Ebe Sobe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ebe Sobe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Ağustos 2012

Çiftçi Değil Öğretmenim


Stephen Ritz, '' Çiftçi değil, ebeveynim, öğretmenim!'' diyerek başlamış konuşmasına. Çoğunluğu terkedilmiş, evlat edinilmiş, özürlü, evsiz çocukları projesine dahil ederek başlamış yola. Öncelikle tohumları tasnif ederek başlamışlar işe. Bir firma sponsorları olmuş...

Canla, yürekle çalışmışlar. İngilizce bilmeyenler bile gösterdikleri fotoğraflardan tek tek neler yaptıklarını rahatça anlayabilir. O kadar net ve açık.

New York'un ilk iç mekan yeşil yiyecek elde edilebilen duvarını yapmışlar.
Kullanılmayan ya da toprağı kötü, hiçbirşey yetiştirilemez denen yerlerde kucak dolusu yiyecek yetiştirmişler.

Çocuklar kantinde çok ucuza aldıkları adına gıda denen, kendisi gıda taklidi yapan paketli yiyecekler yerine, tazecik meyve ve sebzelerle beslenmeye başlamış.

Çalışmaları örnek olmuş ve bir projeyi bir başkası izlemiş...

Sonuç çok güzel!

Ben Facebook'ta takip listeme aldım sayfalarını. Bize de örnek olur dilerim.

Demet sormuş, kendinizi kötü hissetiğinizde ne yapıyorsunuz? diye...

Böyle örnek hikayelerle yeniden kendimi buluyorum Demet!

27 Ağustos 2009

Yaratıcı Sobe


Sevgili Dağlar Kızı bana hediye göndermiş, çok teşekkür ederim. Bu ''ebe-sobe'' durumlarında, oldum olası pek başarılı değilimdir. O yüzden nasıl cevap vereceğimi bilemedim ama bir deneyelim bakalım!

1.Kural - Ödülün logosunu eklemekmiş(kendileri yarı İngilizce, yarı Türkçe haliyle yukarıda yer alıp 3.3 maddesine göre beni huzursuzlandırmaktalar. Ama esas halini bozmamak için elleyemiyorum, hazırlayan kişiye duyurulur)

2.Kural - Hediyeyi gönderen kişiye bağlantı vermekmiş.
Dağlar Kızı'nın kulakları çınlasın.

3.Kural - Hakkımızdaki 7 ilginç bilgiyi anlatmakmış. Bu kısım işte beni aşıyor. Ne diyeceğimi şaşırıyorum.

3.1- Kendimi anlatmayı hiç sevmem, o yüzden oldum olası bu ebe sobe durumlarında köşe kapmaca oynarım. Ama göndereni de kırmak istemem, sevdiklerimden gelir hep çünkü.

3.2- Takıntılarım boldur. Bu aralar sağlıklı çocuk ürünlerine takmış bulunmaktayım. İnsanların cicili bicili şeylere yönelip, herşeyden üstün tuttukları çocuklarının sağlığını nasıl gözardı ettiğini izlemekte ve çok şaşırmaktayım. Farkedenlerin de sessiz kalmasına hayretle bakmaktayım!

3.3- Türkçe'nin doğru kullanımı için elimden geleni yapmaya çalışırım.
DDD'yi unuttuğumu ve ihmal ettiğimi sanmayın sakın! Mümkün oldukça sesim çıkacak.

3.4- Fotoğraf çekmeyi çok severim. Yakından çiçeklerin dünyası gözüme pek ilginç ve hoş gelir . Bu aralar Pon Pon hanım da baştacı çiçeğim olur.

3.5- Bel fıtığından eve çakılmış halde duruma sinir olmaya devam ederek oflanıp puflanırım! Sol ayağımdaki uyuşma ile kavgam devam eder. Bu sebeple Pon Pon hanımı çok fazla kucağıma alamamak da en üzücü yandır. Amma velakin, beterin beteri var deyip gene de halime şükretme tezatlığını da yaşarım.

