Çocuklar İçin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuklar İçin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2015

Köy Günlüğü Bölüm 2

Yazıları yazana dek bir yaz sezonu ve bizim yeniden köye gidiş zamanımız yaklaştı bile. Düğün derneğin ardından, Pazartesi oldu mu günlerden, pazar zamanı der evin büyükleri ve kıpır kıpır olmaya başlarlar. Biz sabah erken kalkmazsak, bir bakarız eşimin babası pazara gitmiş bile! O yüzden sabah erken kalkmalı diye anlaştık, sakın bizsiz gitme diye sıkı sıkı tembihleyerek uyuduk.

Sabah evin küçümeniyle birlikte çıktık yola... Bu dümdüz yeşil görünen yerler pirinç / çeltik tarlaları.

Üretimi sırasında en çok kimyasalın kullanıldığı ürünlerden pirinç.

Sıra sıra asker gibi dizilen kuşlar, özellikle de leylekle karşılaşmak bizim böcüğü çok heyecanlandırdı. Kuşlar pirinç üretiminde bol su olduğu için, bu ortamı da seven canlılar arasında salyangoz ve sümüklüböcekler bulunduğu için çeltik tarlalarının kenarlarında bu canlıları yemek üzere hazırda beklemektelermiş.

Tarlaların arasına atılmış kocaman çuvallar da vardı. Onların içinde gübre mi, ilaç mı vardı bilemedik. Pirinç üretimi en ağır, insan sağlığını en çok tehdit eden ve en fazla miktarda ilacın kullanıldığı alanlardan biri. Herşeyin üretim aşamasını bir gözden geçirmeli ve ona göre tüketmeli demeden geçemedik. Nitekim pazarda da ilaçlanmamış hiçbir ürün bulamadık. İlaçsız olmaz dediler de başka birşey demediler. Pazarcı teyze ahanda şuncaktaki elmalar tek tük tarladaki ağaçtan, az onlar diye ilaçlamadık, beğenirsen ondan al deyince kadıncağızın şaşırmış bakışları altında ona koştuk.




Benim gizli bir planım vardı. 2 senedir nabız yokluyordum. Kayınvalidemlere sizin tavukların yanına ördek de yakışır değil mi deyip duruyordum. Onlar da istemeyiz o ortalığı pisletir diyorlardı. Siz istemezseniz biz de arkadaşlarımıza hediye götürür göletlerine atarız deyip 2 tane ördek yavrusuna el koyduk bu sefer. Zaten pazara adımımızı atar atmaz onlar karşılamıştı bizi. Kaçış yoktu. Torun mest olunca dede de ses edemedi. Ses edemedi ama torundan çok kendisi sahiplendi.

Eve getirdiğimizde kendilerine özel yer hazırlandı. Çok minik olduklarından civardaki kedilerin ellerine düşmemeleri için nöbet tutuldu.

Ben adlarını Cem ile Cemile koydum. Böcük de Ceren ile Egemen koydu adlarını. Böylece Egemen Cem ve Ceren Cemile ailenin 2 isimli olma adetine de uyum göstermiş oldu. Biz kafamıza göre seslendik onlara o ayrı. Neticede bu arkadaşlar oldukça oburdu. Minnak olduklarından daha taneli yeme de geçememişlerdi. Ancak un ufak edilmiş olanlarla beslenebiliyorlardı. Biz acemi olduğumuzdan ayar konusu dedede idi.

Yemek yerken kabın içine dışına girip çıkmakta ustalık göstermelerine rağmen tuvalet konusunda oldukça terbiyeli idiler. Asla dışarıyı kirletmediler. Yüzerlerken suyu gübrelediler. Onlar da mis gibi yeşillikleri beslemeye gitti. Ağaç dipleri şenlendi.

Elden ele poz poz fotoğrafları çekildi.

Çok oynamayın, rahat bırakın garibanları diye ara ara dede bize söylendi haklı olarak.

Ama o kadar yumuk yumuk, o kadar tatlıydılar ki. Tüyleri puf puf. Yumuşaklığı hala avuçlarımızda hissediyoruz.





