07 Temmuz 2014

Köy Günlüğü Bölüm 1

Evin Uğur Böcüğünü araba tuttuğu için yavaş ve uzunca süren bir yolculuğun ardından(gemi beklemediğimiz için yaklaşık 6 saat) eşimin köyüne vardık. Bu sefer tatili düğünle birleştirmiştik. Eşimin amcasının torunu evlenecekti. Düğünler oralarda 3 gün 3 gece sürer olmuş. Biz gitmeden de kapının önünde hanımlar arasında eğlence varmış. Kayınvalidem eğlenceyi göremedik diye üzülse de, bizim şehirli olarak plan ve programımız çalışma şartlarına, evin Böcüğüne ve çok daha farklı şeylere bağlı idi. Sonradan seyrettiğimiz videolarda epeyce eğlendikleri görülüyor ama ne oynayacak kadar, ne de alkış yapacak kadar oyunu severim, şartlar da o gün geç saatte yola çıkmayı gerektirince denk geldi, yeter ki düğün sahipleri mutlu olsun.

Eğlence sonrası tüm akrabalar yolumuzu gözlemiş, bizi beklemiş. Kapıda karşılama heyeti bulduk. Özlemişiz de sevindik, mutlu olduk. Böcük geldik mi, nasıl yani şeklinde sorularla yarı uykulu, yarı uyanık kendisine gelemedi bir türlü. Tam bu teranede iken aman dikkat kafanıza pislemesinler, korkutmayın, kız da korkmasın diyen kayınvalidemin sesi geldi. Niye demeye kalmadan gaaaak gak gaaaak diye bir ses ve çırpınma oldu tam tepemizde. Ne oluyoruz dememe kalmadan yere pat diye indi birşey. Anladık ki, bu senenin özgür tavukları kendilerine tünek olarak kapı girişindeki badem ağacını seçmişler! Ben hayran hayran, ''hah tam da özgür tavuk buna denir'' diye bakarken haydi haydi kız üşümesin içeri girin uyarısı geldi bu sefer.
Yorgunluğun üzerine hani derler ya tamı tamına aynen küp gibi uyumuşuz!
Sabah mis gibi bir kahvaltının ardından sesler duymaya başladık. Düğün evi tam karşımızdaki hane idi. İki amca, bir hala ve bir amca oğlu ile evler karşılıklı, yanyana aynı yerde. Japonlar gibi elimden düşmeyen foroğraf makinesi ve yanımda Böcük ile çıktım dışarıya. Yukarıdaki manzara ile karşılaştım. Evin bahçesinde düğün yemekleri pişiyor. Keşkeği, köyün gençleri kazanda sıra ile dövüyorlar. Az sonra düğün sahibi elinde havlularla gelip, keşkek döven ve terleyen gençlerin terini silmeleri için havlu verecek ve onlar da terlerini silip boyunlarına dolayacaklar. Bir yandan da türküler, şarkılar eşlik ediyor bu adete. Gençler tüm kuvvetleri ile tokmaklarla vuruyorlar da vuruyorlar keşkeğe...

Kızlar berbere gitmişler gelinle birlikte. Benim saçlar kısacık olduğundan berberlik bir durum yok. Böcük de annesiz gitmez uzak yola... Biz kaldık evde...

Akşamüstüne doğru saçlar yapılı birbirinden güzel kızlar geldi. Fotoğraflar çekildi. Bizim tavuklar ortalıkta ele ayağa dolaşmasın diye kayınvalidem sayalara kapatmış. Orada perdeyi didikleyip camdan bakmalarına gelinimiz epeyce güldü bizim bahçeye geldiğinde. O günün en çarpıcı anısı bu oldu geline...

Akşama doğru ise İnsanlar yavaş yavaş gelmeye, sofralar kurulmaya, yemekler yenmeye başlandı. Genç, yaşlı herkes arı gibi koşuşturdu.