3.6- Değişken ortamları hem çok severim, hem nefret ederim. Yer, zaman ve duruma göre değişiklik gösteriyor olsam gerek!

3.7- Tepkisiz kalamam. İlla badırdanırım, mesela şimdi bu soruları çok mu aradınız kardeşim demeden duramayacağım, sonra Blogger'a neden gülen suratlar, dil çıkartan gülen adamlar eklemiyor diye kızacağım.

4.Kural - Sevdiğimiz 7 günlüğün ismi. Bu konuda ayrım yapamayacağım. Bağlantılarımı pek özene bezene seçtiğim ve onları ziyaret etmeden durmadığım için illa ki hepsi diyeceğim.

5.Kural - Kimlere topu atıyorum derseniz,
Rahşan'ımdan vazgeçemem ben sobelerde. Sonra Pınar var sırada. Can'ı pek özledim bu aralar. Zeynep uzun süredir eski hızında yazamıyor bencileyin, onun sesini duymak isterim. Punto amcasız olmaz derim. Çilek Suyu'mu çok özledim. Ayşem'im en yaratıcı karakterlilerdendir, konu yaratıcılık olunca, onsuz olmaz derim. Dawn, Atatürk'ün en güzel sözlerinden birini günlüğüne başlık yapacak kadar bizden, ona da tercüme etmeye, aramıza almaya çalışacağım.

Şimdi bu güzel insanlara durumu haber etme zamanı. Kısa sürede tekrar aranızda olmak dileği ile...

26 Şubat 2008

Ebeler,sobeler...

Bu arıyı ve fotoğraflarını pek severim. Çiçekten çiçeğe konarak topladığı özü bal yapar. O tombik bedeni ile polenleri bir çiçekten diğerine taşıyarak tozlaşmalarına yardımcı olur. Çalışkandır. Üretkendir. Sevimlidir. Yardım almaz, dedikodu yapmaz, diğerlerini eleştirmez, işinde gücüne bakar, durmadan uçuşur iki yana. Ama elleyen oldu mu da haddini bildirir. Bildirir de, bedencağızı taşıyamaz bunun ağırlığını ve orada yaşamı biter.

Neden mi yazdım ben şimdi bunları?

Çünkü Zeynep sormuş... Ebe olmuşum...

** Bakalım kaç tanesi gerçek olacak?

  • Ülkeme dönmek ve eski işimle aynı konu üzerinde çalışabilmek.
  • El işlerimiz ve tarihçeleri, unutulmak üzere olan sanatlarımızla ilgili görsel ya da yazılı bir yayında imzamın olabilmesi.
  • Gene aynı şekilde gelenek göreneklerimizle ilgili araştırmalar yapabilmek.
  • Bu yayınları dünya üzerinde tanıtabilmek. Diğer kültürlerle ortak yönleri bulup, bağlar kurabilmek.

**Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediğim şeyler:

  • Parklarda nergis, çiğdem, kardelen fotoğrafları çekebilmek.
  • Botanik bahçesine gidip kokulu bahçenin fotoğraflarını çekebilmek.
  • Türk işi diye başladığım nakışta, tel kırma kısımları bitirmek.
  • Evin her yanına saçtığım kumaşları, iplikleri toparlamak.
  • Uzun süredir kafamda yazmayı planladığım şeyleri Berceste'ye yazmak, daha sık yazı yayımlamak.
  • Bize çok yakın olduğu halde bir türlü gidemediğim Kettle's Yard'a gidebilmek ve Fitzwilliam müzesini yeniden gezebilmek.