Başlarda suya giriş çıkışta zorlanıyorlardı. Kendilerine tahsis edilen leğeninin kenarları yüksek geliyordu. Ama sonra birbirlerine yardım ederek inip çıkmayı öğrendiler, sonra da kendi kendilerine. Hatta bu unufak edilmiş şeyleri yiyebilen minnaklar arılara, sineklere doğru hamle yapmaya başladılar ve havada sinek kaptılar. 1 hafta içerisindeki gelişimleri inanılmazdı.





Güneşte güzelce tüyler temizlenmiş ve kabartılmış halde.



Birbirlerinden ayrılmamaları da çok güzeldi.



Arkadaşlarımıza giderken, ayrılmak zor olacak sizden ama nasıl kutuya koyarız derken dede ile babaanne ellemeyin onları dediler. Bizde bir şenlik... Arayıp da bulamadığımız şey. İzin çıkmıştı, bizimle kalacaklardı.

Köyde kaldığımız sürece elimizden, yanımızdan hiç eksik olmadılar. Dönüşte onlardan çok zor ayrıldık.

03 Mayıs 2014

Çocuklarla Yenebilir Bahçeler

Bu sene okulumuz taşındığı için yeni bahçemiz
Son yazıdan bu yana 1 seneden fazla olmuş...

Bu sessizliğin sebebi nedir derseniz, yoğun çalışma, düşünme, konsantre olma süreci...

Neler yaptık derseniz de, Permakültür Tasarım Sertifikası kursunun ardından bizim Uğur Böcüğü'ne okul bakarken alternatif ekonomileri kullanmak aklıma geldi ve okulla takas yaptık. Ben Doğa ve Çocuk dersi vermeye başladım, onlar da Böcük'e burs verdiler. Böylelikle 2 öğretim yılı boyunca çocuklarla hem iç mekanda, hem de bahçede çalışmalar yapıyoruz. Bunun yanında İstanbul Permakültür Kolektifini bir arkadaşımla birlikte kurduk ve çalışmalara başladık. Haftaiçi, haftasonu bir koşturmacadır gidiyor.

Aynen bu yazılarımda hayal ettiğim gibi oldu okul çalışmalarımız:

http://berceste.blogspot.com.tr/2012/03/bahcelerinde-yenilebilir-bitkiler-olan.html
http://berceste.blogspot.com.tr/2012/08/ciftci-degil-ogretmenim.html
http://berceste.blogspot.com.tr/2012/11/cocuklara-egitim-veren-sehir-bahcesi.html

Böcek Otelimiz
Çocukların inanılmaz bir hayal güçleri var. En çok böcekleri seviyorlar, çünkü onları yakından tanımıyorlar, öğrenip tanıdıkça hayranlık duyuyorlar. Arılara bayıldılar. Daha önceden korkuları vardı. Arının ısırdığına ve canlarını yakacağına inanıyor ve kaçıyorlardı. Şimdi ona zarar vermezlerse, arının da onlara birşey yapmayacağını, çünkü bal arılarının iğnesi ile birlikte iç organlarını da yitirdikleri için öleceklerini ve hayatlarına mal olacağı için bunu son savunma silahı olarak kullanacaklarını biliyorlar. Yaban arıları ile bal arılarının farklarını öğrendiler. Isırmadığını, soktuğunu da öğrenmiş oldular.

Evde annelerine örümcek ağlarını almazlarsa evdeki sinekleri örümceklerin yakalayacağını, böylelikle ilaç kullanmaya gerek kalmayacağını söylüyorlar. Anneler büyük şaşkınlık içerisinde.

Tohum için şaha kalkan marulumuz
Bahçede yetiştirdiğimiz marullardan üç defa hasat aldık. Biliyorsunuz kökünden çıkartmazsanız, size yeniden ürün veriyor. İlk hasadı okulca salata olarak yedik. Sonrakileri okulumuzun sahibi alıp evine götürmüş, böylece okul dışına bile hizmet vermiş oldu. Tohumluk ayırdığımız marul boyumuzu geçti ve şimdilerde çiçeklendi. Tohumlarını bekliyoruz ki, yeniden ekebilelim.

Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesine yaptığımız gezi sonrası aldığımız naneler büyüdü, serpildi. İki çeşit tıbbi nanemiz oldu. Diş macunlarına koku veren bir tür, bir başka tür de dış kenarları beyaz, içi koyu yeşil ve farklı bir tadı/kokusu var.

Soğanlı bitkiler dersinde ektiğimiz soğan ve sarımsaklarımız büyüdü. Bir öğrencimizin hediyesi olan laleler rengârenk bahçemizi süsledi ve arılarla, kelebekleri çekti.

Nejat beyin bizlerle tanıştırdığı süs kabakları
Önceki hafta okulumuzda Nejat Pars beyi konuk ettik. Bize çok değişik türlerde kabakları tanıttı. Ayrıca Türk Türbanı kabağını ve tohumlarını, iki de bebek havuç hediye etti.

Nejat beyin hediyesi bebek havuçlarımız, kendisi saksı içerisinde yetiştirip tohumluk ayırmış. Büyümeden bize hediye etti.
Afacanlar kabaktan çıkan tohumları tek tek saydılar ve kabakların hepsine bayıldılar. Çok ilginç buldular. Top olarak oynamak isteyenler oldu, üzerinde neden gözyaşı gibi şeyler var diyenler oldu.

Minik ellerin kompost solucanı ile tanışması. Korkup ezmesinler diye baştan mecburen ben de tutuyorum.
Kompost nedir ve türleri nelerdir bunları öğrendi küçümenler, solucan kulesini tahtaya geçerek bir güzel anlattılar. Kompost solucanlarına bayıldılar. Tek tek ellerine aldılar. Gıdıklıyor deyip kıkırdadılar. Hassas solucan kardeşler açısından belki pek iyi olmadı ama çocukların korkusunu yenmeleri açısından ilaç gibi geldi. Hatta öğretmenlerin bile.

Geçen seneki patateslerimizin çiçekleri

Geçen senenin patatesleri
Geçen sene kabuklarından ektiğimiz patatesleri hasat etmiştik. Önümüzdeki hafta yenilerini ekeceğiz.

Bu seneki meyve ağaçlarımızdan çiçeğe duranlar
Yeni diktiğimiz pek çok farklı türdeki meyve ağaçlarımız çiçeğe durdu.

Fırfırlı Kabağımız

Kavunumuz

Organik cin mısırımız
Çocuklarla birlikte ektiğimiz tohumlardan mısır, fırfırlı kabak(sevgili Açalya Amerika'dan yollamıştı tohumunu nam-ı diğer patty pan kabağı), börülce(geçen sene ektiğimiz börülcelerden aldık tohumunu) ve yazık çok beğenip de çekirdeklerini kuruttuğum kavunun çocukları da mutlu mesut başını gösterdi. Ah mini mini elleri tohum ekerken bir görseniz...Yağmurlar izin verirse topraktaki yerlerine kavuşacaklar. Sonrasında çok yağmur yağsın elbette, ama ekim için azıcık izin istiyoruz.

Geçen seneden Fırfırlı Kabağımız, bu senekiler onun çocukları olacak

Geçen seneki börülcelerimiz, bu senekiler onun çocukları olacak. Altta kendiliğinden çıkan semizotlarımız. Canlı malç oldular bize ne güzel... Sonra da yemek...
Sizlerin de çalışmaları varsa, paylaşmayı, karşılıklı tanışmayı isteriz...
Görüşmek dileği ile...

03 Mayıs 2013

Bal Arılarının Hayat Döngüsü

Arılar sosyal böceklerdir. Büyük gruplar halinde yaşarlar ve arı kolonileri kış ortasında 7000 arıdan, yaz ortasında 50 000 arıya dek değişim gösterir.

Kraliçe arı cüsse olarak en iri olanıdır. 12 genç işçi arı tarafından daima korunur, beslenir, kollanır ve ihtiyaçları karşılanır. Görevi yumurta yapmaktır ve günlük yumurta sayısı 1500'ü bulabilir. Gün aşırı yumurtlar ve kolonide hayat bu yumurtalardan çıkan arıların üzerinden döner. Kraliçe arı, en uzun alt gövdeye, parlak bir görünüşe sahiptir. Birkaç defa kullanabileceği bir iğnesi vardır. Ancak polen sepetleri yoktur.

