Permakültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Permakültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mayıs 2014

Çocuklarla Yenebilir Bahçeler

Bu sene okulumuz taşındığı için yeni bahçemiz
Son yazıdan bu yana 1 seneden fazla olmuş...

Bu sessizliğin sebebi nedir derseniz, yoğun çalışma, düşünme, konsantre olma süreci...

Neler yaptık derseniz de, Permakültür Tasarım Sertifikası kursunun ardından bizim Uğur Böcüğü'ne okul bakarken alternatif ekonomileri kullanmak aklıma geldi ve okulla takas yaptık. Ben Doğa ve Çocuk dersi vermeye başladım, onlar da Böcük'e burs verdiler. Böylelikle 2 öğretim yılı boyunca çocuklarla hem iç mekanda, hem de bahçede çalışmalar yapıyoruz. Bunun yanında İstanbul Permakültür Kolektifini bir arkadaşımla birlikte kurduk ve çalışmalara başladık. Haftaiçi, haftasonu bir koşturmacadır gidiyor.

Aynen bu yazılarımda hayal ettiğim gibi oldu okul çalışmalarımız:

http://berceste.blogspot.com.tr/2012/03/bahcelerinde-yenilebilir-bitkiler-olan.html
http://berceste.blogspot.com.tr/2012/08/ciftci-degil-ogretmenim.html
http://berceste.blogspot.com.tr/2012/11/cocuklara-egitim-veren-sehir-bahcesi.html

Böcek Otelimiz
Çocukların inanılmaz bir hayal güçleri var. En çok böcekleri seviyorlar, çünkü onları yakından tanımıyorlar, öğrenip tanıdıkça hayranlık duyuyorlar. Arılara bayıldılar. Daha önceden korkuları vardı. Arının ısırdığına ve canlarını yakacağına inanıyor ve kaçıyorlardı. Şimdi ona zarar vermezlerse, arının da onlara birşey yapmayacağını, çünkü bal arılarının iğnesi ile birlikte iç organlarını da yitirdikleri için öleceklerini ve hayatlarına mal olacağı için bunu son savunma silahı olarak kullanacaklarını biliyorlar. Yaban arıları ile bal arılarının farklarını öğrendiler. Isırmadığını, soktuğunu da öğrenmiş oldular.

Evde annelerine örümcek ağlarını almazlarsa evdeki sinekleri örümceklerin yakalayacağını, böylelikle ilaç kullanmaya gerek kalmayacağını söylüyorlar. Anneler büyük şaşkınlık içerisinde.

Tohum için şaha kalkan marulumuz
Bahçede yetiştirdiğimiz marullardan üç defa hasat aldık. Biliyorsunuz kökünden çıkartmazsanız, size yeniden ürün veriyor. İlk hasadı okulca salata olarak yedik. Sonrakileri okulumuzun sahibi alıp evine götürmüş, böylece okul dışına bile hizmet vermiş oldu. Tohumluk ayırdığımız marul boyumuzu geçti ve şimdilerde çiçeklendi. Tohumlarını bekliyoruz ki, yeniden ekebilelim.

Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesine yaptığımız gezi sonrası aldığımız naneler büyüdü, serpildi. İki çeşit tıbbi nanemiz oldu. Diş macunlarına koku veren bir tür, bir başka tür de dış kenarları beyaz, içi koyu yeşil ve farklı bir tadı/kokusu var.

Soğanlı bitkiler dersinde ektiğimiz soğan ve sarımsaklarımız büyüdü. Bir öğrencimizin hediyesi olan laleler rengârenk bahçemizi süsledi ve arılarla, kelebekleri çekti.

Nejat beyin bizlerle tanıştırdığı süs kabakları
Önceki hafta okulumuzda Nejat Pars beyi konuk ettik. Bize çok değişik türlerde kabakları tanıttı. Ayrıca Türk Türbanı kabağını ve tohumlarını, iki de bebek havuç hediye etti.

Nejat beyin hediyesi bebek havuçlarımız, kendisi saksı içerisinde yetiştirip tohumluk ayırmış. Büyümeden bize hediye etti.
Afacanlar kabaktan çıkan tohumları tek tek saydılar ve kabakların hepsine bayıldılar. Çok ilginç buldular. Top olarak oynamak isteyenler oldu, üzerinde neden gözyaşı gibi şeyler var diyenler oldu.

Minik ellerin kompost solucanı ile tanışması. Korkup ezmesinler diye baştan mecburen ben de tutuyorum.
Kompost nedir ve türleri nelerdir bunları öğrendi küçümenler, solucan kulesini tahtaya geçerek bir güzel anlattılar. Kompost solucanlarına bayıldılar. Tek tek ellerine aldılar. Gıdıklıyor deyip kıkırdadılar. Hassas solucan kardeşler açısından belki pek iyi olmadı ama çocukların korkusunu yenmeleri açısından ilaç gibi geldi. Hatta öğretmenlerin bile.

Geçen seneki patateslerimizin çiçekleri

Geçen senenin patatesleri
Geçen sene kabuklarından ektiğimiz patatesleri hasat etmiştik. Önümüzdeki hafta yenilerini ekeceğiz.

Bu seneki meyve ağaçlarımızdan çiçeğe duranlar
Yeni diktiğimiz pek çok farklı türdeki meyve ağaçlarımız çiçeğe durdu.

