
10 Ocak 2009
Araştırmak

22 Nisan 2008
Büyük ve Küçük Sesli Uyumu

İki yaşlı adam sessizce beni süzdüler. Köyün muhtarı bana geceyi geçirmem için yer yatağı yapılmış bir oda verdi. Bir ahıra konan Ahmet Paşa'nın da karnını doyurup suyunu verdiler.
Odama yerleşmeden muhtarı görmeye gittim. İki yaşlı adam loş bir köşede aralarında mırıldanarak bir şeyler konuşuyorlardı.
"İyi akşamlar" dediler. Müthiş bir ses ahengi olan melodik bir dilleri vardı. "At çok güzel."
O anda çok gururlandım. "Evet" dedim. "Çok güçlü ve kendi sezgileri var."
Bana iyi geceler dileyip ayrılırken, biri dönüp, "Bu bir Türk atı" dedi.
"Evet" dedim. "Çal'dan aldım."
Jeremy James, İngiliz yarış atlarının atası, Türk Atı Beverly'i anlattığı romanında Türkçe'den böyle(yukarıdaki alıntı yazıda kırmızı renkli olan kısım) bahsetmiş.
Cambridge'de arkadaşlarımla bir topluluk içerisinde Türkçe konuşuyorsam, İngiliz ya da başka ülke kökenli arkadaşlarımdan da aynı tepkiyi aldım ve ortak bir benzetme yaptı büyük çoğunluğu. Şarkı söyler gibi konuşuyorsunuz diyorlar. Neden? Çünkü genellikle şarkılar, sevilen bir şiire melodi eklenmesi ile ortaya çıkmıştır ve şiir yazmanın kuralı gereği son satırlar uyum içerisindedir. Aynı uyum bizim güzel dilimizin kendi içinde vardır. Kelimelerdeki harf dizilişlerinde.Dilimizde kullandığımız sesli harfler sekiz tanedir. Çıkış özelliklerine ve dilin durumuna göre "a, ı, o, u" harflerine kalın, "e, i, ö, ü" harflerine ince sesliler deriz.
Büyük Sesli Uyumu
1- Kelimelerin kök ve gövdelerindeki uyumdur.
Yani, kelimenin ilk hecesi kalınsa, sonraki heceler kalın, kelimenin ilk hecesi ince ise sonraki heceler ince olur.
Aslında esas söylenişi kardaş, alma, ana olan ama sonradan kardeş, elma, anne olarak değişen istisna birkaç kelime bulunmaktadır. (Burada hemen atalarımızın “istisnalar kaideyi bozmaz." sözünü hatırlayalım.)
2- Büyük ses uyumu aynı zamanda kelimelerle ekler arasındaki uyumdur.
Yani, son hece ince ise ekler ince olur, son hece kalın ise ekler kalın olur.
Yüzlerce ek arasından sadece beş tanesi bu kurala uymaz.
Kurala uymayan âsi eklerimiz hangileridir dersek:
a) -yor (şimdiki zaman) eki. Geliyor, biliyor kelimelerinde görüldüğü gibi...
b) -ken eki. bakarken, yazarken...
c) -ki iyelik eki. Sonraki, yarınki, akşamki, komşununki...
d) -leyin eki. Akşamleyin, sabahleyin
e) -(i)mtrak eki. Yeşilimtırak, beyazımtırak... Banyo halısı üreten bir firmada çalışırken, yabancı öğrenci seçme sınavı ile Türkiye'ye gelmiş ve temelli ülkemizde kalmış Filistin'li bir arkadaşımız vardı. Ülkü isimli arkadaşımızı Ulku diye çağıran, öz yerine oz diyen bu arkadaşımıza müdürümüz devamlı takılırdı:
-"Oz büyücüsü mü o, oğlum öz diyeceksin öz!"...
-"Ağzına işaret parmağını sok, ses ver",
-"ooooooo"
-"Hah tamam, ona iki de nokta ilave et ki, incelsin."
-"ööööööö"
-"Bak oldu işte, şimdi öz deyiver."
-"Oz!"
Bu şakalaşma böyle sürer giderdi. Hatta bir ara ortaokul dilbilgisi kitabımı ona ödünç vermiştim ki, biraz çalışıp bilgi sahibi olsun diye. Bugünlerde dünyalar tatlısı eşinden bu ince detayları öğrenmiş olduğunu düşünüyorum. Ondan öğrenemedi ise bile, çocuk milleti bu konuda yeterince gaddar, kesin oğlu ile kızı öğretmiştir.
Bu konuşmaların aramızda geçmesine sebep olan sesli harfler sınıflara ayrıldığı için bizim de onları iyi tanımamız lazım ki, böyle hatalara düşmeyelim.Alt çenenin durumuna göre sesliler geniş sesliler "a, e, o, ö", dar sesliler "ı, i, u, ü", dudakların durumuna göre ise düz sesliler "a, e, ı, i", yuvarlak sesliler "o, ö, u, ü" şeklinde sınıflandırılırlar.