Kraliçenin ömrü 3 ile 5 yıl arasında değişir. Hayatı sıradan bir larva olarak başlar. İşçi arılar onu özel bir besinle 48 saat içerisinde beslemeye başladıklarında hayatı ''Kraliçe'' olarak değişir. İşçi arılar bu işlemi birkaç larva için yaparlar. Aralarında en güçlü olanı ortaya çıkar ve diğerlerini yok ederek yanına erkek arıları alır, onlarla birlikte en yüksek noktaya uçuş yapar ve kovana döndüğünde, kraliçe arı görevini üstlenir.

Erkek arılar kraliçeden küçüktürler. Karınlarının alt bölümü daha yuvarlaktır. Çoklu iri gözleri, kuvvetli kanatları vardır. İğnesi, balmumu bezleri, hortumu yoktur. İşçi arılar tarafından beslenirler. Görevi kraliçe arıyı döllemektir. Yaklaşık 8 hafta yaşarlar.

Kovanın içinde yaşayan arıların büyük bir bölümü işçi arılardır. Bal arılarının 4 yaşam süreci vardır. Yumurta, larva, pupa ve yetişkin. Her bir yaşam sürecindeki değişimleri önemli ölçüde farklıdır. Her tip arının bu her bir değişim süreci de birbirinden farklıdır. İşçi arıların değişim süreci 21 gün iken, erkek arılarınki 24 gündür.

İşçi arının yaşamı döllenmiş yumurtayla başlar, 3 gün içerisinde larvaya döner. Bu 3 gün içinde proteince zengin, sarı, krem ve jele benzer, işçi arının baş kısmından gelen arı sütü ile beslenir.

Daha sonra larva, 3 gün daha polen ve bal karışımıyla beslenir. İşçi arılar larvadan pupaya dönüşeceği petekleri balmumu ile kapatırlar ve 12 gün daha burada kalırlar. Bu süreçte yetişkin birer arı olurlar.

İşçi bal arıları, yeni işçi arıları antenleri ile karnından gelen bir sıvı ile besler. İşçi arılar sadece 6 hafta yaşarlar. Bu sürede pek çok görevleri vardır.

İlk 3 hafta kovanın içinde çalışırlar. 1. ve 2. gün kendilerini temizlerler. Kendilerine ait olan ve başka petekleri temizlerler. Böylelikle kraliçe arı peteklere daha fazla yumurta bırakabilir. 6. ve 11. günler arası arı sütü ile erkek arıları ve işçi arı larvalarını beslerler. Kraliçe arıyı beslemek için başlarındaki özel bir kısımdan özel bir arı sütü üretirler. Bu süt işçi ve erkek arıları besledikleri sütten daha besleyicidir. 12. ve 17. günler arası bal mumu üreten salgı bezleri en aktif düzeydedir. Balmumu pulları salgılayıp bunları ağzında çiğner, şekil vererek bunun içinde polen ve nektarı saklar. Kovan binlerce altıgen balmumundan yapılmış peteklerden ibarettir.

18. ve 21. günler arası bazı işçi arılar kovanın girişini bekler ve sadece o kovana özgü kokusu olan işçi arıları içeri alır. Tehlike hissettiklerinde bir koku yayarak diğerlerini uyarırlar. İşçi arılar ayrıca tehlike anında iğnelerini kullanarak kendi hayatlarını feda etmekten çekinmezler. İşçi arının iğnesi, alt gövdesinin bir parçası olduğu için, iğne ile birlikte alt gövdesinden de parça kopar ve hayatlarını kaybederler.

İşçi arılar kanat çırparak, kovanın içindeki ısıyı sabit tutar ve peteklerdeki suyun buharlaşmasına yardım ederler. Soğuk havalarda ise daha farklı sekilde kanat çırparak bu sefer içerinin ısınmasını sağlarlar.