Fırfırlı Kabağımız

Kavunumuz

Organik cin mısırımız
Çocuklarla birlikte ektiğimiz tohumlardan mısır, fırfırlı kabak(sevgili Açalya Amerika'dan yollamıştı tohumunu nam-ı diğer patty pan kabağı), börülce(geçen sene ektiğimiz börülcelerden aldık tohumunu) ve yazık çok beğenip de çekirdeklerini kuruttuğum kavunun çocukları da mutlu mesut başını gösterdi. Ah mini mini elleri tohum ekerken bir görseniz...Yağmurlar izin verirse topraktaki yerlerine kavuşacaklar. Sonrasında çok yağmur yağsın elbette, ama ekim için azıcık izin istiyoruz.

Geçen seneden Fırfırlı Kabağımız, bu senekiler onun çocukları olacak

Geçen seneki börülcelerimiz, bu senekiler onun çocukları olacak. Altta kendiliğinden çıkan semizotlarımız. Canlı malç oldular bize ne güzel... Sonra da yemek...
Sizlerin de çalışmaları varsa, paylaşmayı, karşılıklı tanışmayı isteriz...
Görüşmek dileği ile...

01 Mayıs 2013

Kompost Atölyemizin Filmi

Nilüfer Varol Güleryüz bizler için Kompost Atölyemizin filmini hazırlamış. Teşekkürlerimizle...

12 Nisan 2013

Kompost Atölyesi

Berceste'yi yazmaya başladığım zaman ilk yazılarımdan birisi idi Kompost yapımı. İngiltere'deki hemen hemen bütün bahçelerde kompost yapılır. Hangi çeşidi o eve, aileye uygunsa onu seçerler ve çöplerini ziyan etmezler. Aslında çöpler birer altın!

Evinde kompost yapması mümkün olmayanlar için ise yeşil renkli çöp bidonları vardır. Bunların içine atılması gerekenler tümüyle kompost yapımına göre seçilmiştir. Yeşil renkli bidona talimatlara uygun olmayan bir madde atıldığına rastlandığında da o evin ahalisine bir güzel ceza yazılır. Herkes kuralları bilir ve uyar!

Bugün dışarıda sokakta bir ses, bir harıltı, homurtu... makine sesi...

Böcüğün servisi geldiğinde, onu almaya gittiğimde, anladım durumu. Site yönetimi belediyeye haber etmiş, belediyeden görevliler de otları biçmeye gelmiş. Onlara göre şekilsiz, gereksiz otlar, böcükle benim en büyük oyunlarımızdan biri haberleri yok elbet! O otların arasındaki en ufak farkı farkeder olmuştu böcük son dönemlerde. Tek tek de çiçeklerin adını biliyordu.

Hele bir tanesi vardı, sarı hindibagillere benzer birşey, ama karahindiba değil, bunun boyu uzun, bizimkinin boyunu geçer olmuştu hatta, böcük de ona her sabah günaydın diyordu! Üzerinde karınca, böcek var mı bakıyordu. Mutluyduk otlarımızla, yani doğanın bir parçasıyla.

Böcük servisten indi, yolun yanına baktı bir çığlık!

''Anneeeeee, bütün çiçeklerimizi OLDURMUSLER!'' Bütün ballıbabalar git - miiiiş! Bütün karahindibalar giiiiit - miiiiş!

Durumu kurtarmak için, anneciğim bak arada minelerden kalanlar var ve ağacın kovuğundaki ballıbabalar da duruyorlar desem de, avutamadım küçük hanımı. En çok da günaydın dediği çiçeğin gidişine üzüldü!

''Anne bu insanlar neden böyle yapmış, ne istemişler bizim çiçeklerimizden?''

İçimden ah kızım o insanlar daha neler yapıyorlar bir bilsen desem de, olsun anneciğim başkaları çıkar, arada kalanlar da var bak diyerek konuyu dağıtmaya çalıştım.

Benim içimde kopan fırtınaları bir bilse böcük!

Her sene site yönetimi ile bir kutu yapıversek de biçilen otları, dalları, hatta evlerinizdeki atacağınız gazeteleri buna koyuversek der dururum. Ama dinletemem sözümü...

Oysa evinde kompost yapan arkadaşlarım var. Biz de eve kırmızı Kaliforniya solucanlarından aldık biraz. Aslında onları okula götürmek için aldık ama okulda solucan kulesi için hazırladığımız boru bitmemiş(sanat öğretmeni üzerini süsletecekti) o yüzden solucancıkları evlerine bırakamadık. Şimdilik böcüğün evcil hayvanı oldular. O öyle diyor!
Okulda da çocuklar bayıldılar, inanılmaz sevdiler. Öğretmenler ve okulun sahibi bütün gün benden fellik fellik kaçarken, çocuklar biraz daha solucanı elimizde tutabilir miyiz öğretmenim diye kovaladılar.

Şimdi niyetimiz yukarıda fotoğrafını paylaştığımız Atölyeye katılmak ve detayları ile İknur'dan bu işi iyice öğrenmek. Özellikle de solucanları... Çünkü en verimli gübrelerden birisi solucan gübresi.

Siz de katılmak isterseniz, ipermakulturkolektifi@gmail.com adresine kaydınızı yaptırabilirsiniz.

Orada görüşmek üzere...

01 Şubat 2013

Dünyanın Sonundaki Bahçe - The Garden at the End of World



Rosemarry Morrow, gönlünü permakültüre kaptırmış, Somali, Uganda, Tayland, Kamboçya, Vietnam, Ortadoğu, Avusturalya ve Kuzey Avrupa ülkelerinde çeşitli projelerde çalışmış, iki kitaba imza atmış güçlü bir kadın...

Mahboba Rawi, savaş sonrası Afganistan'da ayakta kalmayı başarmış, amcası ile birlikte diğer kadınlara, yetim, öksüz çocuklara yardım etmeye çalışan bir başka güçlü kadın.

