Blog Dostları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog Dostları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Şubat 2013
Hediyeler - Yastıklar
Uzunca bir zamandır bekleyen elişleri...
Pembe yastık evini pembeli beyazlı mobilyalarla döşeyen bir aile dostumuza gitti, hatta eskidi bile!
Elimdeyken görüp renklerini çok beğenen eski üst kat komşumuzun oldu. Ben ona bu yastığı hediye ederken, o da evi sattıklarını söyleyip beni şok etmişti. Sattığı insanların kabus tipler olduğundan, onların da tam kızımın doğumgününde evden çıkıp, aynı gün tepemizde inşaat başlayacağından haberim yoktu. İyi niyete, kötülük oldu bu yastığın hikayesi...
En sevdiğim blog arkadaşıma ve onun Sincabına işlenmişti bu yastık.
Alt köşede Sincabın adı yazıyor. O yüzden kapalı. Dilerim severek kullanıyordur.
Bu yastık da bugünlerde bizim evi süslemekte. Epeydir patchwork yapmadığımı aklıma getirmiş oldu bu yazı...
Labels:
Blog Dostları,
Elişi,
Hediyeler,
Patchwork
07 Haziran 2012
19 Mayıs'ta Bizde Toplandık
Bizim Blog Dostlarından oluşan bir grubumuz var ara ara yazıyorum o güzelim, özenli sofraları. Düzenli bir şekilde buluşuyoruz. İlk Can'ın doğmadan önce biraraya gelmiştik. Sonrasında bebekler birbirini izledi. Evlilikler, yeni evler, diş çıkartan böcükler... Bunun için illa güzel bir de bahanemiz oldu hep.
Bize davet etmek için ben de Uğur Böcüğümün Doğumgününü düşünmüştüm. Gün de kararlaştırmıştık. Amma velakin, hastalıklar hesabı şaşırttı. Bize geliş iptal oldu. O zaman planladığım tüm cicilerin de zamanı geçti. Planlar allak bullak oldu.
Niyetim, az, öz, tadında, doğal gıdalarla bir doğumgünü hazırlamaktı. Sofranın da aynı sadeliğe eşlik etmesini hayal etmiştim. O yüzden kelebeklerden yana oyumu kullanmıştım. Hatta sağolsun Hülya değişik kelebekler bulmama yardım etmişti uzaklardan. Ama tüm bunlardan habersiz olan Pınar, İpek'in Diş Buğdayı için toplandığımzda gayet güzel kelebeklenmişti.Bizde bu sefer hem bahane, hem de araç olmayınca, en sade, en süssüz halimizle kalakaldık. Aslında hayalimdekinden de çok ötede değildi bu durum. Zira bazı şeyleri israf bulduğumu itiraf edeyim. Öyle düşündüklerimi de uygulamadım zaten. Bir iki renk katmak için süsümüz vardı, gerisi çiçekler...
Ah bir de 19 Mayıs'a denk geldiği için bayraklar, çocuklara balonlar...
Böcükle beraber önceden çocuklar için hazırladığımız kurbağacıklar...
Tatile denk gelince, misafir sayımız da az ve öz oldu!
Can dostlar yalnız bırakmadılar. Sağolsunlar.

Adet olduğu üzere imece usulü yapıldı yiyeceklerimiz de.
Yukarıda görülen nefis açmalar Münevver hanımın ellerinden. Büyük, küçük hepimiz bir kapıştık ki, en son ''Yettim gari!'' deyip yetişen Yasemin ve tatlı arkadaşına neredeyse hiç kalmıyordu!
Münevver hanım, gelin üzmeyin bizi yeniden dönün Nane Limon'a lütfen.
Selen'im Meksika fasulyesinden nefis bir salata yapmıştı. Tarifi bu yazının sonunda. Kesinlikle denemelisiniz. Tatlı olarak da Tuana böcüğünü aldık ondan. Bizim Uğur Böcüğü ile pek güzel oynadılar. Hatta birbirlerinden ayrılmak istemediler. Ne güzel böyle minik dostlukların kurulması, minik kalplerin birlikte atması.
Pınar'ım cevizli, süzme yoğurtlu havuç salatası yapmıştı. Harikaydı. Can böcüğü ve İpek böcüğünü de yenecekler listemizde tuttuk elbet. Hele İpek böcüğü tam ye beni kıvamındaydı. Can böcüğü de kızlara ağabeylik yaptı.
Neslihan'ım en sevdiğim keklerden birisi olan Tahinli Kekten yapmıştı. Çok güzeldi. Ama kekten daha yemelik kıvamda bir de Yağmur böcüğümüz vardı. Benimle resmen konuşan tatlı bir böcük o. Ne desem cevap veriyor. Büyük insan gibi surat ifadeleri, ses tonu, herşeyi anlatıyor işte.
Annem bizi böreksiz bırakmadı ve peynirli serme börek ekledi ev sahibi listesine. Benden yorum yok, yiyenlere bırakıyorum yorumu.
Daha önceden de yazdığım gibi, son dakikada yetişen Yasemin de evimizi şenlendirince pek keyiflendik. Güldük eğlendik. Sonra onu düğüne de yetiştirdik. Nikahla düğün arasına bizi sıkıştırmasından da büyük zevk aldık. Gelemeseydi çooook üzülecektim.
