tek tek baktım internetten dostların sitelerine. Geçen sene Hülya'nın kızı için hazırladığı Uğur Böceği temalı doğumgünü çok hoşuma gitmişti(zaten Ponpon hanımdan sonra Uğur Böcüğü lafı da oradan pelesenk oldu dilime) ve orada gördüğüm uğur böcekli kanepelerden yapmıştım. (Minik farklarla, ben tuzlu bisküvi yerine minik sandviçler kullandım, böcüğün beneklerini zeytin ezmesinden yaptım. Zeytin olarak kalamata kullandım. Domatesi de 4'e bölmedim. Kanatlarının olduğu yerden çentik attım.)Bu sene de aynen geçen sene yaptığım usulde, ilk sırada onlar vardı. Sonra, sordum Hülya'ya bu sene neler yaptın diye, bir türlü detayları yazmayı yetiştiremedi. Ama ne yapıp edip bana özelden ulaştırdı yaptıklarını sağolsun. Kocaman teşekkürler sana Hülya.

(Daha masa tam yerleşmemiş halde)

Biz neler yaptık(ben çok aradığım için, arayanlara kaynak olsun):
  • Uğur böcekli kanepeler
  • Sarımsaklı havuçlu salata
  • Peynirli börek(anneanneden)
  • Kıymalı poğaça(anneanneden)
  • Yaprak dolması(anneanneden)
  • Rus salatası
  • Funiyka
  • Şeker kurabiyeler(bebekli ve ördekli)
  • Bebek süslemeli sakız kabaklı çikolatalı kek
  • İncirli cevizli pasta


Ben tuzlulular konusunda çok becerikli değilimdir. Bu konuda anneanne Hızır gibi yetişti imdada. Tatlıları da abarttığımı davetliler gelip gittikten sonra anladım. Ciddi anlamda abartmışım hem de! Bu işin en zor yanı da menüyü oluşturmak idi.


En çok kağıt bebekleri yapmaktan zevk aldım. Bir hafta öncesinden başladım yapmaya. Bu sitede görmüştüm. En ince detayına kadar anlatmışlar yapımını. Kimisi nişan davetinde, kimisi düğün davetinde kullanmış. Ben de Böcüğümün masasında gelincik gibi açsınlar istedim. Başlangıçta onların yaptığı gibi sadece elbiseli olanından yapmaya başlamıştım. Ama hoşuma gitmedi, eksiklik hissettim. Daha sonra, kağıt bebek diye arattım ve karşıma çıkan bu bebeklerin yazıcıdan çıktılarını aldım. Tek yüzlü oldukları için saç modeli düz olan bir bebeği seçtim. İki yüzü yapıştırırken araya kürdan koydum. Grapon kağıdı ile eteklerini hazırladım. Böcüğün ele geçiremeyeceği bir yere sakladım. Sakız kabaklı, çikolatalı kekin tarifini buradan aldım. Nefis oldu.

Funiyka'nın da hikayesi var çok eskilere dayanan. Bir tekstil firmasında, üretim müdürü olarak çalışırken, konfeksiyon bölümünün ustabaşı olan hanım, Bulgaristan göçmeni idi ve birgün fabrikaya elinde bu tatlılarla gelmişti. Bir hareketim, onun çok hoşuna gitmiş. Jest olarak da tatlıları bana ve bir grup arkadaşına yapıp getirmiş. Bayılmıştım. Tarifini istediğimde de kalıplarla yapıldığını, onların da o zamanlar Türkiye'de bulunmadığını öğrendim. İlk Bulgaristan'a gidişinde bana da o kalıplardan getireceğine söz verdi ve sözünde durdu. Ama benim ihmalkarlığımla yıllardır yapılamayan bir tarifti. Kalıplar da bir köşede sırasını bekledi durdu. Kurabiye kalıplarına elimi attığımda, onlarla da karşılaşınca, yeter bu kadar köşelerinde durdukları dedim listeye onları da aldım. Ama hamurunu evde yapmaya cesaret edemedim bu yoğunlukta ve yerine hazır milföy hamuru kullandım. Tarifi de bu siteden aldım. Elimde 6 adet kalıp olduğu için, 3 defada pişirmem gerekti. Bu da zor oldu. Sonrasında kalan hamur için alüminyum folyoya huni şekli verip üzerine yağlı kağıt sardım, o da aynı işi gördü. Keşke en başından beri aynı şeyi yapsaymışım. Muhallebisi için de iki kat ölçü kullandım. Çok fazla geldi. 6 kase fazladan muhallebimiz oldu böylece! 18 adet için 1 ölçü denk gelecekmiş.