Küçük Sesli Uyumu
Seslilerin düzlük, yuvarlaklık ve genişlik, darlık bakımından birbirine uymasıdır. Dilimizde düz seslilerden sonra düz sesliler, yuvarlak seslilerden sonra, ya geniş düz sesliler ya da dar yuvarlak sesliler gelir.
İstisnalar bu kural için de bulunmaktadır. A sesli harfinden sonraki hecede, u sesli harfi gelen pek çok kelimemiz buna örnektir. Kavun, avuç gibi … Şimdiki zaman kipinin "-yor" eki bu uyuma da aykırıdır. Türkçe’de o sesi ikinci hecede bulunmaz. O sesinin ikinci hecede olduğunu gördüğümüz bir kelimemiz daha vardır. "Horoz" Ancak, bu kelimenin de aslı Farsça'dır.
Aslında kural gereği ödevlerle durumu pekiştirmek gerekli. Ama buna ne sizin ne de benim zamanımızın olmadığının bilincindeyim. Zaten hiç birimiz bu etkinliğe öğretmenlik yapmak amacıyla da başlamadık. Diğer yandan bu tarz bilgiler okunuyor, sonrasında uçup gidiyor. Zaten gitmese, senelerce kafamıza nakış gibi işlenen dilbilgisi derslerimizden sonra gitmezdi. O yüzden size yabancı dil öğrenirken uygulanan bir sır vereceğim. Macar asıllı İngilizce öğretmenimiz(İngiltere'ye dil kursuna gitmek isteyenlerin her zaman saf kan bir İngiliz ile karşı karşıya gelemeyeceklerini, hatta Türk bir hoca ile dahi karşılaşabileceklerini de bu vesile ile hatırlatmış olayım) bize gazeteden hoşumuza giden bir yazı seçerek, onu kesip, düz beyaz bir kağıda yapıştırmamızı, bilinmeyen kelimelerin altını çizerek, o kağıdın yanına da anlamları ile yazmamızı birkaç defa tekrar ettikten sonra aklımızda kalacağını söylemişti. Sizler de denerseniz hem kendi dilimiz için, hem de yabancı bir dili öğrenirken, işe yarayacağını düşünüyorum. Ayrıca unutmayalım ki, kendi dilini iyi konuşamayan, yazamayan bir toplum, kültürünü de unutuyor, kaybediyor demektir.
Kaynak: Dilbilgisi - Tahir Nejat Gencan
28 Ekim 2007
Neden kendi dilimizi kullanmalıyız ve dilimizi yabancı sözcüklerden arındırmalıyız?

Sonbahar yaprakları gibi dökülen sevdiklerimiz, tek tek vahşice alınan canlar, yurdum insanının çoğunluğunun istemediği ama bir şekilde istiyormuş gibi gösterildiği olaylar. İzinden asla dönmeyeceğim, döndüremeyecekleri Atatürk'ümün içini sızlatacak sözler...
Bardağı taşıran damlalar gibi görünse de, şu an hepimizin birlik olma zamanı. Hepimizin tek bir ağızdan, tek bir gövdeden haykırma, kalkan oluşturma zamanı.
Birlik olmamız için, aynı hedefte birleşme zamanı.
Aynı hedefi belirleyebilmek için de, aynı dili konuşma zamanı!
Bu durumu, yıllardır bizlere anlatmaya çalışan biri var. Örneklerle, yaşadığı olaylarla, şahsen tanıdığı kişilerden alıntılarla, geleceğe ışık tutacak sözleri ile... Eylül ayında Tûba bahsetti kendisinden. Ben de tekrar, onun adı üzerine yazılmış ''Hedef Türkiye'' kitabından ve yazdıklarından bahsetmek, daha doğrusu net bir şekilde anlatabilmek için, alıntı yapmak istiyorum.
Saygı duyduğum, şahsen tanıma şerefine ulaşamadığım ama tanışmayı dilediğim sayın Oktay Sinanoğlu'ndan bahsediyorum.
Kendisi 26 yaşından beri profesör. Uzmanlık alanı kimya. Buluşları var. İki kez Nobel'e aday gösterilmiş. 1935 doğumlu. Konsolos olan babasının görev yeri İtalya'nın Bari şehrinde doğmuş. Kendisi özellikle altını çizerek, ''Orası, kanunlar gereği Türkiye toprağı idi'' diyormuş. Esin Avşar'ın ağabeyi. Bilimle uğraşmasının yanında, yaşadığımız olaylara ışık tutacak, pek çok savı var. Aralarında en sevdiğim Oxford Üniversite'sinin yerleşim planının, Selçuklu medreselerinden alınmış olduğu iddiası. Hatta şu anda Oxford ve Cambridge Üniversiteleri'ndeki cübbelerin de medreselerdeki hocaların cübbelerinden esinlenerek yapıldığını söylüyor. Araştırmasını sizlere bırakarak, ''Hedef Türkiye'' (Otopsi Yayımevi) kitabının 93 - 97 sayfalarında alıntı yapıyorum:
Türkçe Giderse Türkiye Gider!