Bize zaman ayırıp, evimizi şenlendiren tüm dostların elleri, ayakları sağ olsun.
İyi ki varlar!
Labels:
Blog Dostları,
Yemek
14 Mart 2012
Pancarlı, Beyaz Peynirli Top Kek
''Vız vız arı uçuyor, çiçeklere konuyor... ''diye başlayan bir şarkı çalıyor bilgisayarda. Böcük onun müziği ile hoplayıp, zıplıyor ama ne hikmetse aynı enerji bende yok. Miskinlik sinmiş kıştan üzerime...
Yazılacak pek çok konu var, elim değdikçe fotoğraflarını ayarlamaya çalışıyorum. Sonra bir bakıyorum, İngilizce adı Hops olan bitkiyi aramaya koyulmuşum! Şerbetçiotu olduğunu öğrenince mutlu olmuşum... Birilerini mutlu etmişim...
Bir e-posta geliyor, balıklama dalıyorum arıları çeken çiçeklerin, ağaçların, çalıların arasına. Ne blog okuyabiliyorum, ne de elişi yapabiliyorum bu aralar.
Uyanan doğa ile birlikte aklım fikrim çiçeklerde, börtü, böcekte!
Evin böcüğü için illa kekler, börekler, onun atıştırabileceği birşeyler oluyor elimizin altında. Gelen misafirlerle bazen büyük şenlikler oluyor.
Geçtiğimiz hafta, böyle güzel günlerden birisi idi. Yılların blog dostu, Asortik Krep ile şenlendi evimiz. Yüzyüze ilk defa görüştük. Ama sanki birbirimizi doğduğumuz ilk günden beri tanıyormuşçasına, konuşacak çok konu bulduk. Dünya tatlısı anneciği ile de tanışma şansımız oldu. Keşke daha uzun süre görebilseydik. Bir dahaki sefere uzun uzun oturmaya bekliyoruz Asortik Krep'im.
Nicedir bir başka dost, Münevver hanım'ın Peynirli Kabaklı Kek'ine takmış durumdayım. Haftada en az bir defa yapar oldum. Annem en sonunda ''kızım sen mevsimi değil diye eve kabak aldırtmıyorsun, ama kendin alıp kek yapıyorsun, bu ne pehriz, bu ne lahana turşusu'' deyince bu işe son verdim.
Asortik Krep'im gelecek diye gene aklıma düştü bizim Peynirli Kabaklı Kek, en sevdiklerimi yapacağım ya illa... Gözüm tezgahın üzerinde 1 hafta önce pazardan aldığımız tazecik çıtır çıtır pancarlardan yaptığımız pancar turşusuna takılıverdi. Kakaolu, pancarlı kek olursa neden tuzlusu da olmasın dedim kendi kendime ve sonuç fotoğraflarda gördüğünüz gibi birşey oldu. Tadını sevdim ben. Eğer denemek isterseniz, tarifi de şöyle:
- 2 adet yumurta
- 1 su bardağı çok katı olmayan yoğurt (bizim evde yaptığımız yoğurt öyle taş gibi olmadığından onu kullandım)
- 1/2 İri kıyım çay bardağı zeytinyağı
- 1 çorba kaşığı şeker
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 su bardağı pancar turşusu rendesi (suyu süzülecek ama sıkılmayacak)
- 1 su bardağı rendelenmiş yağlı beyaz peynir
- 2,5 su bardağı elenmiş un
- 1 paket kabartma tozu
Ben genelde yumurtalarla başlarım, köpük köpük olunca, diğer sıvı malzemeleri tek tek eklerim. Sonrasında un ve kabartma tozunu karıştırarak katarım. Bu kek için pancar ve peyniri, başka kekler için de bu tarz eklenecek malzemeyi, en son mıkserle karıştırmadan katarım, kaşıkla yavaşça karıştırır, kalıba dökerim.
Sonuç böyle pembemsi bir kek oldu.
Sonradan keşke biraz da suyundan ekleyip, unun oranını arttırsaydım diye düşünmedim değil. Böylece bütün kek pespembe oluverirdi. Tercih sizin.
Biz sevdik, dilerim siz de seversiniz.
Labels:
Blog Dostları,
Yemek
09 Şubat 2012
Kırmızı
(Fotoğraf Peçeteden Notlar'dan alınmıştır.)
Çoook uzunca bir süre önce, Ayşem bana dünyanın en güzel hediyesini vermişti. Kırmızı koymuştu adımı. Zor renktir diye başlıyordu yazısı... Her okuyuşta gözümden yaş eksik olmaz bu yazıyla. Ama üzüntüden değil, bir dostun içtenliğinden, sevgisinden...
Son yazısında bu dost der ki: ''Sevgili Kırmızı Olsun''
Olsun Ayşem'im... Senin elinde en güzelleri olsun.
Sizler de bu güzel güllerden almak istiyorsanız, müracat Pasta Malzemeleri 'ne der Ayşem... Hatta tam da şu bağlantıya tıklayınca ulaşmak daha kolay sanki...
Kırmızıdan kırmızıya sevgilerle....