Yemekte tavuklu şehriye çorbası var. Köyde iki düğüne denk geldim ikisinde de menü aynı idi. Hatta bizim kızın kınasında da(o bölgede diş buğdayı yerine kız bebeklere 6 aylık kınası yapılıyor) aynı menü vardı. Tavuklu şehriye çorbası, tavuklu patates yemeği, yoğurtlu fiyonk makarna/bizimkinde kuru nane de vardı), keşkek, pilav, nohut, karnıyarık, irmik helvası. Ben gidip de yemeklerden almadığım evde kurulan sofraya iştirak ettiğim için sayarken eksik saymış olabilirim. Ama aklımda kalanlar bunlar. Bir de çorbaya, irmik helvasına limon kabuğu da koymuşlar, o değişik geldi. Bu seferki aşçının, yeni moda adeti buymuş.

Yemekler yendikten sonra giyinildi, kuşanıldı, sonra doğru okula...

Eski okul binasının önü, yani bahçesi yeni düğün salonu! Okulda eğitim sonlandırılmış. İki bina da âtıl halde. Taşımalı sistemle, başka bir köye gidiyor kalan çocuklar ama çocuk sayısı da yok denecek kadar az. Çoğu aile çocukların okul zamanı ilçeye ya da ile taşınıyor. Yazın köye ya dönüyor ya da dönmüyor...

Köyün sandalyeleri var, müşterek alınan ve düğünlerde kullanılan. Traktör römorkları düğün günü sandalye taşıyor bu alana. Işıklandırmalar yapılıyor. Bizim düğüne köyünkiler yetmemiş, başka köylerden de sandalye getirilmiş. Gelinle damada özel, güzel mi güzel nikah masası da gelmiş. Değme düğün salonlarına taş çıkartır güzellikte hem de.
Biz giyinip de evden çıkana dek havai fişekler atılmış, gelinle damat ilk dansını yapmaya başlamıştı bile. Aslında bizim köydeki kına gecesi. Ama nikah da devlet kayıtları vs gibi sebeplerle damadın köyünde kıyılacakken bize denk gelmiş. Usul, adet olarak bu geceki aslen ''kına gecesi''. Köy ahalisince, ''balo'' denen düğün, damadın köyünde olacak.


Nikahı muhtar kıydı. Sonrasında da adet olduğu üzere takı takıldı.
Gençler coştu, dans ettiler bol bol.

Bizim Böcüğün kulakları yüksek sese çok hasas, dans edeceğim diye süslenip püslenip bir heves gittiği yerde kulaklarını elleriyle kapatıp da oturdu. Sonra da anne kolunu versene dedi. Koala gibi koluma yapışmış halde uyuyakaldı. Gündüz evde ve bahçede akraba çocukları ile o kadar çok koşuşturdu ki! İki katlı büyük evde(aynı bahçede kayınvalidemlere ait iki ev var, birisi 100 yıl civarında bir yaşa sahip tek katlı, diğeri de tam 50 yıllık 2 katlı), sayısız defa indi çıktı, bahçede yarış yaptılar bol bol koştu. Salıncak kurdu dede ile babaanne hemen, ona bindi sallandı, döndü, civciv kovaladı derken o günü nerede bitirdiğinin farkında olmadı. Yemek yenen masalar sebebiyle baba arabayı bahçeden çıkartamayınca, bir güzel de babaya idman yaptırdı kendisini eve kadar taşıtarak. Bu arada açık havada bir güzel ayaz da yedik. Babayla Böcük eve giderken, sen görmedin gör(genelde akraba olmadıkça düğünlere iştirak etmeyi çok sevmediğimden ve Böcük doğduğundan beri de ses ile ilgili sorununu bilip onunla evde kaldığımdan) dedikleri için, anne kınada kaldı.

Kınada saatler ilerledikçe gençler iyice coştu...