Peynirli börek, kıymalı poğaça, yaprak dolması annem usulü klasik tariflerdendi.

Rus salatası da klasik bildiğiniz Rus salatası. Sarımsaklı yoğurtlu havuç salatasında havuçları biraz zeytinyağı ile kavurdum. Kıtırlığı gidene dek. İçine çok az kimyon ve kuru nane kattım.

Aslında Zuhal'in civ civli patates salatasından yapacaktım özellikle çocuklar için. Ama griptir, 5.hastalıktır, çocuk milleti fire verdi ne yazık ki. Onun yerine Ayşem'in şeker kurabiyelerinden (hala o yarışmanın benim gözümdeki birincisi sensin Ayşem'im) yaptım. Şeker hamurunu sağlıklı bulmadığım için de süslemelerini uygulamadım. Yeni çıkan ve süpermarketlerde satılan başka bir süsleme malzemesinden birkaç tane kurabiye üzerinde denedim ama onların da sağlıklı olmadığını düşünüp, en güzelinin süslemesiz sade kurabiye olduğuna kanaat getirdim. Onları da eve gelen miniklere hediye olarak verecektim ama gözüme çok fazla sade göründükleri için, içinde GDO'suz malzeme kullandıklarını belirten bir markanın çikolatası ile balonda karar kıldım teşekkürler hediyemiz için. Ayşem'in böcüğünün doğumgününe hazırladığı paketlerden biraz kopya çektim paketleme hakkında da. Balonlarımız, süslemelerimiz derken ev, masa hazırdı...


Konuklarımız ve Böcüğümün arkadaşları da gelince, evin içinde mutluluktan zıplayan bir küçümenim oldu. Sevinmek ama nasıl sevinmek! Zıplamak, el çırpmak, her türlü mutluluk ifadesi....

Bu arada bizimkinin en yakın arkadaşlarından birisi 75 yaşında ve ona bayılıyor. Hergün adını sayıklıyor. Ona gidelim, o bize gelsin şeklinde. Yaşıtlarından daha çok seviyor görünüşte... Ama bu sefer yaşıtlarını görünce sevinçten herşeyi unuttu!

Bizim böcük pek insan canlısı. Oyuncak kapmaz, paylaşır, bencillik etmez. Yaşıtları ilk başta oynadıkları oyuncak için kavga edeceklerini düşünüyorlar genelde. Bunu farkettiğim durumlarda haydi anneciğim, şu kardeş senin elindeki bu oyuncakla oynamak istiyormuş deyince, bizimki uzatıyor, başka bir oyuncak alıp onunla oynamaya başlıyor. Bu da karşısındakini çok şaşırtıyor ve kavga çıkmayacağını anlayınca beraberce oyuncakları ala vere oyuna başlıyorlar. Gelen çocukların hiçbirisi evine dönmek istemedi. Gitmeyelim diye diye gidenler oldu. Annesinin kaptığı gibi götürdüğü çocuklar oldu. Bizim böcüğün 75 yaşındaki arkadaşı daha oturduğu için sesi çıkmadı gidenlere. Sonrasında da babası gelince kimsenin arkasından ağlamadı, neredeler demedi. Aslında hiç demiyor, güle güle, gene gelin diyor, el sallayıp öpücük veriyor ama gitmemek için ağlayanları görünce kendisini kaptırır mı diye endişe ettim. Endişem yersiz çıktı.

Nihayetinde böcüğüm çok mutlu oldu, gelenler mutlu oldu, tüm bunlar beni de mutlu etti. Nice nice yaşlara sağlıkla, mutlulukla, sevdiklerinle Böcüğüm! Canım, canımdan bir parçasın sen benim!

İlerideki yaşlar için Işıl'ın çok güzel önerileri var. Önümüzdeki seneler için neler yapacağımız şimdiden şekillenmeye başladı böylece.

Kutlama önerilerini anlatan başka siteler de burada ve burada var.

03 Ocak 2011

Güzel Şeyler


Yeni yılın ilk günü dost bir sofrada idik. Sevdiğimiz, sevildiğimizi bildiğimiz, hırslardan, kem gözlerden uzak, kalbimiz sevgi dolu, konuşmalar bilgi dolu, dünya tatlısı insanlarla... En çok da uğur böcüğü mutlu idi. Bir oraya koştu, bir buraya, ablalarının küçüklüğünden kalan oyuncakları ile oynadı bol bol. İçlerinden bir zamanlar benim onlara aldığım hediye oyuncaklar bile çıktı, sevgi ile andık o günleri...

