10 Mart 2008

Redwork


Benim gene ilginç bir hikayem var anlatılacak...

Bu seferki el işinin menşei Avrupa ama esin kaynağı Türkler. Daha doğrusu Türk kırmızısı... Bilenler bilir, bizim kök boyalarımız çok meşhurdur. Renklerin taklit edilemeyişi, kullanılan maddeler, en önemli kısım da yıkandığı zaman renklerin solmaması!

İşte Türk kırmızısı ipekli iplikler de, böyle meşhur olmuş Avrupalı hanımların elinde. Solmayan ipek iplik ile basit nakış teknikleri ile nakış işler olmuşlar. O dönemde 1 penny'e satılan 6 inch'lik kare kumaşlar üzerine redwork işleyerek kırkyama yapmışlar. Bu kırkyamalar bazen örtü olmuş, bazen yorgan.

Catharine of Aragon'un redwork'ten yapılma elbiseler giydiğini yazan belgeler varmış.

İngiltere'de meşhur olmasının sebeplerinden biri bu ama daha da önemlisi Royal School of Art Needlework in Kensington'da konunun ayrıca ele alınması, nakış tekniklerinin geliştirilmesi olmuş.


O dönemde ipek iplik alamayan az gelirli halk, pamuklu ipliklerle işlemiş bu nakışı. Kumaşı çay ile boyayarak eskitilmiş havası vermiş. Kumaş olarak genellikle beyaz ya da krem renk tercih edilirmiş.

Zamanla renk atmayan diğer renk ipliklerin çıkışı ile bu nakış eski değerini kaybetmiş ama hala günümüzde özellikle kırkyama ve yorganlama teknikleri ile çalışanlar arasında sevilmekte.


Ben de bu kolay ve renkleri bizden olan nakışla bir deneme yapmak üzere aldım elime. Nakış kısmı bitti, şimdi kumaşlarla üzerinde oynaması kaldı geriye...


Yazılı İngilizce kaynak ararsanız buraya , örnek ararsanız da buraya bakabilirsiniz.

13 yorum:

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Sabrına ve becerine hayranım Dilekciğim. Yine hiç duymadığım bilgileri öğrendim sayende.
Sevgilerimle...

sennur dedi ki...

Bende de anneannemin işlediği kuşlu bir servis penceresi perdesi, bir de siyah işlenmiş yastık var. Kumaşlar erimiş, ama iplikler capcanlı vede sağlam. Bana bu teknik, desenlerindeki sadelik ve kullanılan tek renk ile gösterişsiz bir iddialılığı anlatıyor sanki.... Bilgiler için teşekkürler
Sevgiyle kal

acuğpofcaffein dedi ki...

:-)) biliyormusun ben hiç elişi yapamam...:-)) hatta orta okuldayken elişi dersinde kızlar erkekler ayrı ders yapardı... bende kızların sınıfından hep erkeklerin sınıfına kaçardım ve onların yaptıklarını yapardım... Çivi çakmayı, kumaş kesmekten daha kolay bulduğum için herhalde, kimbilir...:-))
yanlız fotoğraftaki el işçiliği pek bir harika canım...:-))
sevgiler...

Punto dedi ki...

Araştırmacı-gazeteci olacağın yerde gittin kimyacı oldun. Çok güzel bilgiler yine.

Zeynep dedi ki...

El işlerinin rahatlatıcı etkisini sen de keşfettin sanırım Dilek'çiğim.

Anne ve Bebisi dedi ki...

Wow, cok guzel olmus, ellerine saglik:) Verdigin ornekler linkinde cok guzel desenler var. Islemeler herhangi duz bir kumasa yapilabiliyor mu?

Berceste dedi ki...

Teşekkürler Burçin. Bu nakış pek sabır işi değil, en kolayı. Gözleri zorlayan diğerlerinin yanında en yapılası olanı. Ben de senin pastalara hayranlıkla bakıyorum. Sevgiler...