Erkekler kına getirirmiş adet olduğu üzere.
Bir tepside kına malzemeleri, bir tepside meze ve rakı geldi. Davul patlayana dek davulla zurna çaldı. Gençler de yöresel oyunları oynadı. Kızlar geleneksel kıyafetleri koruyor ama aynı şeyi erkekler için söylemek zor. Neyse ki, oyunlar unutulmamış ve o geleneği sürdürüyorlar, bu da çok önemli.

Epeyce geç bir saatte ve ben alışık olmadığım şekilde açık havadan çarpılmışken, nihayet bindallılar içerisindeki kızlar kınayı getirdiler. Gelin gelinliğini değiştirip kına elbisesini giydi. Gelini ağlatmak için epeyce uğraştılar ama gelin ağlamayacağım dedi. Onlar uğraştıkça, ters etki yaptı, derken, en sonunda kınalandı.

Bense hayran hayran bindallıları inceliyordum. Eski ve geleneksel kıyafetlere bayılıyorum. Beni o zamanlara, tarihin derinliklerine götürüyorlar. Ayrıca bu adetin korunmasını da çok seviyorum. Bindallılar, köydekilerin kısaltmasıyla 'dallılar' sandıkta saklanıyor ve ailenin en büyük kızına devroluyor. Eşimin ailesinde de babaannesinden kalan bindallıyı eşimin halasına devretmişler. Onun da iki kız torunu var bakalım hangisinde kalacak? Bizim babaannemizin de üç kız torunu var. O da tek tek büyükten küçüğe hediye bindallı diktirmeye başlamış.

Gelinin ellerine kına yakıldı. Ayağa da kına yaktıları için genelde damat gelini kucağında alır götürür. Bu sefer ayağa kına yakılmadı ama burada da bu adeti devam ettirdiler ve gelin, arabaya kucakta gitti. Evin önüne döndüğümüzde tüm gençleri orada oynar bulduk. Gece bitmemiş meğer... Kına kapı önünde de devam etti.

Sağdaki eşimin babaannesinin bindallısı. Hala, o gece giyilmek üzere, gelinin halasının büyük kızına vermiş. Soldaki de eşimin büyük amcasının eşinin. Onun işlemeleri ve tarzı daha farklı,yenge ilçede yaşıyor, sanırım işlemeler de o yüzden farklılık gösteriyor. Köydeki birkaç bindallı daha haladakine benziyordu model olarak, hatta neredeyse aynı idi.

Bu elbisenin adı da Bal Kaymak imiş. O da, gelinin babaannesinin annesinden kalma imiş. Babaanne çok sevmemiş bu yüzden de çok giymemiş böylece torunlara yepyeni kalmış ve  torunlar da sevip sahip çıkmışlar. Gelinin kızkardeşi bindallı yerine bu yöresel kıyafeti giymeyi tercih etti.

Topuklu ayakkabılar da günümüzden... Ben okula kadar yürümek zorunda kalırsam diye akıllılık edip dümdüz patik gibi bir ayakkabı almıştım. Hatta görümcem bunu mu aldın diye şaşırdı ama aklımı seveyim diye dua edip durdum kendi kendime. Bu görünen topuklu ayakkabılar kadar şık olmadı elbet ama bulutlarda yürür gibiydim. O da benim için herşeye değerdi! Zaten belim yüzünden topuklu ayakkabı giymek de yasak(yasak olmasa da giymem ya neyse en azından sağlık sebebi de var!) Gençlerin hepsi o kocaman topuklularla yürümeyi, oynamayı, zıplamayı, köy yolunda gezmeyi başardılar ya bravo diyorum!

Eve döndüğümüzde Böcük deliksiz bir uykuda idi. Üşüdüyse diye endişeliydim ama herşey normal görünüyordu. Yerde mi, gökte mi olduğumu bile bilmeden uyumuş kalmışım, bir sonraki günün neler getireceğinden habersiz!

03 Mayıs 2014

Çocuklarla Yenebilir Bahçeler

Bu sene okulumuz taşındığı için yeni bahçemiz
Son yazıdan bu yana 1 seneden fazla olmuş...