Nerede görülmüş ki, bir milletin insanları 100 yıl önce, hatta 50 yıl önce yazılanları anlamasın?
Nerede görülmüş ki, insanların kullandıkları kelimelerin(sözcük de desen olur. O da Türkçe.) cinsine göre siyasi tavırları, bağlantıları, hatta dine karşı tutumları belirlensin? Olmaz! Böyle garabetlere Türkiye'den başka bir yerde rastlamak mümkün değil!
Türkçe'nin başına gelenler, hızla gelmekte, getirilmekte olanlar, aynı zamanda Türk milletine neler yapılmış olduğunun, Türkiye'nin başına da neler gelebileceğinin birer açık seçik göstergesi. Onun için kendisini Türk sayan, bu kültürün mensubu olan, içinde hâlâ gerçek vatan, millet sevgisi olan herkesin artık pürdikkat kesilmesi, ufak tefek ayrı-gayrılıkları bırakıp, birkaç ana hedef konusunda birleşmesi gerekiyor. En önemli hedef, birinci kurtuluş cephesi, Türkçe. Neden mi? Unutmayalım:
Türkiyenin kurtuluşu, Türkçe'nin kurtuluşuna bağlıdır. Türkçe giderse, ne Türkiye kalır, ne Türk Dünyası, ne de Türk( yâni Türk kültürüne mensup olanlar)
Türkçe'nin başına gelenler
Bir dilin yaşayabilmesinin ilk şartı, eğitim dilinin tümüyle o dilden olması. Onun içindir ki, sömürgeleşmemiş her ülkede eğitim dilinin resmî dilden başka bir dilde olması ülke anayasasına aykırıdır. O kadar ki, Avusturya gibi ülkelerde yabancı öğrencilerin bile, başka dilden eğitim görmeleri yasalara aykırı. Hele yabancı dilden eğitim anaokuluna kadar inerse o ülkenin dili bir iki nesil sonra toptan yokoluyor. İşte İngilizler bunu İrlanda'ya yaptı. Ama o zaman İrlanda, İngilizler'in İrlandalılar'a yaptığı envai çeşit zulümlerle tuzlanmış bir işgal altındaydı. Fransızlar da, Osmanlı Türk devletinden koparttıkları Müslüman Kuzey Afrika ülkelerine aynı siyaseti güttüler. Zulümler hala devam ediyor( kullanılan el altı yöntemlerine iyi bakmak lazım.) Oralarda pek Arapça kalmamış. Bunun arkasında, Roma İmparatorluğu'nun eskiden Hristiyanlaşmış eyaletlerini Müslümanlık'tan sıyırıp yeniden Hristiyanlaştırmak yatıyor.
Dil ve din yokedilirken bir yandan da Müslüman yer isimleri hep Hristiyan Roma dönemi adlarına dönüştürülüyor.(Acaba bizim gençlerden artık kaçı ''Libya'nın Osmanlı ''Fizan''ı olduğunu biliyorlar; ya ''Tripoli''nin ''Trablus Garp'' olduğunu? Çok uzaklara gitmeye gerek yok: ''Göreme'', ''Kapadokya''(hatta ''Cappadocia'') olmadı mı? Behramkale resmen ''Assos'', daha önceleri ''Reşadiye'' olan yer şimdi ''Datça'' değil mi? Hatırlayan kim? Hadi bunları da bırakın: TCDD, Haydarpaşa Garı'na öyle bir ''Türkiye'' haritası asmış ki-çoktandır orada-her köyün, her derenin adı bile Yunanca/Latince! Geçenlerde THY'nin ''Skylife'' dergisinde de benzeri bir harita gördüm.)
Türkiye'de İngilizce eğitim dilli ilk Türk okulunun Türk Eğitim Derneği'nin Yenişehir Lisesi'nin(benim okuduğum okul) İngiliz/Amerikan parmağıyla ''Ankara Koleji'' 'ne 1954'de dönüştürülen okul olduğunu kaç kere yazdım. Sonra bu oyun çorap söküğü gibi gitti: ''Anadolu(yani ''Anatolia''; yani Roma eyaletinin adı) Liseleri, Kolejler, sonra ODTÜ, derken Boğaziçi Üniversitesi, yakınlarda da, şimdiki Y.Ö.K eliyle nerdeyse tüm üniversiteler. İngilizce ile eğitim diğer Avrasya Türk ülkelerine de götürüldü. Nisan 2000'de sessiz sedâsız bir Talim Terbiye(Milli Eğitim Bakanlığı) kararı çıktı: 5-6 yaşındaki çocuklara İngilizce mecburi oluyor. İşte 40 yıldır korktuğum başımıza geldi. Bundan sonra bir nesil geçince(Kazakistan'da da Rusların yaptığı gibi) ana baba çocuğuyla Türkçe konuşamayacak.