**Bir daha dünyaya gelmiş olsam seçme şansım olsa;

  • Gene ben olurdum. Ama o yukarıdaki satırlarda yazdığım arıcık gibi, kimseler beni ellemesin, sokmak zorunda kalmayayım, enerjimi tüketmeyeyim, devamlı üreteyim ve ülkeme, aileme faydalı işler yapabileyim isterdim.
  • Gene kimya mühendisi olurdum.
  • Gene tekstille ilgili bir işte çalışmak isterdim.
  • Gene gazete içinde büyümek isterdim.

Yani ben, ben olmaktan memnunum kısacası. Kendi kendimle çatıştığım tek konu da uzaklarda olup, yapmak istediklerimin bir bölümünden mahrum kalmak. Ama diğer yandan da çok farklı bakış açıları ile, çok farklı dil, din, kültürlerden insanlarla birarada olmak güzel. Bu da hayatıma çok şey katıyor. Bir gün ben de bunları paylaşmak istiyorum...

Kimi ebeliyorum?

Kulübesinin güzel kraliçesi Pınar, Şirinem Çilek Suyu Sibel, etaminlerin kraliçesi Sanem.

04 Ocak 2008

Çıldırtan Detaylar...

Sözleri tutma zamanı...

Uzun zaman önce, Arzu beni sobelemiş ama Türkiye'de tatilde olduğum için, haberim olmamış. Geçen ay keşfettim, ama bir türlü yazamadım. Gecikme için özür dilerim Arzu'cuğum.


Gelelim beni nelerin çıldırtabileceğine...


Bazen en olmadık şeyde alevlenen ben, bazen öylesine sabredilmeyecek şeylere sabrediyorum ki, kendi kendime bile şaşırdığım oluyor. Nasıl sabretmişim diye.


En tahammül edemediğim beyinsizlik ve çözümsüzlük olsa gerek. Hani çok kolay bir çözümü vardır ama karşınızdaki ya bencilliğinden ya da beyin kapasitesinden dolayı işi yokuşa sürer de sürer...


Haksızlığa çıldırırım. Hakkı olmadığı halde, yaptığı şey karşısında hak iddia edenlere...

Hatta aklıma gelen ilk yaşanmış olayı da anlatayım.

Babamın vefatının ardından miras işlemleri için adliyeye gidilmiş, adliyede 6 ay sonraya gün verilmiş ki, aslında 3 ay içinde halledilmezse cezası var!!! Cezayı da ödemesi gereken biz! Yalvar yakar yurtdışında yaşıyorum denilmiş, gün önceye alınmış, yapması gerekeni doğru yaptığı için görevliye minnettar kalınmış, ama bir kuruş da haksız kazanç verilmemiş. O moralle de arabaya oturulmuş. Eşim arabayı kullanmakta, annem olan bitenden bitap, üzgün arka koltukta,önde de bendeniz. Sokak tek yön, yarısından fazlasını da gitmişiz, çıkışa çeyrek kalmış. Zibidinin teki sokağa tam gaz dalmış! İki taraflı araba park edildiği için, sokakta iki arabanın yanyana geçmesi imkansız! Zaten geçmesin de, karşıdan gelen yanlış yapmış. Yok yetmemiş, ağabey bir de elini kolunu sallayıp hak iddia etmekte, camdan sarkmış: ''Geri gitsene be kardeşim!'' demekte. Ben kopmuşum, eşim gayet sakin. Bakmışım onda kıpırtı yok, adama ben başlamışım bağırmaya...


Adam bir daha camdan dışarı çıkmış, pişkin pişkin: ''Yenge ne diyor?'' diyor. (Ölür müsün, öldürür müsün?)

Eşim gene sakin: ''Kocamın İngiliz ehliyeti var, geri gitme özürlüdür, soldan direksiyon ile geri gidemez diyor'' diyor.

Adam: ''Aaaa öyle mi ağabey, pardon yaaa...'' diyor ve ben eşimin sakinliğine, çözümüne ağzım açık bakarak olay mahallinden ayrılıyorum. Dinsizin hakkından, imansız gelir sözü de bu olayda gerçek oluyor.