Bu iki kadının elbirliği ile Afganistan'da bir proje başlıyor. Finanse eden, Avusturalya'dan bir yardım kuruluşu.

Ülkede kadınların ve çocukların durumu içler acısı. Ama bildiğiniz gibi değil. Hayal bile edemeyeceğiniz kadar çok kötü.

Film başladığında 8 yaşlarında bir çocuk konuşuyor...

Arkadaşımı yakaladılar, arkasını kestiler, böbreklerini çıkarttılar, bir kabın içine koydular. O sırada yaşıyordu. Sonra taş doldurdular, üzerini örtüp arabaya oturttular ve sınıra doğru gittiler. O sırada galiba öldü, sanırım bunu yapanlar organ mafyası idi diyor... 8 yaşındaki bir çocuğun gözleri önünde bu olay gerçekleşmiş. Daha niceleri... Diyorum ya, hayal bile edemezsiniz, çünkü bilmek istemezsiniz, bu kadar kötüsü aklınıza gelmez. Ama dünyanın hiç de uzak olmayan bu köşesinde bu olaylar gayet normal, hatta sıradan...

Sonra Rosemarry'i çocukları ölçer, biçerken görüyorsunuz. Onların nasıl beslendiklerini, neler yediklerini ve bunların gelişimlerinde ne oranda etkili olduğunu kayda almaya çalışıyor. Boy, kilo, baş çevresi, kollarının inceliği, kalınlığı diyemiyorum çünkü kalın kol yok! Açlar! Bu açlığın gelişimlerinde ne kadar geriye götürdüğünü bulmaya çalışıyor zaten Rosemarry...

Sonra kadınlara dönüp bakıyorlar... Yorgun, üzgün, herşeylerini kaybetmiş, hırpalanmış, eziyet görmüş, tecavüz edilmiş! Çoğu öldürülmüş. Öldürülmeyenlerin de kocaları öldürüldüğü için hayatta kalma şansları yok edilmiş.

Rosemarry diyor ki, bir ülkede savaş olduğu zaman, o ülkeyi yeniden kalkındıran kadınlardır. Dönüp bakın, ilk kalkınma kıvılcımını onlar yakarlar, durmadan çalışırlar ve yaraları kapatırlar. Ama bu ülkede maalesef bunu göremiyoruz, çünkü kadınlara el etek çektirilmiş. Toplumsal yaşamdan mahrum edilmişler. Dışarıda yaşamayı dahi bilmezlerken, nasıl onlardan ülkeyi kalkındırmaları beklenebilir ki?

Bu sözler içimi acıtıyor, hem de çok!

Ardından Mahboba ve amcasını, kadınları, çocukları hayatta tutabilmek için yaptıkları çalışmaları gösteriyor. Yardımlar sayesinde buldukları kısıtlı bütçe ile  neler yaptıklarını... Barınmayı 1 seneliğine de olsa sağlayacak bir bina bulmuşlar kendilerine. 1 sene sonrasında ne yapacakları belirsiz... O binanın içine girdiklerinde görülen sahneler sizleri hüngür hüngür ağlatacak cinsten. O binada katledilen erkeklerin ve kadınların çizdiği resimler var duvarlarda. Nasıl işkence görmüşler, hem erkeklere, hem kadınlara nasıl tecavüz edilmiş, akla hayale gelmeyecek neler yaşamışlar hepsi en acı gerçeği ile kayda alınmış, bizzat yaşayan insanlar tarafından!

Sonra öğreniyoruz ki, Afganistan aslında zenginlikler ülkesi... Aslında savaş öncesi dünyanın badem, ceviz, kuru üzüm deposu bu ülke. Elde edilen tarımsal ürünler, zenginlik başka ülkelerinki ile kıyas bile kabul edilemeyecek düzeyde. Dünyayı tek başına beslemiş bir zamanlar... Ama bugün hiçbirisi kalmamış! Üzerlerinden füzeler geçmiş, tanklar geçmiş, yakmış, yok etmiş...

Ve bu ülkede, bu iki kadın elele vererek, bir permakültür projesine başlıyor.

Yeni baştan kendi kendilerine ayakta durmayı öğretecek bir projeye... Böylece görüyor ve anlıyoruz ki, permakültür sadece tarımdan ibaret değil. İçinde bir hayat felsefesi var, içinde toplumsal ivmeler var, içinde birlik beraberlik var.

Eğer bulursanız, içiniz acısa da bu filmi mutlaka seyretmenizi öneririm. Resmi web sitelerinden ve bu siteden daha detaylı bilgi okuyabilirsiniz.

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali'nde beni en çok etkileyen, hatta etkileyen lafı az kalır, çarpan filmdi bu. Nasıl doğru şekilde aktaracağımı bilemediğimden de bu zamana kadar uzadı yazması. 

Filmin hemen arkasından, Permakültür Tasarım Sertifikası kursu hocamız ve aynı zamanda Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü kurucusu Mustafa Bakır'ın konuşması vardı. 

Çok vurucu bir cümle ile başladı söze...

''Böyle bir filmin ardından, hepimiz ne yapsaydık da bunlar olmasaydı diye düşünürüz ya da ne yaparsak buna engel oluruz diye kafamızın içinde sorgularız...

Hani süpermarketlere gidiyorsunuz ya, kasada duyduğunuz her ''DIT'' sesi dünyanın bir köşesindeki insanlara bunu yapıyor ve siz o sesi duymaya devam ettikçe de bugün bu insanlar, yarın bir başkası o ezayı çekecek'' dedi.

''Dünyada hiçbir ideoloji yoktur ki, bunu yapmasın'' diye sözlerine devam etti...