Bu sessizliğin sebebi nedir derseniz, yoğun çalışma, düşünme, konsantre olma süreci...

Neler yaptık derseniz de, Permakültür Tasarım Sertifikası kursunun ardından bizim Uğur Böcüğü'ne okul bakarken alternatif ekonomileri kullanmak aklıma geldi ve okulla takas yaptık. Ben Doğa ve Çocuk dersi vermeye başladım, onlar da Böcük'e burs verdiler. Böylelikle 2 öğretim yılı boyunca çocuklarla hem iç mekanda, hem de bahçede çalışmalar yapıyoruz. Bunun yanında İstanbul Permakültür Kolektifini bir arkadaşımla birlikte kurduk ve çalışmalara başladık. Haftaiçi, haftasonu bir koşturmacadır gidiyor.

Aynen bu yazılarımda hayal ettiğim gibi oldu okul çalışmalarımız:

http://berceste.blogspot.com.tr/2012/03/bahcelerinde-yenilebilir-bitkiler-olan.html
http://berceste.blogspot.com.tr/2012/08/ciftci-degil-ogretmenim.html
http://berceste.blogspot.com.tr/2012/11/cocuklara-egitim-veren-sehir-bahcesi.html

Böcek Otelimiz
Çocukların inanılmaz bir hayal güçleri var. En çok böcekleri seviyorlar, çünkü onları yakından tanımıyorlar, öğrenip tanıdıkça hayranlık duyuyorlar. Arılara bayıldılar. Daha önceden korkuları vardı. Arının ısırdığına ve canlarını yakacağına inanıyor ve kaçıyorlardı. Şimdi ona zarar vermezlerse, arının da onlara birşey yapmayacağını, çünkü bal arılarının iğnesi ile birlikte iç organlarını da yitirdikleri için öleceklerini ve hayatlarına mal olacağı için bunu son savunma silahı olarak kullanacaklarını biliyorlar. Yaban arıları ile bal arılarının farklarını öğrendiler. Isırmadığını, soktuğunu da öğrenmiş oldular.

Evde annelerine örümcek ağlarını almazlarsa evdeki sinekleri örümceklerin yakalayacağını, böylelikle ilaç kullanmaya gerek kalmayacağını söylüyorlar. Anneler büyük şaşkınlık içerisinde.

Tohum için şaha kalkan marulumuz
Bahçede yetiştirdiğimiz marullardan üç defa hasat aldık. Biliyorsunuz kökünden çıkartmazsanız, size yeniden ürün veriyor. İlk hasadı okulca salata olarak yedik. Sonrakileri okulumuzun sahibi alıp evine götürmüş, böylece okul dışına bile hizmet vermiş oldu. Tohumluk ayırdığımız marul boyumuzu geçti ve şimdilerde çiçeklendi. Tohumlarını bekliyoruz ki, yeniden ekebilelim.

Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesine yaptığımız gezi sonrası aldığımız naneler büyüdü, serpildi. İki çeşit tıbbi nanemiz oldu. Diş macunlarına koku veren bir tür, bir başka tür de dış kenarları beyaz, içi koyu yeşil ve farklı bir tadı/kokusu var.

Soğanlı bitkiler dersinde ektiğimiz soğan ve sarımsaklarımız büyüdü. Bir öğrencimizin hediyesi olan laleler rengârenk bahçemizi süsledi ve arılarla, kelebekleri çekti.

Nejat beyin bizlerle tanıştırdığı süs kabakları
Önceki hafta okulumuzda Nejat Pars beyi konuk ettik. Bize çok değişik türlerde kabakları tanıttı. Ayrıca Türk Türbanı kabağını ve tohumlarını, iki de bebek havuç hediye etti.

Nejat beyin hediyesi bebek havuçlarımız, kendisi saksı içerisinde yetiştirip tohumluk ayırmış. Büyümeden bize hediye etti.
Afacanlar kabaktan çıkan tohumları tek tek saydılar ve kabakların hepsine bayıldılar. Çok ilginç buldular. Top olarak oynamak isteyenler oldu, üzerinde neden gözyaşı gibi şeyler var diyenler oldu.