Üç haftasını dolduran işçi arılar yiyecek toplamak için kovanın dışına çıkabilirler. Bunun için günde her biri yaklaşık 1 saat süren, 3 mil mesafe kat ettikleri yaklaşık 10 uçuş yaparlar. Sabah çiğ kuruduktan sonra yola çıkarlar ve gün batımıyla son uçuşlarından dönerler. 1 dakikada 10 çiçek ziyaret ederler ve kovana dönmeden önce 600'den fazla çiçeği ziyaret etmiş olurlar.

Balarısı gözlerini en fazla nektarı bulabilmek için kullanır. Bu esnada ultraviyole ışınlarının yardımını alır. En fazla nektarı bulduğu çiçeklerden hortumu yardımıyla nektarı toplar. Arı daha bitkinin üzerinde iken, nektar şekerin en basit formuna dönüşür ve arıya hızlıca enerji verir.

İşçi arılar, birbirlerine en iyi çiçeklerin nerede olduğunu kovana geldiklerinde yaptıkları bir dans ile anlatırlar. Kovana hangi mesafede, kalitesi nasıl gibi bilgileri tek tek bu dans vasıtası ile açıklarlar.

İşçi bal arısı bitkinin üzerinde iken, küçük polen parçacıkları arının tüylü vücuduna yapışır. Arı bunları çiçekten süpürür, vücudundan fırçalar ve top haline getirerek polen sepetinde ve bacaklarında saklar. Bu polen, kovana protein sağlar.

İşçi arılar su kaynaklarından su da toplar. Bu suyu bal ve kovanın havalandırılmasında kullanır. Çiçek özsularını ağzı ile toplayarak, polen sepetlerinde biriktirir. Bu özsu, arı tutkalı(1) olarak kışın kovanın çatlayan kısımlarını onarmakta kullanılır.
Kovana geri dönersek, bal arısı, orta bacaklarını polen taneciklerini kazımak için kullanır ve bunları kuluçka peteklerinde kullanır. Ayrıca yediklerini kusarak diğer arıları besler. Diliyle kovandaki arılara biraz nemi gittikten sonra verir. Nektar fazlası kovanda kimyasal değişime girerek bala dönüşecek olduğu, bal peteklerinde depolanır. Bal arıları, bir milyondan fazla çiçekten topladığı nektarla, yaklaşık yarım kilogram bal yapar. Ortalama bir işçi arı, bütün hayatı boyunca 1/12 tatlı kaşığı kadar bal yapar.
İşçi arı nektar toplayabileceği çiçekleri bulduğunda, kovana geri döner ve dans eder. Bu dans, diğerlerine çiçeklerin nerede bulunduğunu anlatır. Bunun ardından işçi arı, kasları, bacakları, kanatları bitap düşene kadar 400 uzun uçuş yapar. Yere düşer, yorgunluktan ölür.
Sonbaharda, koloni 7000 işçiye düşer. Erkek arılar kovandan atılır, soğuk ve açlıktan ölürler. Kışın, bal arıları hareketlerini yavaşlatırlar ama kış uykusuna geçmezler. İşçi arılar kraliçe arının ve kuluçkanın etrafında kümelenerek, onları sıcak tutarlar. Dıştakiler içe doğru az hareket eder, içtekiler de dışarıya doğru. Baharın ilk haftalarında, depoladıkları baldan kalıntılar vardır. İşçi arılar polen ve nektar aramak üzere uçmaya başlarlar, kraliçe de yumurtlamaya başlar.
Bu şekilde yaşam döngüleri devam eder.
Not (1) :  Arı tutkalı diye bahsedilen, propolis olarak da bilinir.

30 Ocak 2013

Pencere Önü Bahçesinin Zencefili


Pencere önü bahçesi terimi ile ilk tanışıklığım çocuklarla bahçede neler yapabileceğime bakarken, iki yıl önce gördüğüm bu yazıyladır. Sonra hatırlarsanız ilk deneyimlerimi de burada anlatmıştım.

Ardından ilk havucumuzu, hem de siyah olanını köklendirmiş, ilk Permablitz bahçemize ekmiş idik.