(Bu arada benim adım kırmızı, vermem adımı kimseye ama alırım fotoğrafını bir güzel buraya...)
Labels:
Blog Dostları,
Hayat,
Yemek
20 Aralık 2011
Yeni Yıla Merhaba Sofrası
Geçen sene, Yeni Yıla, Neslihan'da, merhaba demiştik.
Bir senedir de o sofrayı konuşup duruyoruz. Şu harikaydı. Bu nasıl da ince düşünülmüştü. Şu yiyeceği yeniden yapmalısınız...
Kolay kolay unutulmayacak o sofra. Üzerine bir de Neslihan'ın minik kızına hoşgeldin partisi düzenlendi. Gene dillere destandı. Ama ne yazık ki, ben onu kaçırdım.
En son Pınar'ın İpek böceğine hoşgeldin demiş olduk. Araya pek çok şey girince de bizim blog dostları ile buluşmalarımıza uzunca bir süre katılamamış oldum. Ama aklım hep onlarda kaldı.
Bu sene, Yeni Yıl için, Selen talip oldu. İki aydır onun telâşesi sarmış onu. Ama öyle güzel hazırlamış ki herşeyi, bayıldık! İnce ince düşünmüş tün detayları, mağaza mağaza gezmiş. Hoş Selen zevkli kız, aslında özel bir çaba sarfetmesine de gerek yok ama gene de üşenmemiş, uğraşmış. Evinin her yeri öyle cici bici eşyalarla bezeli ki, İngiltere'de içine girip de saatlerce çıkamadığım mağazalardaymışım gibi hissettim kendimi. Yeni ve eskiyi öyle güzel biraraya getirmiş ki, anlatılmaz, ancak görülür!
Tek tek her tabak için böyle uğraşmış. Minik isim kartları ile, kimin nereye oturacağını belirlemiş.
Geyik, bize hoşgeldin diyordu tuzlu yiyeceklerin başında.
Bütün tuzlular burada biraradalar. Neler vardı diye tek tek bakacak olursak...
Esra'dan Yasemin'in üç renkli böreği...
Neslihan'dan curry'li buğday salatası.
Minicik kızına rağmen uğraşmış iki salata yapmış Neslihan. Ben utandım bu durum karşısında. Yağmur ise tam bir prenses. Annesinin minyatürü. Yemelik lokum! Ama kıyılamayacak kadar da minik. Gene de minik hali ile insanlarla iletişimi şimdiden inanılmaz. Kalpleri tek tek fethetti bile.
Müge'den tuzlu kurabiyeler. Ama bu kurabiyelerle kalmadı, hiç boş durmadı. Fadime ile ikisi yiyeceklerin tabaklara yerleştirilip süslenmesinde başrolü oynadılar. Aras bey, arabasında paşa paşa oturdu. Pek centilmendi. Pek sevdim bakışlarını, cici bey olarak diğer iki hanımın yanında paşa paşa oturuşunu. Maşallah ona.
Selen, Meksika fasulyesinden salata yapmış. Yemeye doyamadım, öyle güzel.
Köfteler gene Selen ve annesinin ortak çalışması imiş. Ama Müge onlara sihirli parmaklarını bir değdirdi, çiçek açtılar. Daha da bir güzelleştiler. Mutfağa gidip döndüklerinde gözlerime inanamadım.
Fadime'nin bu dolmaları sihirli. Yiyip yiyip doyamıyorsunuz. Daha da çok yemek istiyorsunuz. Ama bu buluşmada sihirin sebebi anlaşıldı. Özel toplanıp donduruluyormuş yaprağı. İncecik, ipek gibi yaprağa bir Fadime dokununca ortaya bu sihirli dolmalar çıkıyormuş.
Otlu çörekler, Selen'in tarifi ile benden. Her daim yaptığım halde, kıvamı da aynı olduğu halde, sanırım içine koyduğum Ezine peyniri yağlı geldiğinden bu sefer yassı olmayı tercih ettiler. Diğer yiyeceklerin yanında içinde sunulduğu tabak da olmasa pek yüzüne bakılmazdı sanırım! Eh ben de yemek uzmanı değilim ve de yemek bloğu yazmıyorum ne yapalım diye avundum. İngiltere'deyken mutfak benden soruluyordu ama Türkiye'ye geldim geleli, malzemeler, kap kacak, herşey değişti ve mutfak hakimiyeti annemin elinde olduğundan, belimle ilgili sorun da yaşayınca gene ona bırakıldı. Arada bir mutfağa girer oldum. Çok fazla da ayakta duramaz oldum, ne yapalım...
Ama ilk dilim kesilince anlaşıldı ki, kek kırmızıymış bu seferkinde de! Üzerinde epey konuşuldu. Gıda boyası yerine ne koysak diye düşündük biraz da... Günün en çok konuşulan yiyeceği oldu sanırım. Keki şu tarifle mi yapıldı, kreması böyle miydi diye... Yasemin süsleme için bütün malzemeleri yanında getirmiş. Sen biliyorsun deyip Müge'ye havale etti. Uzaktan, onu oraya koy, bunu da kat dediğini duyabildim. Ortaya işte bu nefis görünüm çıktı!