Minik ellerin kompost solucanı ile tanışması. Korkup ezmesinler diye baştan mecburen ben de tutuyorum.
Kompost nedir ve türleri nelerdir bunları öğrendi küçümenler, solucan kulesini tahtaya geçerek bir güzel anlattılar. Kompost solucanlarına bayıldılar. Tek tek ellerine aldılar. Gıdıklıyor deyip kıkırdadılar. Hassas solucan kardeşler açısından belki pek iyi olmadı ama çocukların korkusunu yenmeleri açısından ilaç gibi geldi. Hatta öğretmenlerin bile.

Geçen seneki patateslerimizin çiçekleri

Geçen senenin patatesleri
Geçen sene kabuklarından ektiğimiz patatesleri hasat etmiştik. Önümüzdeki hafta yenilerini ekeceğiz.

Bu seneki meyve ağaçlarımızdan çiçeğe duranlar
Yeni diktiğimiz pek çok farklı türdeki meyve ağaçlarımız çiçeğe durdu.

Fırfırlı Kabağımız

Kavunumuz

Organik cin mısırımız
Çocuklarla birlikte ektiğimiz tohumlardan mısır, fırfırlı kabak(sevgili Açalya Amerika'dan yollamıştı tohumunu nam-ı diğer patty pan kabağı), börülce(geçen sene ektiğimiz börülcelerden aldık tohumunu) ve yazık çok beğenip de çekirdeklerini kuruttuğum kavunun çocukları da mutlu mesut başını gösterdi. Ah mini mini elleri tohum ekerken bir görseniz...Yağmurlar izin verirse topraktaki yerlerine kavuşacaklar. Sonrasında çok yağmur yağsın elbette, ama ekim için azıcık izin istiyoruz.

Geçen seneden Fırfırlı Kabağımız, bu senekiler onun çocukları olacak

Geçen seneki börülcelerimiz, bu senekiler onun çocukları olacak. Altta kendiliğinden çıkan semizotlarımız. Canlı malç oldular bize ne güzel... Sonra da yemek...
Sizlerin de çalışmaları varsa, paylaşmayı, karşılıklı tanışmayı isteriz...
Görüşmek dileği ile...

25 Mayıs 2013

GDO'ya Hayır!

Eğer tohumlarınız özgür değilse, siz de özgür olamazsınız!

Eğer yiyecek, içecek için birilerine bağlı yaşamak zorunda iseniz, onun kölesisinizdir!

Yaşamınız ve hayatınız patentlenemez, patentlendiği zaman esaret başlar. Diktatörlük başlar...

Bugüne kadar Avrupa'da pek çok ülke GDO'lu tohum girişine dur dedi. Bunlar arasında Bulgaristan, Macaristan, Avusturya, Almanya, Yunanistan, İrlanda, Lüksemburg, Fransa, İsviçre var ve sıra bizde! Bizim de HAYIR dememiz gerek.

Bugün bütün dünyada MONSANTO'ya, GDO'lu tohumlara, gıdaya karşı yürüyüş var. Avusturalya'dan filmler, fotoğraflar gelmeye başladı.

İstanbul'da Fikir Sahibi Damaklar'ın düzenlediği GDO'yu Boykot Pikniği var. Siz de kendi yaptığınız bir parça yiyecekle bu pikniğe katılın, yemeğinizi ve fikirlerinizi paylaşın. GDO'ya HAYIR deyin. Bugünümüz ve geleceğimiz için...

03 Mayıs 2013

Bal Arılarının Hayat Döngüsü

Arılar sosyal böceklerdir. Büyük gruplar halinde yaşarlar ve arı kolonileri kış ortasında 7000 arıdan, yaz ortasında 50 000 arıya dek değişim gösterir.