''Dün bu ülkeye girip savaş başlatan sosyalistler idi, bugün ise kapitalistler. Durup düşünmenin zamanı geldi, hatta geç bile kaldık'' idi aklımda kalan en çarpıcı sözleri.

Kıssadan hisse... 

Sizler ne kadar ''DIT'' sesini duyuyorsunuz, ne kadar böylesi durumlara aşinasınız? Bugün o ülkenin başına gelenlerin, yarın bizim başımıza gelmeyeceğine dair kim garanti verebilir? Nitekim dedelerimiz, ninelerimiz yaşamadı mı aynı şeyleri? Bugün ayakta isek, kadınların ayakta kalma gücü sayesinde değil mi? Hani o günümüzde eve kapatılmak istenen kadınların!

28 Kasım 2012

Pİ 8 - Halkalı Bahçe Permablitz


Gürpınar'daki Permablitz'e katılan ev sahibimiz, oradaki çalışmadan, kurulan dostluklardan çok memnun kalmıştı. Kendi minik bahçesine oradan aldığı fideleri ekip, çocuğu gibi büyütmeye başlamıştı. Sonbahardaki tanıtım toplantımızın ardından, bize de gelin ricasında bulundu ve aday bahçeler arasına girdi. 

Tüm bahçeler belirlendikten sonra, tasarımcılar gönüllü oldu ve ekipler kuruldu. Bu bahçenin ekip başı da ben oldum. Permakültür Tasarım Kursu mezunu iki arkadaşımızla birlikte elele vererek, tasarımı tamamladık ve bahçe sahibinin onayına sunduk. Çalışmalarımıza daha önceden katılmamış bahçe sahipleri, genelde bu kısmı hiç anlamayıp, peyzaj ile karıştırabiliyolar. Oysa biz bir tasarım yapıyoruz ve o tasarımın bileşenlerinde permakültür ilkelerine bağlı kalınıyor. Sonuç olarak da yenilebilir bitkilerden oluşan bir bahçe ortaya çıkıyor.

Bahçe sahibimiz, daha önceki çalışmalara katıldığı için bizleri anlamaya daha yatkındı. Bunun bir sebebi de bütün yaz boyunca hasat ettiği, Kasım ayının sonunda bile elinde gördüğünüz ürünleri aldığı bir sebze yatağı yapmış olması idi. Ayrıca geçen hafta Naturel fuarı kapsamında,  bizlerin hocası Mustafa Bakır'ın Permakültür'ü anlattığı konferansa katılıp, işte bu, daha çok şey öğrenmem lâzım da demişti. Permakültür'ün sadece bahçe ile sınırlı kalmadığını anlamıştı.

Sabah bahçeye vardığımızda, birkaç gündür yağan yağmurun etkisi ile neredeyse betona dönen bir toprak ve sıcak çaylar bizi bekliyordu. Herkes minik bir sohbetle birbiri ile tanıştı. Halka olup aramızdaki yoga hocası arkadaşımızın yönettiği ısınma hareketlerini tamamladık. Hatta sakat bel ile ben bile rahatlıkla yapabildim bu hareketleri. Ardından dar alanda birbirimizi sakatlamadan nasıl çalışmamız gerektiğini, acil durumda ne yapmamız gerektiğini ve tasarımı anlattım. Veeee başladık!


Önceki sene bahçıvanlık kursunu tamamlayan ve ZTBB'nin gönüllü bahçıvanı olan İsmet hanım, güllerin nasıl budanacağını gösterdi bizlere. Bu, bizim İsmet hanımdan özel ricamız idi. O bölgeden çıkartılacak 3 gül fidesi vardı, tam inşaa edeceğimiz iç kısmı anahtar deliği şeklindeki yükseltilmiş yatağın ortasında idiler zira. Budanan dalları ayırıp, yeniden fide oluşturması için toprağa ektik.


Gül fideleri yerlerinden çıkartılırken, toprağın sertleşmesi sebebiyle ve de yaşlı güllerin köklerinin sağlamlığı sebebiyle biraz zorlandık.


Yan bahçede minik bir havuz vardı, böylece bahçede sevip, istediğimiz canlıların su ihtiyacını düşünmemize gerek kalmadı.


Malç yapmak üzere saman bulduk. Altın bulmuş kadar sevindik. Aslında elimizdeki malzemeyi değerlendirmek birinci amaç. Şehirde kolaylıkla bulabildiklerimizi kullanıyoruz. Ama arada minik denemeler de yapıyoruz. Bir önceki bahçede kullanılan biçilmiş çimler de altın değerinde, hatta daha da değerli bizler için.


Bir altın daha bize... Halkalı solucanlar! Bahçe dostu onlar. Toprağın içerisindeki biyolojik dönüşümü sağlıyorlar ve gübreleri çok değerli yetişmekte olan bitkiler için. Seda en tombul olanını buldu gülleri yerinden çıkartırken.

Gördüğünüz üzere bizim altınlarımız insana dost, çevreye dost, zararı yok kimseye, aksine faydası var ve yok edici değil, yapıcı şeyler.