Sonra başarısız bir avokado denemem oldu. Herkes başarıyor ama bende inat etti kerata. Annemle frekansları tutmamıştı zaten. Sapladığım kürdanlara mı kızdı, kabuğunu soymamam mı etkili oldu bilmem.

Ardından SALT Beyoğlu'nda ilk Permablitz toplantımızı yaptık. Oradaki çatı katı bahçesinde tenekelerin içine ekilmiş zencefiller gördüm. Bunu denemeliyim dedim!

Bir süre sonra Facebook'ta dolaşan bir yayınla, ananas, avokado, zencefil, havuç ekilebileceği bilgisini tazeledim. Sonra baktım Didem, suya konduruvermiş zencefili, detayları çok sorup soruşturmadan, dolapta çay yapıp durduğum zencefili kapıp ucundan azıcık kesiverdim. Sonra da bir cam kaba az suyu koyup, zencefili oturttum. Çok zaman geçmeden yandaki gözünden hemen bir filizcik baş veriverdi.


Bir süre sonra da baktım beyaz beyaz, sakal sakal kökleri çıkmış.

Neşesi yerinde idi.

Ancak son dönem yaprakların uçları biraz sararır oldu. Bir arkadaşım mutfakta önünde duran. Aynen bu şekilde yetiştirdiği zencefiline limon kabukları konduruvermiş. Keyfi yerine geldi dedi. Olmadı ben de aynı formülü deneyeceğim. Olmadı içinde toprak olan bir saksıya alıvereceğim. O an kafama ne eserse artık!


Bizim zencefil, bir yanında mercimek adam, diğer yanında havuç kafa ile mutlu mesut şimdilik... Orkide arkadaşları da var.

Gözleri olan zencefiller sizin pencerelerinizin kıyısında yetiştirilmek üzere sizi bekler...

Bizde de sırada denenecek ananas var!

28 Ocak 2013

Minik Mercimek Tanesinin Azmi


Çok çok uzun yıllar önce, en az 6 yıl olmalı, İngiltere'deki evde mercimekleri yıkarken, süzgeçten bir minnak mercimek tanesi kenara kaçmış. Benim haberim yok!

Aradan ne kadar olduğunu hatırlamadığım kadar süre geçti. Bir gözüm bahçede olup bitene bakarken, bir gözümle musluk başında birşeyler yıkıyordum. Birden bire gözüm minik mazgaldan bana bakan dik başlı bir yaprağa takıldı. Düşen yeşilliklerden birisi sandım baştan. Sonra farkettim ki, orada kendiliğinden yeşermiş birşey var! Kaptım makineyi çektim fotoğrafını. Sonra da onu! Elime mini minnacık bir mercimek fidesi geliverdi.

Mercimek olduğunu bildim, çünkü altında tanesi de vardı. Yoksa hayatımda ilk görüşüm kendisini.

Benim için inanılmaz bir sürpriz oldu. Sevdim, öptüm mercimek tanesini. Hayata bağlı kalmış, dimdik başını uzatmış ve meydan okumuştu, sevilmez miydi hiç?

Sonra önümde uzanıp duran, her elime geçeni tek tek dizdiğim pencere önü bahçesinde ona yuva aradım. Menekşenin yanına mı, yoksa çiçeği bitmiş sümbülün yanına mı oturttum onu hatırlamıyorum. Ama güzel bir yuva bulmuş olmalı ki, önce büyüdü büyüdü, sarmaşık gibi, sonra minik beyaz çiçekler açtı. Gün geldi sulamayı unuttum, gün geldi varlığını unuttum. Ama azimli mercimek hayatta kalma savaşını unutmadı. Bir gün geldi, baktım minik çenekler içerisinde mercimekler!

Ne yazık ki, onların fotoğrafını çekmeyi de unutmuşum! Eğer olsaydı şimdi ne güzel bir görsel şölene dönüşecekti...

Dünyaya başkaldıran minik mercimek tanesinin hikayesini hiç unutmadım ama. Ne zaman azimle birşeyler yapmak gerekse, hele ucunda bir de hayat savaşı varsa. Aklıma mercimek tanesi gelir hep...