Kraliçe arı cüsse olarak en iri olanıdır. 12 genç işçi arı tarafından daima korunur, beslenir, kollanır ve ihtiyaçları karşılanır. Görevi yumurta yapmaktır ve günlük yumurta sayısı 1500'ü bulabilir. Gün aşırı yumurtlar ve kolonide hayat bu yumurtalardan çıkan arıların üzerinden döner. Kraliçe arı, en uzun alt gövdeye, parlak bir görünüşe sahiptir. Birkaç defa kullanabileceği bir iğnesi vardır. Ancak polen sepetleri yoktur.

Kraliçenin ömrü 3 ile 5 yıl arasında değişir. Hayatı sıradan bir larva olarak başlar. İşçi arılar onu özel bir besinle 48 saat içerisinde beslemeye başladıklarında hayatı ''Kraliçe'' olarak değişir. İşçi arılar bu işlemi birkaç larva için yaparlar. Aralarında en güçlü olanı ortaya çıkar ve diğerlerini yok ederek yanına erkek arıları alır, onlarla birlikte en yüksek noktaya uçuş yapar ve kovana döndüğünde, kraliçe arı görevini üstlenir.

Erkek arılar kraliçeden küçüktürler. Karınlarının alt bölümü daha yuvarlaktır. Çoklu iri gözleri, kuvvetli kanatları vardır. İğnesi, balmumu bezleri, hortumu yoktur. İşçi arılar tarafından beslenirler. Görevi kraliçe arıyı döllemektir. Yaklaşık 8 hafta yaşarlar.

Kovanın içinde yaşayan arıların büyük bir bölümü işçi arılardır. Bal arılarının 4 yaşam süreci vardır. Yumurta, larva, pupa ve yetişkin. Her bir yaşam sürecindeki değişimleri önemli ölçüde farklıdır. Her tip arının bu her bir değişim süreci de birbirinden farklıdır. İşçi arıların değişim süreci 21 gün iken, erkek arılarınki 24 gündür.

İşçi arının yaşamı döllenmiş yumurtayla başlar, 3 gün içerisinde larvaya döner. Bu 3 gün içinde proteince zengin, sarı, krem ve jele benzer, işçi arının baş kısmından gelen arı sütü ile beslenir.

Daha sonra larva, 3 gün daha polen ve bal karışımıyla beslenir. İşçi arılar larvadan pupaya dönüşeceği petekleri balmumu ile kapatırlar ve 12 gün daha burada kalırlar. Bu süreçte yetişkin birer arı olurlar.

İşçi bal arıları, yeni işçi arıları antenleri ile karnından gelen bir sıvı ile besler. İşçi arılar sadece 6 hafta yaşarlar. Bu sürede pek çok görevleri vardır.

İlk 3 hafta kovanın içinde çalışırlar. 1. ve 2. gün kendilerini temizlerler. Kendilerine ait olan ve başka petekleri temizlerler. Böylelikle kraliçe arı peteklere daha fazla yumurta bırakabilir. 6. ve 11. günler arası arı sütü ile erkek arıları ve işçi arı larvalarını beslerler. Kraliçe arıyı beslemek için başlarındaki özel bir kısımdan özel bir arı sütü üretirler. Bu süt işçi ve erkek arıları besledikleri sütten daha besleyicidir. 12. ve 17. günler arası bal mumu üreten salgı bezleri en aktif düzeydedir. Balmumu pulları salgılayıp bunları ağzında çiğner, şekil vererek bunun içinde polen ve nektarı saklar. Kovan binlerce altıgen balmumundan yapılmış peteklerden ibarettir.

18. ve 21. günler arası bazı işçi arılar kovanın girişini bekler ve sadece o kovana özgü kokusu olan işçi arıları içeri alır. Tehlike hissettiklerinde bir koku yayarak diğerlerini uyarırlar. İşçi arılar ayrıca tehlike anında iğnelerini kullanarak kendi hayatlarını feda etmekten çekinmezler. İşçi arının iğnesi, alt gövdesinin bir parçası olduğu için, iğne ile birlikte alt gövdesinden de parça kopar ve hayatlarını kaybederler.