Münevver hanım'ın ay ve yıldızlı kurabiyeleri muhteşemdi! Hatta muhteşem lafı bile az kalır yanlarında. Hayal bile edemeyeceğiniz nefis bir tat. İkisi aynı hamurdanmış izlenimi verse de, ayrı ayrı iki lezzetti. Fotoğrafları çekildikten kısa bir süre sonra yıldızlar tükendi. Faili benim biline!
İpek böcüğünün annesi Pınar bu nefis tek lokmalık, gene elinizi attığınız an bırakamayacağınız türden fındıklı kurabiyeleri yapmış. Kurabiyeleri mi yemeli, İpek böcüğünü mü bilemedim. Artık iyice büyümüş böcük, gülücüklerle konuşur olmuş. Fotoğraf makinesini pek tanır ve de bilir olmuş. Kimin elinde görse, takipte idi. Hanım hanımcık, uslu uslu oturdu. Bir de güzel giyinip bize mankenlik yaptı. O günden beri gülüşü gözümün önünden gitmiyor, Maşallah!
Yasemin, pasta ile yetinmemiş, bu ara gelen siparişlerle eli hızlanmışken, bir de araya minik keklerden sıkıştırmış. Mudcake kıvamında, bol çikolata tadında(ama içinde sadece bol kakao var dedi) harika kekler yapmış. Ayşem'im olsa şimdi ona ''Ajanım'' derdi. Hakikaten ''Ajanım''. Her tarifinde bir sır gizli. Varsa kurabiye pasta siparişleri, hali hazırda süper hatun hızında yetişmeye hazır...
Yiyecek faslından sonra sıra geldi hediye faslına... Herkes çekilişte birbirine vermek üzere hediye almıştı. Selen tek tek sürpriz çikolata kaplarını güne uysun diye kırmızıya boyamış. Üzerine yeşil kurdelalar takmış, sonra da süslü bir çorabın içine atmış. Tek tek oradan çektik. Ben Selen'i çektim. Esra da beni. Yukarıdaki fotoğraf için Yasemin'e teşekkürler. Benim elim, konu mankeni olarak orada bulunmakta!
Tüm hediyeler Selen'in daha önceden süsleyip de hazır ettiği ağacın altına kondular.Çekilişin ardından da buradan sahiplerini buldular.
Ağaç davası artık(önceden severdim de, İngiltere'de yaşamak bende bu adete karşı ters tepki doğurdu) pek benlik olmasa da Muazzez İlmiye Çığ'ın kulaklarını çınlattım... Bu alıntıyı mutlaka izlemenizi öneririm.
İlk gördüğümüzde ağacın süsleri zannettiğimiz bu minik paketler de meğer Selen'in bizlere hediyesi imiş. Hepimize sürpriz yapmış.
Bir başka ağaç süsünü de ben hemen fotoğraf kayıtlarıma aldım. Zira biliyorsunuz Evren'in başlattığı ''Bugün ben ellerimle...'' etkinliği var. Böcükle ikimizin birlikte deneyeceği, parmaklarımızı çalıştıracak birşeyler olsun istedim.
Yasemin bu aralar binlerce kurabiye yaparak parmaklarını çalıştırıyor.
Ayrıca evini ve yiyecekleri hazırlarken de epeyce çok yorulmuş. Herşey için bir de buradan çok teşekkürler Selen'e ve emeği geçen tüm dostlara. Gelemeyen Ayşem, Gülriz ve Müge'nin de kulakları çınlamıştır herhalde.
Sahi, siz bu aralar parmaklarınızı çalıştırıyor musunuz? Neler yapıyorsunuz? Bir ay boyunca bu soruyu her yazımda soracağım. Aklını çalıştıran insanlar lâzım ülkeme zira. Hele de bu günlerde...
Ben son yazıdan bu yana redwork bir yastık yapmaya başladım. Ayrıca diğer yarım patchwork yastıklara devam... Böcük ile evde yapıp da oynayacağımız oyun hamuru tarifi arıyorum. Ufak ufak kartlar hazırlamaya başlayacağız, onlar için modeller buldum. Elde kalan kumaşlardan birkaç Suffolk Puff kutuya atıldı... Boş durmuyoruz yani.
Haydi sizler de ses verin, neler yapıyorsanız söyleyin...
Labels:
Blog Dostları,
Türkiye Özel Günler,
Yemek
15 Aralık 2011
En Çok Okunan Yazılar
Dün Berceste epeyce çok okunmuş.
Pek çok kişi Elmalı Kek yapmak istemiş olmalı ki, günün en çok okunan yazısı Kerime Teyze'nin Elmalı Keki olmuş.
Sonra da İngiliz Tarzı Banyo merak edilmiş.
Hayır 5 - 10 kişi merak etse anlayacağım da, 186 kişi İngiliz Tarzı Banyo'yu bir günde niye merak eder onu çözemedim. Yazıyı okuyanlardan birisi bu merakımı giderirse pek sevineceğim!
Pek çok kişi Elmalı Kek yapmak istemiş olmalı ki, günün en çok okunan yazısı Kerime Teyze'nin Elmalı Keki olmuş.
Sonra da İngiliz Tarzı Banyo merak edilmiş.