Bir önceki bahçede de yapılan yükseltilmiş yatağın aynısını tasarlamıştık biz de, üstelik birbirimizden habersiz olarak. Zaten her bahçe için ona uyan metod seçiliyor. Bu metodlar zaten varolanlar, biz sadece sistemi kurmaya çalışıyoruz ve varolan kaynaklardan yararlanıyoruz birincil olarak. Ama bazı şeyler var ki, var olsalar da biz yapmıyoruz. Çok elzem değilse çapa yapmıyoruz, toprağı sürmüyoruz mesela. Onun yerine malç malç malç ya da kes bırak diyoruz. Amacımız toprağın verimli üst tabakasını kazanmak, erozyona uğratmadan yerinde tutmak ve daha da fazlasını ilave edebilmek. Sürdüğünüz zaman toprak kaybına, erozyona yol açıyorsunuz. Her seferinde bunu yaptığınız için de toprak serumla beslenir gibi suni gübreyle, zararlılara karşı ilaçla beslenmek zorunda kalıyor. Oysa biz toprağı güçlendirmeyi hedefliyoruz.

Bu bahçede kısa vadede çözüm üretmemiz gerekiyordu. Zira bahçe sahibi epey yoğun çalışıyor, devamlı uzak ülkelere gidiyor ve en kısa zamanda da o alandan yiyeceğini elde etmek istiyordu.

Elimizde ağaç dalları vardı, bol bol yaprak vardı. Sitede kullanılmayan taşlar vardı. O sebeple bunları kullanarak yatağı oluşturmak ve içindeki alanda da hugelkültür yapmak istedik.

Tesadüfen aramızda mimar arkadaşlarımız vardı ve onlarla yere yatağın şeklini çizdik. Yatağın dış kısmı daire, içi ise anahtar deliği şeklinde. Anahtar deliği, içeriden ekim yapılan alana kolayca ulaşmayı sağlamak için. Ama biz o kısma kompost yerleştirdik. Afrika'da uyguladıkları gibi. Böylece içeriden oluşan yeni toprak ile yatağı beslemeyi hedefledik. Aynı zamanda kompost yapmak için satılan hazır kutular yerine, daha uygun fiyattaki bir malzeme ile işi bitirdik hem de daha az iş yaparak, fonksiyonel olarak.


Şansımıza o gün ''Sürdürülebilirlik'' üzerine İtalya'da yüksek lisans yapan ve de daha önce pek çok permakültür eğitimine katılmış bir arkadaşımız da bizlerle idi. Toprağı özledim diyerek canla, başla çalıştı. Yukarıdaki fotoğrafta yatağın dış hatlarını neredeyse tamamlanmış halde iken görüyorsunuz.


Güneşi bulacağım diye evinden kaçan asmayı, çam ağacının tepesinde yakaladık. Dön evine, annen seni bekliyor dedik ve budayarak, yan komşu ile çit yapılacak alana tutturduk. Asma uzadıkça bu çite sarılacak ve evinden bir daha kaçmayacak. Bu alana daha sonra espalier yapılmasını da düşünüyoruz. Cüce elma ağaçları dikip, ev sahibimizin yan komşu ile çit oluşturmasına yardım edeceğiz. Türleri seçerken de farklı mevsimlerde ürün veren elma türleri olmasına dikkat edeceğiz.


Budandıktan sonra isteyenlere dağıtılmak üzere ölmesin diye saksıya yerleştirilen gül çelikleri...


Bir ekip yükseltilmiş yatağı hazırlarken, diğer ekip asmaya dön evine derken...


Ortadaki kompost alanını da yerleştirdikten sonra budanmış ve yaklaşık 1,5 - 2 aydır bekleyen dal parçalarını hugelkültür yapmak üzere düzgün bir şekilde yaymaya çalışıyoruz. Bu dal parçaları(aslında kalın kütükler olsaydı daha iyi idi elbet) kışın bol bol su içecek ve yazın da içtiği suyu iade edecek. Aynı zamanda azot da vererek bitkileri besleyecek.


Dalların üzerine bol bol yaprak ekledik. Tırmıkla ben bile çekiştirdim toplamak için. Çok zevkliydi. Yaprakların üzerinde zıplamak en sevdiğim şey zaten ama artık belim izin vermiyor o ayrı...


Gitgide yükselen bir yatak oluşturduk. Ev sahibimizin de beli benimki gibi sorunlu. Bu yatağı seçme sebeplerimizden birisi de bu. Yere çok fazla eğilmeden çalışabilecek. Tam bu noktada yani yükseltilmiş yatağın yukarıdaki fotoğrafının ardından, bütün gün taş taşıyan, el arabasını oradan oraya koşturan Mehmet ben ACIKTIM dedi. Baktık haklı, gelmiş mola vakti, kuruldu sofra...


Herkes gönlünden geçeni getirmişti paylaşmak için. Gene harika bir sofra kuruldu. Ben de artık gelenekselleşen elmalı kekimle katıldım bu sofraya. Bol bol yedik, içtik sohbet ettik. Yeliz, ben misafirim dememiş, taaa İtalya'dan gelmiş haliyle eli kolu dolu yanaştı masaya... Harika idi bu paylaşım harika!


Yemekten sonra son katman olan malçu yani samanımızı da yerleştirince, ilk fidemizi dikti Seda. Ardından hepbirlikte yatağın ev sahipleri olan pazı, ıspanak, marul fidelerini ektik. Havuç tohumlarını serpiştirdik. En son da Seda yanında hazır getirdiği tohum toplarını verdi. Aslında orada bir tohum topu atölyesi yapacaktık ama vakit kalmadı. Tohum toplarının içerisinde tesadüfen baklalar vardı. Başka bakla tohumu bulamadığımız için bakla da acil ihtiyacımız olduğu için bu tohum topları da birer altındı. Baklanın köklerinde azot bağlayan bakteriler yaşadığı, bu yatak da ilk aylar azota ihtiyaç duyacağı için bakla ekmek istiyorduk. Denk geldi. Seda tüm çözüm üreticiliği ile yetişti imdada. Onun dilinden bu bahçeyi dinlemek isterseniz Toprağın Kızı burada.