Servis pencereleri başlı başına bir konu değil mi Şennur? Mutlaka fotoğraflarını çek derim onların. Ne iyi ki senin gibi değer bilen birisinin ellerinde saklanıyorlar. Sevgiler...

Teşekkürler Caffeinciğim :) Sevgiler...

Teşekkürler Akın amca. Gazeteci olmayı çok istedim, ama günümüz gazetelerini ve gazetecilerini görünce babam çok ileri görüşlü ve haklıymış, iyi ki gazeteci olmamışım diyorum :( Ruhu kalmış ama demek ki, böyle yazılarla o günleri anmış oluyorum. Kimya mühendisliğinde de en çok mühendislik derslerini sevmiştim :) Sizin çınar ağaçları yazınızla bağlantılı bir yazı yazmak var şu anda aklımda. En kısa zamanda onu hazırlamayı düşünüyorum...

Ben 5-6 yaşlarından beri el işlerinden hiç kopmadım Zeynep. O etki taaa o zamanlardan :) Sevgiler...

Teşekkürler Esra. Genelde kumaş olarak patiska ya da benzeri ekru renkli bir kumaş tercih ediliyor. Patiskayı John Lewis'de calico adi ile bulabilirsin. Oğluşunu da yanaklarından benim için öper misin? Sevgiler...

B5 dedi ki...

Cayla kumas boyama isi hosuma gitti. Bir nevi lekeden faydalanma gibi:)))
Senin bu isi yaptigini ise sonradan anladim. Heves uyandiriyorsun yine :)
Gorusmek uzere,

sennur dedi ki...

Sevgili Dilek Punch iğnesinin kullanımı ile ilgili bilgi ekledim, ne tuhaf meraklı insanlar aynı noktalarda buluşuyorlar, aletle ilgili senle aynı deneyimleri yaşamışız:) merak kediyi öldürür derler ya...bakalım bize nolcak:))))
Sevgiyle kal

sennur dedi ki...

Aaaa unuttum, servis pencereleri ile ilgili söylediklerin de çok haklısın. Artık evlerde kullanılmıyor. Halbuki ne kullanışlıydılar, mutfakta çay veya kahve hazırlarken sohbete oradan yetişen anneannemin sesi kulağımda...Tabağı uzatır ve "hazııııır" derdi. Evin mekanlarını birbirine bağlayan, iletişimi koparmayan bir farklılıktı, yok oldu gitti. Servis kapıları da öyle... tabii bir gün eski işlerimi de paylaşacağım, sarıp sarmalayıp kaldırıyorum, genelde düşünüp taşınıp bu tür eski anıları günlük yaşamıma dahil etmektekten hoşlandığımdan, onlarda bir yoluna girecek bir gün... de vakit yetmiyor ki:(( Zamanın bereketi yok sanki, buralarda mı böyle, yoksa 24 saat artık eski 24 saat mi değil?
Sevgiyle kal

Berceste dedi ki...

Doğal boya diyelim B5'ciğim :) Haydi sen de dene, gaza da getireyim :P Sevgiler...

Aman bizim merak ölmesin Şennur :) Sen servis penceresi deyince benim aklım çok eskilere gitmişti. Hani hanımlarla beyler aynı odada oturmazmış, hanımlar bir servis dolabı ardından beyler kısmına yemek yollarmış... Safranbolu evlerinde var ya, onları düşündüm ben. Dolap şeklinde idi galiba onlar. Gerçi sonradan yapılanlar da tarih oldu sayılır. Zaman konusunda haklısın. Zaman yönetimi kursuna gitmeli :) Sevgiler...

Ferhanca dedi ki...

Dilek'cim, ilkbahar kuşların çok güzel olmuş..Türk kırmızısıda harika bir tondur, boyamaması en güzeli.
sevgiler..

Berceste dedi ki...

Teşekkürler Ferhan,
İlkbahar kuşu diye düşünmemiştim. Güzel fikir verdin, sağolasın :)O zamanlar kırmızı boyamazmış, ama günümüzde kök boya ve ipek ip yerine kullanılan, sentetik boyalı pamuk ip bakalım ne yapacak? Sevgiler...