Hayır 5 - 10 kişi merak etse anlayacağım da, 186 kişi İngiliz Tarzı Banyo'yu bir günde niye merak eder onu çözemedim. Yazıyı okuyanlardan birisi bu merakımı giderirse pek sevineceğim!
Labels:
Blog Dostları,
Hayat,
Özel
10 Temmuz 2011
Hoşgeldin İpek Böceği
Bu aralar pek herşey üst üste geliyor. Gelmeyin bir durun, soluklanayım diyorum ama dinlemiyorlar beni geliyorlar işte. Allah beterinden saklasın deyip, kaderimize razı oturuyoruz biz de yerimizde. O sebeple, çok ihmalkâr da oldum, hayırsız da! Ne derseniz deyin artık. Suçluyum...
Haziran'ın başıydı İpek böceği gelmeden toplanalım deyip Pınar'a gittiğimiz. İlk blog dostlarıyla Can'ın doğumundan önce buluştuğumuz gibi. Sonrasında Pınar ayağını sürümüştü. Teker teker bebekler aramıza katılmıştı, tüm güzellik ve neş'eleri ile. İkincilerde Ayşem ayağını sürümüş olsa gerek, Bibi yakışıklısından sonra ikinci böcükler de teker teker geliyorlar, çok şükür sağlıkla... Allah tüm isteyenlere anne olmayı nasip, kısmet etsin.
Pınar ilk böcükte olduğu kadar İpek böcüğünde de heyecanlıydı. Maşallah bir o kadar da hareketli. Eh serde gençlik var elbet!
Hamileliğimin sonuna doğru ben iyice yerimden kıpırdayamaz olmuştum.
Ama Pınar denize bile gitti. Çok da iyi etti. Böylece kızı da üzmeden geldi çok şükür...
Sağlıkla, mutlulukla, tüm sevdikleriyle hoşgeldin İpek böceği...
Gelelim o güne... Ben gene suçluydum. En geç giden olarak! Dolayısı ile herkes fotoğraflarını çekmiş, yemeğe hazır, beni bekler olmuştu. İçeri girer girmez e haydi dendi. Şöyle bir, iki kare yakaladığım gibi attım kendimi masaya.
Münevver hanım gene yapmıştı, yapacağını. Kültürümüze dair en güzel bilgileri ondan alırız hep. En güzel tarifleri de ondan öğreniriz. Bu sefer de sakız kabaklı top kek ve mürver şurubu getirmişti. Ben gerçek mürverle tanışmak için yanıp tutuşuyordum zaten. Ikea'nın katkılı olanlarından çok daha farklı, nefis bir lezzetti Münevver hanımın mürver şurubu.
Ev sahibimiz sıcak patates pizzası yapmıştı. Fadime, bizim Uğur Böcüğü tarafından anında yenilen, bitirilen, nefis yaprak dolmalarından ve genel istek üzerine, bizi kırmayıp tahinli kurabiyelerinden yapmıştı. Selen, anneminkinden(annem duymasın) bile daha lezzetli sebzeli kekinden yapmıştı. Neslihan'ın şeftali dolgulu kurabiyelerinden bir yiyen pişman, bir yemeyen! Yiyen pişman, çünkü sonrasında bir tane daha, bir tane daha diyor. Yemeyen ise talihine yanıyor! Gidip Neslihan'ın sitesinden nasıl yaptın diye soruyor. Ben gene elmadan şaşmadım ve bu sefer başka bir tarifle benim için hoş hatıraları olan bir elmalı kek yaptım. Tarifi ve bendeki hatırası en kısa zamanda gelecek...
Yasemin ise çok hafif, çok lezzetli bir pasta yapmıştı. Çocuk milleti bayıldı. Büyükler bayıldı. Bıraksak pastayı orada bitirirdi çocuklar... Üst süslemesinde de Pınar ve Can vardı, tüm şekerlikleri ile. Ana oğul birlikte kestiler pastayı. Bizim böcük de aşasııın aşasııııın iyi ki dooooduuuuun diyordu o sırada...
Pınar özene bezene çok güzel bir sofra hazırlamıştı. En çok da hatıra olarak verdiği TEGV'na bağış olarak giden minik not defterlerini sevdim ben. Hem fonksiyonel, hem de ucunda bir çocuğun yüzünü güldürme keyfi var.
Gözlerimiz gelemeyenleri aradı çok... Canım Ayşem'imi(seni görmek için o kadar gün saydım, alacağın olsun Ayşem!) Müge'yi, yeni annelerimiz Esra ve Müge'yi, Gülriz'i...
Bir sonrakine tam tekmil buluşmak, İpek böceğini de en kısa zamanda görebilmek dileği ile...
Haziran'ın başıydı İpek böceği gelmeden toplanalım deyip Pınar'a gittiğimiz. İlk blog dostlarıyla Can'ın doğumundan önce buluştuğumuz gibi. Sonrasında Pınar ayağını sürümüştü. Teker teker bebekler aramıza katılmıştı, tüm güzellik ve neş'eleri ile. İkincilerde Ayşem ayağını sürümüş olsa gerek, Bibi yakışıklısından sonra ikinci böcükler de teker teker geliyorlar, çok şükür sağlıkla... Allah tüm isteyenlere anne olmayı nasip, kısmet etsin.