Bahçenin en çok emek harcanan kısmı ile bir hatıra fotoğrafı çektirelim dedik. Anahtar deliği şeklindeki yükseltilmiş yatak, eve doğru baharat bitkilerinin ekileceği alanla birleşiyor. Bu alan kenar etkisini arttırmak için su dalgası şeklinde.

Ev sahibimiz bitki çaylarını çok seviyor. Onları yetiştirecek su dalgalı alanda. Halihazırda Gürpınar'daki bahçeden aldığı adaçayı ve melisa vardı zaten, onları ektik. Mevsimi olmadığı için başka birşey ilave edemedik ama mevsimi geldikçe hem yenebilir çiçekler, hem de baharat bitkilerini kendisi yerleştirecek. Evinden dışarıya elinde sıcak su olan bir fincan ile adım attığında hemen toplayabilecek. Mis gibi çay kokusu geliyor bunları yazarken bile burnuma...

Yukarıdaki fotoğrafta solda gördüğünüz kısım ağaç ağırlıklı. Baharda bazı ağaçların o alandan çıkartılmaları gerekiyor. Çalı tipi daha kısa boylu meyve veren ağaçların yerleştirilmesini düşündüğümüz yağmur suyu hendeği bölgesine aktarılacak frenk üzümü var mesela aralarında.


Herkes sanat eserine bakar, biz de karşısına geçip anahtar deliğine baktık bol bol. Hayal kurduk yeşillenmiş, ürünler çıkmış halini. Mis gibi toprak kokan kompostu...


Tohum toplarımız bize el salladı günün sonunda. Yorgun ama mutluyduk çok.

Bu haftasonu, hatta Perşembe ve Cuma günü de dahil olmak üzere 4 gün boyunca, Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali'nde buluşuyor, ilgi duyduğumuz filmleri izliyoruz.

Bir sonraki haftasonu da Hayal Edip Ürün Biçme Atölyesi'ne katılıyoruz. Bu çok değişik bir atölye olacak. Sadece toprakla değil, permakültürün insan ilişkileriyle olan bağlantısını birebir göreceğiz. Daha fazla şey anlatmayayım, kalan kısım sürpriz. Anca katılanlar öğrenebilecek bu hoş ve güzel sürprizi. Kaydolmak için acele edin, yerler kapandı kapanacak, benden söylemesi...

20 Kasım 2012

PI 7 - İTÜ Lojmanları Permablitz


Bir avuç insanız, doğaya, yenilebilir bahçelere, İstanbul'a, permakültüre ilgi duyan. Gelecekteki çarenin GDO'lu gıdalar değil de, bir avuç toprak bulduğumuzda ellerimizle yetiştirdiğimiz gıdalarda olduğunu bilen, inanan. O gıdaları elde etmek için de, kararlı, istikrarlı, doğru bir sistemin kurulması gerekliliğinden yola çıkıp, o sistemi Permakültür'de bulan. İnsanı koruyalım, doğayı koruyalım ve elde ettiklerimizi bu uğurda dönüşümün içine katalım diyen ve biraraya gelen...

1.5 sene içerisinde bakıyoruz, 7. şehir bahçemize geldik... Yavaş ama emin adımlarla ilerleyerek. İstanbul'un çok farklı köşelerinde, çok farklı ortamlarında bu işin yapılabilirliğini göstermeye çalıştık. Her bir bahçeden de ayrı keyif aldık.

En son tamamladığımız bahçe, İTÜ Lojmanlarının içinde idi. Bu işe gönül verip, Permakültür Tasarım Kursu'nu tamamlayan ev sahibimiz, çok daha önceden, bahçede atıkları toprağa dönüştürmeye yani kompost yapmaya başlamış. Oturduğu yerde tek başına bu işle uğraştığı için de blok içindekileri rahatsız etmemeye çalışmış. Kırpılan çimleri attırmamış, toplamış.

O sabah erkenden toplandı arkadaşlarımız. Ben fotoğraf çekmek için vardığımda yapılacak işlerin çoğu tamamlanmıştı. En son malç yapılacak kırpıntılar yamaçtan yukarıya doğru taşınıyordu.


Bahçede çalışan arkadaşlarımızın böcüklerinin keyfi yerinde idi. Harika arkadaşlıklar kurulmuş, bir o yana, bir bu yana koşturuyorlardı. Birbirlerine ''ARKADAŞIM, ARKADAŞIIIIIM'' diye seslenmeleri hâlâ kulağımda! Bilgehan en deneyimli Permablitzciler arasında. Katıldığı 3.bahçe ve kardeşi de iki bahçede annesinin karnında(hatta Burgaz ada bahçesinde eyvah bir de anneyi doğuma yetiştirmek var bu işin ucunda demiştik, zira 9 aylık hamile haliyle katıldı arkadaşımız aramıza) bu bahçede de annesinin sırtında katıldı çalışmalara. Arada dinlenip sohbet ederken, cokur cokur sütünü içti annesinden slinginin içerisinde.
Bu böcükler bizim fide ve tohumlarımız aynı zamanda, geleceğin bahçelerine...

Tasarım ekibi, kış sezonunda toprağın iyileştirilmesine ağırlık vermişti. Kalan çalışmayı bahar bahçesine bırakmışlardı.

Sabah erken biraraya gelen grup önce bir güzel kahvaltı ederek, neler yapacaklarını belirlemiş. Sonra daha önce ekili olan yaz sebzelerinden geriye kalan fideleri yerlerinden sökmüş.