Hani detaylar dedik ya, detaylara çıldırırım bazen. Bazen çok boğarlar, bazen de ben insanları boğarım onlarla.

Son dakikada en luzumlu şeyin yok olmasına çıldırırım. Pek giymem ya, etek giyesim tutmuştur, ona en çok uyan renkteki çorap kaçıverir ve yakınlarda da bulunacak yer yoktur mesela...


Yukarıda gördüğünüz sahneye çıldırırım mesela...

Sakın İstanbul zannetmeyin, Cambridge'in en gözde parkından, yoğun bir günün ardından yukarıdaki fotoğraf. Bira şişelerine dikkatinizi çekerim. Bir de yakındaki tuvaletlerin açık olmadığını düşünün... Gece sahnelerini hiç söylemeyeyim ben size.


Temizliğe, hijyene çıldırırım bazen... Hindistan gezisi sonrasında, sabunluğuma çamaşır suyu döküp yıkanmışlığım sonra da kendi salaklığıma gülmüşlüğüm vardır. Mumbai'deki havalanının pisliği, insanların ayakları, ayaklarının altının rengi hala gözümün önündedir. Mısır'da ellerinden yağlar aka aka yemek yemiş eğitimli insanların, sonrasında aynı ellerle elimi sıkarak merhaba demeleri de...


Bir dönem teknik resim hocamın yanında çalışıp milimetrik gözlere sahip olmuşluğum, o milimetrelerde şaşma varsa çıldırmışlığım vardır. Ayakkabının birinin dikişleri diğerinden 1mm farklıysa eyvah! En büyük kabus da kot pantalonların cepleridir. Bir türlü aynı hizzada dikilmeyi başaramazlar, ne hikmetse? İyi ki kalite kontrollerini ben yapmıyorum...

İnsanların böbürlenmeleri çıldırtır beni. Takdir edilecek birşey varsa, karşımdakinden beklerim. Şunu harika yaparım ben demem asla. Kendisini öve öve anlatırken birisi çıldırırım ara ara...


Kendisinin sık sık yaptığı birşey için başkasını eleştirenlere çıldırırım.

Liste böyle uzar gider... Gördüğünüz üzere genelde davranışsal boyutta beni çıldırtanlar. İstanbul'da yaşayıp sokağa çıktığım her an çıldırıyorum bir de. İnsanların bencilliğine, canım şehrimi yaşanmaz bir yer haline getirme çabalarına. Okulların kapısının ağzına kadar, araba ile giden velilere. Düşüncesizliklere... Şehrimi çok özlüyorum ve ona geri döneceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum. Keşke bir de ............... olmasalar diyerek.


Eğer kabul ederlerse ben de Punto amcaya, çok meşgul biliyorum ama devamlı beni sobediği için Pınar'a ve bu günlerde meraklılığının kurbanı olduğunu iddia eden Dr.Mor Koyun'cuğuma atıyorum pası. Kabul eder misiniz?

19 Nisan 2007

Ebeleme Sobeleme

Bahçemdeki bu ''Unutma Beni'' çiçekleri, beni unutmayıp oyununuza kattığınız için Burçin'e , Hülya'ya, İpek'e, Gazoz Ağacı'na, Ferhan'a, Dilek'e, Pınar'a , Sibel'e sevgilerini ve teşekkürlerini gönderdiler. Sunduğunuz yemekler(Dilek bana yemek sunmamış ama olsun, diğerleri lezzetli), tatlılar çok lezzetli idi. Bir gün gerçeklerini de yiyebilmeyi diledim.
Bir kişi daha ebelese idi ebeleyenlerde de 3x3 yapmış olacaktım, bir farkla kaçırdım!