Pınar ilk böcükte olduğu kadar İpek böcüğünde de heyecanlıydı. Maşallah bir o kadar da hareketli. Eh serde gençlik var elbet!
Hamileliğimin sonuna doğru ben iyice yerimden kıpırdayamaz olmuştum.
Ama Pınar denize bile gitti. Çok da iyi etti. Böylece kızı da üzmeden geldi çok şükür...
Sağlıkla, mutlulukla, tüm sevdikleriyle hoşgeldin İpek böceği...
Gelelim o güne... Ben gene suçluydum. En geç giden olarak! Dolayısı ile herkes fotoğraflarını çekmiş, yemeğe hazır, beni bekler olmuştu. İçeri girer girmez e haydi dendi. Şöyle bir, iki kare yakaladığım gibi attım kendimi masaya.
Münevver hanım gene yapmıştı, yapacağını. Kültürümüze dair en güzel bilgileri ondan alırız hep. En güzel tarifleri de ondan öğreniriz. Bu sefer de sakız kabaklı top kek ve mürver şurubu getirmişti. Ben gerçek mürverle tanışmak için yanıp tutuşuyordum zaten. Ikea'nın katkılı olanlarından çok daha farklı, nefis bir lezzetti Münevver hanımın mürver şurubu.
Ev sahibimiz sıcak patates pizzası yapmıştı. Fadime, bizim Uğur Böcüğü tarafından anında yenilen, bitirilen, nefis yaprak dolmalarından ve genel istek üzerine, bizi kırmayıp tahinli kurabiyelerinden yapmıştı. Selen, anneminkinden(annem duymasın) bile daha lezzetli sebzeli kekinden yapmıştı. Neslihan'ın şeftali dolgulu kurabiyelerinden bir yiyen pişman, bir yemeyen! Yiyen pişman, çünkü sonrasında bir tane daha, bir tane daha diyor. Yemeyen ise talihine yanıyor! Gidip Neslihan'ın sitesinden nasıl yaptın diye soruyor. Ben gene elmadan şaşmadım ve bu sefer başka bir tarifle benim için hoş hatıraları olan bir elmalı kek yaptım. Tarifi ve bendeki hatırası en kısa zamanda gelecek...
Yasemin ise çok hafif, çok lezzetli bir pasta yapmıştı. Çocuk milleti bayıldı. Büyükler bayıldı. Bıraksak pastayı orada bitirirdi çocuklar... Üst süslemesinde de Pınar ve Can vardı, tüm şekerlikleri ile. Ana oğul birlikte kestiler pastayı. Bizim böcük de aşasııın aşasııııın iyi ki dooooduuuuun diyordu o sırada...
Pınar özene bezene çok güzel bir sofra hazırlamıştı. En çok da hatıra olarak verdiği TEGV'na bağış olarak giden minik not defterlerini sevdim ben. Hem fonksiyonel, hem de ucunda bir çocuğun yüzünü güldürme keyfi var.
Gözlerimiz gelemeyenleri aradı çok... Canım Ayşem'imi(seni görmek için o kadar gün saydım, alacağın olsun Ayşem!) Müge'yi, yeni annelerimiz Esra ve Müge'yi, Gülriz'i...
Bir sonrakine tam tekmil buluşmak, İpek böceğini de en kısa zamanda görebilmek dileği ile...
Labels:
Blog Dostları,
Yemek
08 Temmuz 2011
Tak Sepeti Koluna
Biliyorsunuz değil mi, artık sımsıcacık kalbi ile Tijen, her Cuma, saat 21:00'de Kanal 24'te Tak Sepeti Koluna Programı'nda bizlerle. En ince detayına kadar herşeye sihirli ellerini değdirmiş. Onun ellerindeki sihir ise doğallığında, doğayı tüm güzellikleri ile sevmesinde.
Siz hiç Mutfakta Zen'i okumadıysanız ya da onun kitaplarından birisini almadıysanız, hayatınızda büyük bir boşluk var demektir. Türkiye'de nerede ne yetişir, ne ile ne pişirilir, hangi ilde ne vardır bilmiyorsunuzdur.
Hem, eğer Tijen ile yollarınız kesişmemişse çok candan bir dostu da hayatınızdan eksik etmişsinizdir. Sanal da olsa onun güzel elleriyle hazırladığı yemeklerden de yememişsinizdir.
Onu, tarif edecek tüm güzel sözleri biraraya getirmek isterim. Ama kifayetsiz kalırım. Öyle can, öyle dost, öyle bilgedir çünkü Tijen.
Şimdiye dek onu televizyonda kendi programıyla görmeyişimiz mütevaziliğinden, titizliğinden, doğruyu bulabilme dileğinden. O sebeple Kanal 24'ü de kutlamak lâzım, ikna kabiliyetlerinden dolayı.
Ben, bu gece, ilk bölümü seyrederken, pazarcı amca, badem ağaçlarını ve hanımını anlatırken onunla ağladım, hem anlattıklarına, hem baba ocağımdan, ülkemden uzaklarda Cambridge'de yaşarken Tijen'in her pazar yazısı ile katmerlenen özlemimi hatırladığımdan... Hatta bu öyle bir özlemdi ki, İstanbul'dayken ayağıma basıyorlar, çarpıyorlar diye gitmek istemediğim o pazarlara her tatile gelişimde koşa koşa gittim... Bana Tijen sevdirdi onları yeniden... Bu akşam Muğla'da onunla yemek yedim, onunla eski Türk evlerini gezdim, çıkılan değil de inilen yaylaları duydum. Nefis yemekler yedim. Suda balıklarla yüzdüm.