Anahtar deliği yapmak için çevrede sağa sola atılmış olan taşlar toplanmış. Yeri belirlendikten sonra taşlardan dış alan inşa edilmiş. Ardından kompost alanı için kullanılacak sepetin yeri belirlenip o yerleştirilmiş.


Diğer anahtar deliği örneklerinden farklı olarak, ortada oluşacak kompostu alttan almak üzere minik bir delik açılmış. Komposta atıkların atılabilmesi için toprak zemine, boş arazi içerisinde bulunan tahtalarla yol yapılmış. Daha sonra sebze yatağının içerisi, dal, odun parçaları ile doldurulmuş, ev sahibinin hazırladığı kompost ve toprak ilave edilmiş, bozulan yaz bahçesinden kalan yeşil atıklar düzgünce bu kısmın üzerine serilmiş, en üste de kuruyan çim kırpıntılarından malç yapılmış.

Öğlen arasında Boğaz'a nazır terasta yemek yenmiş ama herkes Boğaz manzarasından çok, ana hatları ortaya çıkan esere bakmış!


Yukarıdaki fotoğrafta tasarımcılarımız neler yaptıklarını ve bitkilerin nasıl yerleştirileceğini anlatıyorlar.

Anahtar deliği nedir derseniz, kenar etkisini arttırmak ve ekim alanına rahat ulaşmak için daire şeklinde hazırlanmış bir alanın ortasına anahtar deliği şeklinde ikinci bir alan açıyorsunuz. Bu anahtar deliğinin orta, yani dairesel kısmı, genelde ekim alanına ulaşmada kolaylık sağlıyor. Yani dış kenardan da, iç kenardan da kolayca ulaşabiliyorsunuz. Anahtar deliğinin düz kısmı da yürüme yolunuz oluyor. Burada uygulanan Afrika modelinde, ulaşım alanı olarak kullanılan orta kısma, kompost konuluyor. Kompost içerisine atılan materyaller, doğru karbon - azot oranı ile dost bakteriler yardımıyla(bazen istenirse solucan da konulabiliyor, o da yardım edebiliyor) yeniden toprağa dönüşüyor. Yukarıdan sulama yaptığınızda da sebze yatağınız kompost suyu ile beslenmiş oluyor. İdeal olanında kompost alanı tamamen sistemin içine gömülmüş kalıyor ve üzeri bir kapakla kapatılıyor. Eğimli alan belinden rahatsız olanların da kolayca ekim yapabilmesini sağlıyor (tam da bu sebeple bir sonraki bahçede ben de aynı tasarımı kullanmıştım! Yani birbirimizden habersiz iki ayrı grup da tasarımda aynı modeli örnek almışız!)


Bu yılki sonbahar bilgilendirme toplantısında Permablitz yapılması istenen bahçeler belirlenmiş, o bahçeler için gönüllü fide yetiştirmek isteyen arkadaşlarımız da, ekibimizin tohumlardan sorumlu üyesinden tohumlarını almıştı. Evlerde bebek gibi bakılan minik fidelerimiz, sırası geldikçe bahçelere teslim edildi. Bu bahçenin kısmetinde, bol miktarda brokoli varmış.

Tasarımcı arkadaşlarımız, fideleri nasıl ayıracaklarını ve nasıl toprağa dikilmesi gerektiğini sözlü olarak anlattılar önce. Aramızdaki tüm arkadaşlarımız öğrensin diye.

Yukarıdaki fotoğrafta arkadaşlarımız yetiştirilen fideleri saksısından ayırıyor. Sonra da dikim yerlerine koydular fidecikleri tek tek. Ekim işine gönüllü olanlar da toprakla buluşturdu onları.


Araya kardeş bitkiler prensibi ile elimizde olan diğer bitki ve tohumlar ekildi.


Ekip çalışmasının güzel bir örneği ile kocaman alanın ekimi, kısa sürede tamamlanmış oldu.



Mutlu, huzurlu ekip, her ne kadar yorgun da olsa o gün oradan ayrılmak istemedi. Herkes o kadar güzel gönül bağı kurmuştu ki, hava karardı, iş bitti ama sohbetler bitmedi.

En güzel ödülü de bize Grow Food Not Lawns'ın Facebook sayfası verdi. Çalışmamızın fotoğraflarını görmüş ve Facebook'ta paylaşmış! Ben bu satırları yazana kadar orada yayınlanan fotoğrafı 331 kişi beğenmiş. 219 kişi de paylaşmış. Bu da doğru bir adım attığımızın göstergesi.

Bir sonraki Permablitz 25 Kasımda! 

Daha fazla fotoğraf ve film görmek isterseniz Facebook'taki grubumuza bakabilirsiniz.

Aramıza katılıp, biz de toprakla birarada olacağız, biraz permakültür, biraz yenebilir bahçeleri nasıl hazırlayacağımızı öğreneceğiz derseniz de sizi grubumuza bekliyoruz.

26 Ekim 2012

Evinizin Bahçesinde Permakültür



Film biraz uzun ama seyretmenizi tavsiye ederim. Bir permakültür bahçesinde olması gerekenlerin çoğu düşünülerek uygulanmış. Solucan kompostundan, minik bir gölete kadar. Tüm bunların nasıl yapıldığı, evin nereden rüzgar aldığı, güneş açıları, ışık alış düzeyi, neden tavuk beslendiği, kümesin kenarına neden meyve ağaçları dikildiği, kısaca her bir adım tek tek anlatılıyor.

Böylece size minik bir de permakültür kursu vermiş oluyor.

İngilizce ile sorunuz varsa, birkaç seyredişin ardından neler olup bittiğini gene de çözebiliyorsunuz.

Keyifli seyirler dileği ile...