Bu sene miniklerle Doğa ve Çocuk dersi yapmaya başladığımızda, yumurta kabuğu içerisine ne eksek, ne eksek diye düşünüyordum. Hızlıca büyüyüp çıkacak sevimli ve yenebilen birşey olmalıydı.

Aklıma hemen bizim ''Azimli Mercimek'' geliverdi. Mercimek ekmeliydik, hikayesini de anlatmalıyım dedim.


Okulun yemekhanesinde görevli hanımlar, bize pişirdikleri yemeklerden geriye kalan yumurta kabuklarını yıkayıp hazırladılar. Biz de çocuklarla önce içine toprak, sonra da mercimek tohumlarını yerleştiriverdik. Yüz ifadelerini, şaşkınlıkla, mutluluk arasında gezinen bakışlarını görmeniz lâzımdı. Çok keyif aldılar. Kabuğun üzerine bir de surat çizdiğimde hepsi mest oldular.

Artık evlerinde güneş, su ve sevgileri ile büyütecekleri birer ''mercimek adam'' vardı. İlk uygulamamız Bayram Tatili'ne denk geldi. Mercimek adamların bazıları geri döndü büyümüş bir şekilde, bazıları evde unutuldu ama çocuklar tek tek neler olduğunu, nasıl mercimeklerin büyüdüğünü anlattılar.


Neler olacak diye denemek için ben de bir tane alıp eve getirmiştim. Bu da bizim mercimek adam. Yalnız bizimkinin adamlığı kalmadı pek, sulayınca boyaları aktı gitti.... Arabada gelirken kenara düşmüş tohumların bir kısmını da kaybettik. Evin böcüğü merak edip el koymuştu. Biraz da o dökmüştü. O yüzden bizimkinin saçları yan taraftan çıktı biraz ''punk'' misali...


Geriye kalan sağlar büyüdüler, uzadı epeyce. Ama bir noktada durdu büyümesi. Keyfi kaçtı, boynunu büktü. Anneannemiz eceli geldi bunun deyip camlar silinirken, bizden habersiz gönderivermiş onu bir güzel çöpe! Anneanne ile çok fena pencere önü kavgamız var zaten. O orkidelerine ve menekşelerine düşkün. Biz de yenebilen minik pencere önü bahçemizi sevip büyütüyoruz. Yer sınırlı olunca da kapışıyoruz! Epeyce yasını tuttuk anne kız. Bir daha ellemeyeceğine söz verdi anneanne torununa(torun pek kıymetli, yoksa benim gözümün yaşına bakmazdı!)


Aradan zaman geçti. Okuldan bir küçük sınıflarla da ders yapmam üzerine talep geldi. Ayda 1 defa da olsa onlar da dersleri yapalım dediler. Bir küçük sınıfların arasında sizin de böcüğünüz var dediler...

Böcük de çok hevesli imiş ama bana çaktırmıyormuş... Size de derse geleceğim deyince havalara uçtu...


Böylece Böcük ve eşdeğeri yaş grubu ile de ilk derste mercimekleri kabukların içerisine ektik. Ben kabukları tutarken, onlar kaşıkla toprağı, üzerine tohumları, onun üzerine gene biraz toprağı eklediler. Bu sefer daha çok tohum ektik. Ama gene mercimek...


Bu aralar bizim mercimeğin durumu böyle, uzadı da uzadı. Ölmesin diye gözümüz gibi bakıyoruz. Su, güneş ve sevgi dediğim için Böcük her gün anne mercimeğimi öpebilir miyim diye karşıma dikiliyor. Sulayabilir miyim diyor sonra. Güneş de geliyor değil mi diye onu da kontrol ediyor ve hiç unutmuyor! İşi garantiye aldı. Ben unutsam da o illa ki hatırlatıyor.

Yanındaki zencefilin hikâyesini de bilahare anlatacağım.

Sizler de pencerenizin önünde yenebilen bitkilerden minik birer bahçe yapabilirsiniz. Hem kendiniz için, hem de çocukların görebilmesi için. Gün gün nasıl büyüdüğünü izlemeleri, gözlemleri müthiş keyif verecek benden söylemesi...