Haydi sizler de bu güzellikleri onun tatlı dilinden dinleyin ve ısrar edelim, bu program 10 bölümle sınırlı kalmasın. Tijen bize tüm Türkiye'yi gezdirsin. Hatta sınırlamayalım, dünyayı onun gözünden tanıyalım. Doğalı, doğal beslenmeyi, güzeli onun gözleri ile görelim... Önce yeniden kendi kültürümüzü öğrenelim, sonra da farklı kültürleri tanıyalım.
Dünyaya Tijen gözüyle bakan insanların artması dileği ile...
Siz hiç Mutfakta Zen'i okumadıysanız ya da onun kitaplarından birisini almadıysanız, hayatınızda büyük bir boşluk var demektir. Türkiye'de nerede ne yetişir, ne ile ne pişirilir, hangi ilde ne vardır bilmiyorsunuzdur.
Hem, eğer Tijen ile yollarınız kesişmemişse çok candan bir dostu da hayatınızdan eksik etmişsinizdir. Sanal da olsa onun güzel elleriyle hazırladığı yemeklerden de yememişsinizdir.
Onu, tarif edecek tüm güzel sözleri biraraya getirmek isterim. Ama kifayetsiz kalırım. Öyle can, öyle dost, öyle bilgedir çünkü Tijen.
Şimdiye dek onu televizyonda kendi programıyla görmeyişimiz mütevaziliğinden, titizliğinden, doğruyu bulabilme dileğinden. O sebeple Kanal 24'ü de kutlamak lâzım, ikna kabiliyetlerinden dolayı.
Ben, bu gece, ilk bölümü seyrederken, pazarcı amca, badem ağaçlarını ve hanımını anlatırken onunla ağladım, hem anlattıklarına, hem baba ocağımdan, ülkemden uzaklarda Cambridge'de yaşarken Tijen'in her pazar yazısı ile katmerlenen özlemimi hatırladığımdan... Hatta bu öyle bir özlemdi ki, İstanbul'dayken ayağıma basıyorlar, çarpıyorlar diye gitmek istemediğim o pazarlara her tatile gelişimde koşa koşa gittim... Bana Tijen sevdirdi onları yeniden... Bu akşam Muğla'da onunla yemek yedim, onunla eski Türk evlerini gezdim, çıkılan değil de inilen yaylaları duydum. Nefis yemekler yedim. Suda balıklarla yüzdüm.
Haydi sizler de bu güzellikleri onun tatlı dilinden dinleyin ve ısrar edelim, bu program 10 bölümle sınırlı kalmasın. Tijen bize tüm Türkiye'yi gezdirsin. Hatta sınırlamayalım, dünyayı onun gözünden tanıyalım. Doğalı, doğal beslenmeyi, güzeli onun gözleri ile görelim... Önce yeniden kendi kültürümüzü öğrenelim, sonra da farklı kültürleri tanıyalım.
Dünyaya Tijen gözüyle bakan insanların artması dileği ile...
Labels:
Bitki,
Blog Dostları,
Gezi,
Türkiye
11 Mayıs 2011
Şekerli Vanilin
İngiltere'de yaşamaya başladığım ilk yıllarda tahin, bulgur, hatta Türk usulü yoğurt bile bulamazken üzerinde şekerli vanilin yazan paketçikleri bulmak müthiş bir hayaldi. Hayalden öte bir lükstü. Her Türkiye ziyareti sırasında kutu kutu onlardan yanımıza alıp taşırdık.
İngiliz televizyon kanallarında, bol miktarda halkı yemek yapmaya teşvik eden programlar vardı. Onları seyrederken bir formül keşfettim. Genelde bu programlarda vanilya ya da vanilya özütü yerine vanilya çubuğu kullanılıyordu. Mesela muhallebi yapacaksınız diyelim, süte vanilya çubuğunu ortadan ikiye ayırıp, içindeki tanecikleri sıyırarak, onlarla birlikte atıyorsunuz, katılaşma başlamadan da çubuğu çıkartıyorsunuz, böylece koku muhallebinize geçmiş oluyor. Dondurmalar, tatlılar, pek çok şeyi bu usulle yapıyorlardı.
Sonra gittiğim marketlerden birinde bizim usul ama minik paketlerde olmayan şekerli vaniline rastladım. İçinde tanecikleri görünce, üzerinde yazdığı gibi gerçek olduklarına da inandım ve onu kullanmaya başladım. O aldığım kutucuğun da bittiği bir gün minik, pratik buluşum gerçekleşti... Ben neden vanilya çubuğundan bunu kendim yapmıyorum sorusunu sordum kendime. Cevap çok basitti. Otur yap!