23 Ekim 2012

Kuzguncuk'ta Güzel Bir Bahçeden Gözlemler


Geçtiğimiz ay çok sevdiğimiz bir aile dostumuza davetli idik. Mis gibi bir havada Boğaza karşı bahçe keyfi yapmanın tadına vardık.

Nicedir bahçede hep süs bitkileri olmamalı, o kadar alan sadece göz zevkine değil, mideye de hitap etmeli, özellikle büyük şehirlerde bu bir ihtiyaç, deyip duruyordum.

''Bak bu sefer seni dinledim, süs bitkileri ile birlikte yenebilir olanlarından da aldım'' dedi can dost.


Katmer katmer açmış sardunyaların, oya ağacının yanında süs biberlerini bulmak keyifti.


Ama en büyük keyif minik, tombul karpuzları görmek oldu. Diğerlerinin varlığını, telefonda konuşmuştuk ama karpuzun adı geçmemişti. Onu görünce az sesle de olsa çığlık atmışım!


Bizim evin sebze bilir uzmanından öğrendim ki, karpuz olgunlaşınca, onu tutan sapın üzerinde tam tutan kısmın yanındaki minik çıkıntı da sararırmış, böylelikle toplanmaya hazır olduğunu söylermiş. Bilmeyenlere duyurula...


Karpuz çiçeği ile tanışmayanlar için bu güzelliği sunalım.

Böylece, süs bitkileri gibi meyve ve sebzelerin de çok güzel çiçekleri olduğunu unutmayalım.


Domatesler coşmuş bu yaz. Fideleri Antalya'dan bir arkadaşlarından hediye gelmiş. Yanlarına kadife çiçekleri de dikilmiş. Kardeş kardeş yaşamışlar ve bol bol ürün vermişler bütün yaz boyunca. Hâlâ da vermeye devam ediyorlar.



Patlıcanlar keza aynı şekilde, coşmuş da coşmuş. Hatta öğlen yemeğinde tadlarına bakmak kısmet oldu. Nefis bir karnıyarık sayesinde!



Kabaklar bol bol ürün vermeye hazırlar gördüğünüz üzere.



Daha önce, Atatürk Arboretum'unda da karşılaştığım ve adını bilemediğim bu bitki ile karşılaştık gene. Evde görevli hanım kartopu olduğunu söyledi, bugüne dek hiç meyve verdiğini duymamıştım kartopu bitkisinin!




Cevizler de oldukça bolmuş bu sene. Toplayıp bir kısmını taze ceviz olarak tüketmişler bile.


Bizim kısmetimize düşenler biberler olacaklarmış. Bizim Böcük, elleriyle toplasın diye toplamamışlar bir süredir.



Çiçekleri ile birlikte kıpkırmızı olmuş bir biber görmek isterseniz... Hatta tomurcukta olan bir çiçek daha var. Acı değillermiş.


Bu da ikinci karpuz. Diğerinin birkaç adım ötesinde büyümeyi bekliyor.


Soğanlar biraz cılız kalmışlar gölgede diye belki de. Ama bütün yaz boyunca bir güzel ürün vermiş durmuş bahçe. Hatta kenarlardaki yabani otlardan bile tanıdıklar var gördüğünüz üzere.

Erik ağacının meyvelerinden yapılma harika bir reçeli de tatma şansımız oldu bir güzel.

Hani İstanbul'da bir köşkte bunlar yapılmaz diyenlere güzel bir örnek olsun. Öyle güzel yapılmış ve öyle güzel süs bitkileri ile harmanlanmış ki, keyfine diyecek yok. Keşke bir de permakültüre göre tasarlayabilseydik. Ama ben kursa gitmeden önce ekilmişti herşey.

Biz bahçede otururken, bahçe ile ilgilenen bey de geldi. Aile dostumuzun İzmir'e yaptığı yolculuk sırasında aldığı kiraz ve birkaç başka ağacı da dikti.

Ama biz öğlen yemeğini yerken acı haber geldi, bahçe ilaçlanıyordu!!!! Ben pür telaş aşağıya inene kadar ilaçlama bitmişti bile!

Neden ilaç? diye sordum.
Bu zararlı değil ki dedi görevli, şimşirleri yiyen tırtıllar için!
Ah dedim şimşirin tırtılı için yenen diğer bitkileri de ilaçladınız yani!
Tırtıllar diğerlerine kaçıp sonra geri dönerlerdi, öyle yapmam lazımdı dedi.
Dedim şimdi 3,5 yaşındakine bir anlatın siz neden elleriyle biberleri toplayamayacağını, deminden beri onu bekliyordu!
Boş boş baktı yüzüme... Onun için zararlı değildi ki, nitekim kendisi de ne maske takmıştı, ne eldiven giymişti!

Bu yazın ilk ve son ilacı da ne büyük tesadüftür ki, bize denk gelmişti!

İki dakikada ayak üstü ben nasıl böcekle mücadelenin tek yolunun ilaç olmadığını, yıllar yılı bu işe ezber verip yapmış birisine anlatabilirim ki diye düşündüm. Önce konuşmak üzere ağzımı açtım, sonra baktım çok fazla zaman ve efor gerektirecek, sustum!

Olan bizim bahçe keyfimize oldu. Öğlenden sonrayı balkonda, Boğazdan geçen vapurları sayarak geçirdi evin böcüğü.

Dilerim bir sonraki seneye bahçenin tasarımını hepbirlikte yapıp, ilaçtan, böcekten uzak tutarız ve daha çok ürün alırız. Şehirde bu bahçelere çok ama çok ihtiyaç var.

Bu bahçenin de diğerlerine örnek olması dileği ile...