Daha önceki oyunda da yazmıştım, kendimi zaten yazılarımda, satır aralarında anlatıyorum, o yüzden ayrıca anlatmayı sevmiyorum demiştim. Ama bu sefer toplu baskın yaptınız, nasıl kaçacağımı şaşırdım! Yollarını aradım ama bulamadım. Daha doğrusu mızıkçı, oyun bozan olmak istemedim. Ama gene de izniniz olursa, bir iki değişiklik yapmak isteyeceğim.

Etkinlikten etkinliğe yemeklerle haşır neşir olduğumdan çok sevgili çiçeklerim yemeklerin yerini alsın istiyorum.


Clare College'in bahçesinden Ayşem'e , Zynep'e, Rahşan'a sarı çiçek selam söyledi.

Christ Piece Parkı'ndan Şefika'ya, TD'ye, Elif'e hercailler selam söyledi.


Grafton Center yakınlarındaki bir evin bahçesinden de Defne'ye, Zeynep Seda'ya, Fatma'ya çuha çiçekleri selam söyledi.

Çiçeklerin selamını kabul ederler, kırmazlarsa onlar da yazabilirler, yok etmezlerse benden onlara birer hatıra olur diyorum...

Bu oyunları ben liseye giderken elden ele dolaşan anket defterlerine benzetiyorum zaman zaman... Sonradan bende anı olarak kalmıştı, arkadaşlarımın yazdıkları.

Gelelim ne yazsam diye ilk sobelendiğim günden beri düşündüğüm sorulara...

1. Daha önce yaşadığım üç şehir denmiş... İstanbul ve Cambridge cevabı ve üçüncü olmasın diyorum. Başka şehirlere gezmeye gidebilirim, ama yerleşmek için bana bu ikisi yeter.

Biri vazgeçemediğim. Diğeri de yeşilini, börtü böceğini, sakinliğini sevdiğim. Yabancı iş arkadaşımı Kız Kulesi'ne götürdüğümde kendimi filmlerde gibi hissediyorum demişti. İstanbul'um... Bir de trafik sorunu olmasa, yol iz bilen insanlarla dolu olsa...

2. Tatil için görüp, önermek istediğim üç yer denmiş... Ben çalışırken hiç yıllık izin kullanmadım desem! İş için gittiğim Hindistan'ı görülesi yerlerin başına yazıyorum. Pisliğine, sıcaklığına rağmen... Aşkımı bulduğum Barcelona var sonra... Çok eğlendiğim, sevdiğim Kapadokya var. Bir de yemeklerine bayıldığım Antakya! (4 oldu, yukarıdaki sorudan 1 alacağım vardı, onu tamamladım!)

3. Görmek istediğim üç yer denmiş... Bir türlü gitmek kısmet olmayan Venedik, Güney Afrika ve Seychelles adaları.

4. Mesleğim... Kimya mühendisiyim, sonrasında İşletme İktisadı Enstitüsü'ne gittim ve öğrencilikten emekli olma fikrinden vazgeçerek, Tekstil firmalarında yönetici olarak çalıştım. Üç farklı üretim alanında. İngiltere'ye gelmeden yaptığım en son iş ise ''Sosyal Denetim'' idi. Ahını aldığım işçilerin sonra hakkını korudum.

5. Dünyaya yeniden gelsem hangi mesleği yapmak isterdim... Okuması çok zor ama gene kimya mühendisliği sanırım ama uygulama kısmında baba mesleği gazeteciliği yapabileceğim nezih bir ortam dilerdim. Ne yazık ki şu anda Türkiye'deki gazetelere bakıyorum, öncekilerle kıyaslıyorum ve çok üzülüyorum. Karar kısmında gazetecilik yerine tekstile geçişim de bu yüzden!

6. Asla yapmazdım dediğim meslek... Büyük konuşmayacağım, ne büyük konuşursam başıma gelir!

7. Yaşam felsemi oluşturan sözlerden biri... Yaşam felsefemi sözlerle belirlemem, belirlemek de istemem!''

İyilik yap denize at, balık bilmezse halık bilir.'' Birine yaptığım bir iyiliğin ardından kadir, kıymet bilinmemesine üzülürken müdürüm söylemişti. Bu güne kadar ne zaman böyle bir olayla karşılaşsam aklıma hep gelir.