Gittim bir vanilya çubuğu aldım. Ortadan ikiye kestim. Robotun içine toz şekeri attım, güzelce bir çektim.(bu biraz iri oluyor tam pudra şekeri kıvamı istiyorsanız kahve makinesinde çekmenizi öneririm) Kocaman, vanilya çubuğunun boyunda uzuncana bir kavanoz buldum, içine ortadan ikiye kesik, tanecikleri sıyrılmış çubuğu koydum. Biraz çekilmiş şekerimden ekledim. Sıyrılan tanecikleri de içine atıp kapağı kapatıp çalkaladım. Böyle böyle azar azar ilave edip çalkalayarak ağzına kadar kavanozu doldurup 1 hafta kadar beklettikten sonra kullanmaya başladım. Artık hep evimde kendi yapımım, sentetik mi, zararlı mı, o mu, bu mu düşüncelerinden uzak, sağlıklı olduğuna inandığım, bir kavanoz vanilyalı şekerim ya da ticari adıyla şekerli vanilinim var. Üstelik paket paket aldıklarımdan kat kat ucuza mal oluyor. İçim rahat, kesem rahat! Tavsiye ederim.
O pasta, çöreklerde kullandığınız sıvı vanilya özütleri ile ilgili olarak da buraya, buraya , buraya ve hatta buraya bakmanızı tavsiye ederim. Alkol sevmeyenler, hamileler, bebeğini emzirenler, vanilyada bile alkol olacağı aklınıza gelir miydi?
Aaa bu arada yazının ilham kaynağı Pınar. O kadar anlatmama rağmen gene de hazır olanı önermişsin ya Pınar, bu yazı yazılmalı dedim!
Güncelleme: Benim yaptığım şekilde vanilyalı şeker yapanlar arasında Papatya da varmış. Münevver hanım sağolsun bağlantıyı iletti(teşekkürler) Buradan bakabilirsiniz.
Bu yöntemle baharatlı şeker de yapabileceğimi öğrendim. Onunla ilgili yazıya da buradan ulaşabilirsiniz. Mutlaka denemem lâzım!
İngiliz televizyon kanallarında, bol miktarda halkı yemek yapmaya teşvik eden programlar vardı. Onları seyrederken bir formül keşfettim. Genelde bu programlarda vanilya ya da vanilya özütü yerine vanilya çubuğu kullanılıyordu. Mesela muhallebi yapacaksınız diyelim, süte vanilya çubuğunu ortadan ikiye ayırıp, içindeki tanecikleri sıyırarak, onlarla birlikte atıyorsunuz, katılaşma başlamadan da çubuğu çıkartıyorsunuz, böylece koku muhallebinize geçmiş oluyor. Dondurmalar, tatlılar, pek çok şeyi bu usulle yapıyorlardı.
Sonra gittiğim marketlerden birinde bizim usul ama minik paketlerde olmayan şekerli vaniline rastladım. İçinde tanecikleri görünce, üzerinde yazdığı gibi gerçek olduklarına da inandım ve onu kullanmaya başladım. O aldığım kutucuğun da bittiği bir gün minik, pratik buluşum gerçekleşti... Ben neden vanilya çubuğundan bunu kendim yapmıyorum sorusunu sordum kendime. Cevap çok basitti. Otur yap!
Gittim bir vanilya çubuğu aldım. Ortadan ikiye kestim. Robotun içine toz şekeri attım, güzelce bir çektim.(bu biraz iri oluyor tam pudra şekeri kıvamı istiyorsanız kahve makinesinde çekmenizi öneririm) Kocaman, vanilya çubuğunun boyunda uzuncana bir kavanoz buldum, içine ortadan ikiye kesik, tanecikleri sıyrılmış çubuğu koydum. Biraz çekilmiş şekerimden ekledim. Sıyrılan tanecikleri de içine atıp kapağı kapatıp çalkaladım. Böyle böyle azar azar ilave edip çalkalayarak ağzına kadar kavanozu doldurup 1 hafta kadar beklettikten sonra kullanmaya başladım. Artık hep evimde kendi yapımım, sentetik mi, zararlı mı, o mu, bu mu düşüncelerinden uzak, sağlıklı olduğuna inandığım, bir kavanoz vanilyalı şekerim ya da ticari adıyla şekerli vanilinim var. Üstelik paket paket aldıklarımdan kat kat ucuza mal oluyor. İçim rahat, kesem rahat! Tavsiye ederim.
O pasta, çöreklerde kullandığınız sıvı vanilya özütleri ile ilgili olarak da buraya, buraya , buraya ve hatta buraya bakmanızı tavsiye ederim. Alkol sevmeyenler, hamileler, bebeğini emzirenler, vanilyada bile alkol olacağı aklınıza gelir miydi?
Aaa bu arada yazının ilham kaynağı Pınar. O kadar anlatmama rağmen gene de hazır olanı önermişsin ya Pınar, bu yazı yazılmalı dedim!
Güncelleme: Benim yaptığım şekilde vanilyalı şeker yapanlar arasında Papatya da varmış. Münevver hanım sağolsun bağlantıyı iletti(teşekkürler) Buradan bakabilirsiniz.
Bu yöntemle baharatlı şeker de yapabileceğimi öğrendim. Onunla ilgili yazıya da buradan ulaşabilirsiniz. Mutlaka denemem lâzım!
Labels:
Blog Dostları,
Sağlık,
Yemek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)