Komşularından ikisi kendilerinin yeni yıl adeti olan zerde ve aşureden getirmişti, paylaştık, yedik. Andık bir ülkede yaşayan başka milletlerin de kültür kardeşliğini, dostluğunu, komşuluğunu.

Po ve annesi Saman'ın da kalbimizdeki yeri ayrı. Zavallı Samancık, ben hamile iken 3 defa yavru verdi. Kızlar hesaplıyorlar ve bizi yarıştırıyorlardı esprileri ile.  Her seferinde 3-4 tane yavru ile karşımıza çıktı Samancık. Ama eşini kaybetti. Şimdi kızı ile oturuyor camdan kalesinde.
Her ne kadar bizim böcek Saman ve Po ile daha önce de tanışmış olsa da, bu sefer Guinea Pig yerine Porsuk diyeceği tuttu onlara. Ceylanlı bir kitabı var. Çıkartma yapıştırılan. Oradaki Porsuk'a benzetmiş! Geldi gitti, poooosuk dedi, bizi güldürdü. Harika bir gün geçirdik dostlarla...


Sonra yılın son günlerinde Bibiciğin doğumgünü vardı. Nefis bir sofra ile taçlandırılmıştı. Dost yüzlerin hep birarada olduğu ve Bibi ile Bebi'nin inanılmaz yakışıklı(Maşallah) halleri ile misafirlerini ağırladığı... Nice yaşlara hep böyle güzel, yakışıklı, mutlu ve sağlıklı gir Bibicik.

Kapıdan çıkarken bizi hoş sürprizler uğurladı. Eline ve aklına sağlık Ayşem'im. Dost ve güzel insanım. Ben senin yaptıklarını nasıl unuturum? Taaa İngiltere'lere yolladığın içi boncuk, elişi örnekleri dolu paketleri, hakkımda yazdığın en güzel yazıyı... Nasıl unuturum, söyle bana? Şimdi dilek dileme sırası bende. Herşeyin en güzeli senin ve ailenin olsun. O güzel yüreğin ve insanlığın ile sen çok daha fazlasına değersin.

Veee can dost Evren'imiz. Sana nasıl teşekkür etsem bilemiyorum ki! Sana söyleyecek söz bulamıyorum ki! Ne diyeyim, ne diyebilirim? Her seferinde utandırıyorsun bizi. Mahçup oluyoruz artık. Sağol, varol, Sincap hep mutlu olsun. Hep sağlıklı olsun. Yüzünüz hep gülsün. En güzeller sizin yanınızdan eksik olmasın.
Bizim uğur böcüğü elinden düşürmüyor bu kartları. Tam minik ellerine göre geldi. Acayip mutlu.
Anne de nasibini aldı elbet. Atatürk Arboretum'unda kıyamadığı için alamadığı yaprakları ellerinin arasında tuttu, tuttu, öptü, kokladı ve sevdi.
Topaç'ın hakikaten topaç olduğunu anlamamız biraz zor oldu ama muhteşemdi! Birkaç e-posta geldi, gitti bu konuda. Benim halim kahkahalarla gülmelik idi.(Gülen sen olduktan sonra hep gül Evren'im) Altı düz olduğu için, dönebileceğini bu mühendis kulunuz(itiraf etti, baba mühendis de benim gibi düşünmüş) çözememişti. Babam olsa, diplomalarınızı elinden almak lazım sizin derdi herhalde! İşte dönebildiğinin kanıtı da burada, Berceste tarihinin ilk Blogger videosu(başka video ortamlarından var mesela vatozların kedi gibi kendisini sevdirdiği London Aquarium var) olarak!


Sonra bir uçurtmamız da var artık bizim. Sincap elleri ile rengini seçmiş, hazırlamış Uğur Böcüğü için.
Bu hediyeler için de teşekkür ederiz buruk ve kırgın bir kalp ile... Şu cümleler de gönderene bizim yeni yıl hediyemiz olsun...

Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme.

Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı.Sorun yok, sadece bekle.Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktır, rüzgar esecektir ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur! İzlemeye devam et, şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlıdır, şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş, güzellik olanların içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!..

Hayat üçbuçukla dört arasındadır...

Ya üçbuçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın...

Neyzen Tevfik