8. Bir kitaptan alınan çok sevdiğim bir bölüm, söz, ... Çok fazla var, site alanı yetmez.

9. Çok sevdiğim bir şiirden parça... Orhan Veli severim. Şiirleri benim için hep vazgeçilmez olmuştur... İstanbul'umu özlüyorum son günlerde mesela. Gözlerimi kapatıp hayal ediyorum...

Vazgeçmenin mümkün olmadığı güzellikte havalar diliyorum. Burası güneşli ve bol çiçekli...

(Bütün yazdıklarınızı şöyle bir okuyup kontrol edeyim dediğiniz anda bilgisayar kendi kendine kapanıp açılmaya karar verirse ne yaparsınız? Böyle benim gibi hızlı hızlı, arkanızdan kovalayan varmış gibi yazarsınız!)

Sevgili Rahşan çiçeğimin selamına şiirle karşılık vermiş:

berceste:
sari cicegin selamini aldim
ve derin düsüncelere daldim :)
bu sanal alemde bercestem
sen en gercek olanlardandin.
özledigimiz sehrimizde
birgün görüsebilmek dilegiyle...

demiş! Defne de bir çiçek göndermiş. Çok sevdiğimi buradan söylemek istedim. Teşekkürler arkadaşlar...

27 Ocak 2007

Ebeleme / Sobeleme


Blogları okumaya başladığımdan beri etkinlikler, ebeleme / sobeleme oyunları ile karşılaşırım. Arkadaşlıkları -belki de sanal alemde bağlamak için- ne güzel diye düşünürüm. Bir nevi evine oturmaya gelmesine benziyor bir arkadaşının ya da topu diğer takım arkadaşına atması belki de! Paslaşma...

Diğer taraftan sanal alem değişik. Yüzyüze görüp tanıdıklarımız da var burada, hiç yüzünü göstermeyip kendisini kendi çizgileri ile tanıtanlar da...

Benim ise, blog'u açtığımda, gördüğüm güzellikleri sizlerle paylaşmaktı hedefim. İngiltere'de yaşadığımız değişiklikleri, çevreyi, fotoğrafları, olayları... Birinizin yüzünde gülümsemeye sebep olabildi isem, birinizi düşündürebildi isem, birinize yardımcı olabildi isem ne mutlu bana!

Bugün Kulube'sine baktığımda gördüm ki
Pınar beni oyununa katmak için davet etmiş. Dostum olduğu için, nazik davranışı için, içtenliği için çok teşekkür ediyorum. Sağolsun. O kadar candan, o kadar kendisi ve o kadar cici ki!

Diğer taraftan da ben kendimi anlatamam ki... Ben zaten yazdıklarımla varım. Zaten yazdıkça neyi sevip, neyi sevmediğimi, nasıl biri olduğumu sizler de görüyorsunuz. Duygularımı 'o an' şeklinde yaşıyorum. Ben şuyum, ben şöyle yaparım diye bu satırlarla anlatırsam ben olmam... Ben yazılarımın satırlarının arasında, bir yerlere sıkışmış halde söylüyorum tüm bunları. İsterseniz öyle kalsın gene. Burada ben bir değişiklik yapayım ve oyunu kalkan olmak şeklinde değiştireyim. Siz anlatın beni. Neler görüyorsunuz oradan, benimle ilgili, sizler söyleyin. Olmaz mı?

Oyun bozan demeyin, bu Berceste işte deyin :)

Bekliyorum...


not: Beklerken dinliyorum da, cevap vermemem herkese söz hakkı tanımamdandır, okumuyorum sanmayın :)

Aaa bir de madem öyle, ebeledim seni Behiye :) ve fazla merak iyi değil deyip seni de ebeledim Sevgi :P