İşçi arılar kanat çırparak, kovanın içindeki ısıyı sabit tutar ve peteklerdeki suyun buharlaşmasına yardım ederler. Soğuk havalarda ise daha farklı sekilde kanat çırparak bu sefer içerinin ısınmasını sağlarlar.

Üç haftasını dolduran işçi arılar yiyecek toplamak için kovanın dışına çıkabilirler. Bunun için günde her biri yaklaşık 1 saat süren, 3 mil mesafe kat ettikleri yaklaşık 10 uçuş yaparlar. Sabah çiğ kuruduktan sonra yola çıkarlar ve gün batımıyla son uçuşlarından dönerler. 1 dakikada 10 çiçek ziyaret ederler ve kovana dönmeden önce 600'den fazla çiçeği ziyaret etmiş olurlar.

Balarısı gözlerini en fazla nektarı bulabilmek için kullanır. Bu esnada ultraviyole ışınlarının yardımını alır. En fazla nektarı bulduğu çiçeklerden hortumu yardımıyla nektarı toplar. Arı daha bitkinin üzerinde iken, nektar şekerin en basit formuna dönüşür ve arıya hızlıca enerji verir.

İşçi arılar, birbirlerine en iyi çiçeklerin nerede olduğunu kovana geldiklerinde yaptıkları bir dans ile anlatırlar. Kovana hangi mesafede, kalitesi nasıl gibi bilgileri tek tek bu dans vasıtası ile açıklarlar.

İşçi bal arısı bitkinin üzerinde iken, küçük polen parçacıkları arının tüylü vücuduna yapışır. Arı bunları çiçekten süpürür, vücudundan fırçalar ve top haline getirerek polen sepetinde ve bacaklarında saklar. Bu polen, kovana protein sağlar.

İşçi arılar su kaynaklarından su da toplar. Bu suyu bal ve kovanın havalandırılmasında kullanır. Çiçek özsularını ağzı ile toplayarak, polen sepetlerinde biriktirir. Bu özsu, arı tutkalı(1) olarak kışın kovanın çatlayan kısımlarını onarmakta kullanılır.
Kovana geri dönersek, bal arısı, orta bacaklarını polen taneciklerini kazımak için kullanır ve bunları kuluçka peteklerinde kullanır. Ayrıca yediklerini kusarak diğer arıları besler. Diliyle kovandaki arılara biraz nemi gittikten sonra verir. Nektar fazlası kovanda kimyasal değişime girerek bala dönüşecek olduğu, bal peteklerinde depolanır. Bal arıları, bir milyondan fazla çiçekten topladığı nektarla, yaklaşık yarım kilogram bal yapar. Ortalama bir işçi arı, bütün hayatı boyunca 1/12 tatlı kaşığı kadar bal yapar.
İşçi arı nektar toplayabileceği çiçekleri bulduğunda, kovana geri döner ve dans eder. Bu dans, diğerlerine çiçeklerin nerede bulunduğunu anlatır. Bunun ardından işçi arı, kasları, bacakları, kanatları bitap düşene kadar 400 uzun uçuş yapar. Yere düşer, yorgunluktan ölür.
Sonbaharda, koloni 7000 işçiye düşer. Erkek arılar kovandan atılır, soğuk ve açlıktan ölürler. Kışın, bal arıları hareketlerini yavaşlatırlar ama kış uykusuna geçmezler. İşçi arılar kraliçe arının ve kuluçkanın etrafında kümelenerek, onları sıcak tutarlar. Dıştakiler içe doğru az hareket eder, içtekiler de dışarıya doğru. Baharın ilk haftalarında, depoladıkları baldan kalıntılar vardır. İşçi arılar polen ve nektar aramak üzere uçmaya başlarlar, kraliçe de yumurtlamaya başlar.
Bu şekilde yaşam döngüleri devam eder.
Not (1) :  Arı tutkalı diye bahsedilen, propolis olarak da bilinir.