Hâlâ çıkıp ''Yâni çocuklarımız İngilizce öğrenmesin mi?'' diyecekler var mı? Gerçi, bu ayaklara artık pek gerek kalmadı. İç düşmanlar, dış düşman ortada gözükmeden, aldı başını gidiyor, pervasızca bir gidiş, gidiş değil, tasallut, Türk'ün her değerine korkunç bir saldırı. Çocuklar her ülkedeki gibi kendi resmî dilini(yani çoğunluğun anadilini) iyice, eskisiyle, yenisiyle, lehçeleri ile hele bir öğrensin, mesleğini, işini gücünü Türkçe ile yapabilir olsun, ondan sonra gereken yabancı dil ve ya dilleri ayrıca, yabancı dil kurslarında(her ülkedeki gibi) ve yeteri kadar öğrenebilir. Yalnız ve yalnız sömürgelerde, âmir ülkenin dilini bilmeyen adamdan sayılmaz, iş bulamaz. Zaten sömürgeleşince yaratıcı düşünmeyi, kafa yormayı gereken işler, meslekler kalmaz ki. İş sahaları sadece yabancının ''hamburgerci''sinde, ''pizzacı''sında, yabancının eline geçmiş toprağında ırgat olarak çalışmak, en kabadayısı yabancı malları pazarlamak, reklamını yapmaktan ibaret kalır. Ne oldu sanayileşme? Ne oldu modern tarım ve hayvancılık geliştirmeye? İşte size bir tavuk mu, yumurta mı önce hikayesi: Yabancı dille eğitim, kafaları, ruhları sömürgeleştirir. Böyle kendi ulusuna yabancı gibi yetişenler de sömürgeci, vahşi Batı'nın bütün telkinlerine sarılıverirler. Ne sanayi kalır, ne tarımın sonunda ne de toprağın. Derken sömürgecinin hâkim kıldığı bu vatansız sınıf, eğitim dilini yabancı sömürgeci diline çevirmede, tarihine küfretmede, yer isimlerini düşmanın diline çevirmede gemi azıya alır; ve bir fasit dairedir, kısır döngüdür gider. Bunlar yalnız ülkemizde oluyor zannedilmesin. Bütün sömürgelerde aynı şeyler olmuştur.
Tersine, kalkınan ülkeler ise(''Asya Kaplanları'' gibi), bu sömürgeleştirilme tuzağına düşmemiş, Batı'nın, IMF'nin dediklerine direnmiş, bağımsız bir tutum içinde ve haysiyetlerini, kendilerini koruyarak Batı ile etkileşimlerini sürdürmüşlerdir.
Görülüyor ki, ''Türkçe'' derken, iktisat dahil hayatın her unsuru işin içine giriyor.
Türkçemize sahip çıkmanın, onun için de en başta yabancı dille eğitime karşı durmanın artık bir hayat-memat, ölüm-kalım meselesi olduğundan kimsenin şüphesi kalmasın. Bu konuda tüm vatanseverler birleşmeli. Ancak bu birleşmeyi engelleyen bazı mânâsız engebeler oluşturulmuş. Bunlara başka bir yazıda göz atacağız inşallah. Türkçe'nin başına gelenler arasında bunlar da var. Bu ara unutmayalım:
Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz,
Türk kültürü olmadan Türk Kimliği bulunmaz,
Kimliksizin öz güveni, özüne itibarı yoktur,
Özüne itibarı olmayanın haysiyeti olur mu?
Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz.
****************************
İlerleyen günlerde, aldığım ürünlerin üzerindeki bazı işaretleri, bunların kullanım şeklini ve Oktay Sinanoğlu'ndan alıntı yaparak yazdığım bu yazıdaki açıklamaların ne kadar doğru olduğunu göstermeye çalışacağım.
Beden dili üzerine aldığım eğitimde, beden dilinin algılamanın %60'ını, ses tonumuzun, vurgularımızın %30'unu, sözcüklerin ise sadece ve sadece %10'ununu oluşturduğunu öğrenmiştik. Bu da gösteriyor ki, doğru sözcüğü, doğru yerde seçmemiz çok önemlidir. Özellikle de yazışmalarda! O doğru sözcük de kanımca kendi dilimizde olmalıdır.
Anlaşabileceğimiz, birlik olabileceğimiz, parlak günler dileği ile...
16 Nisan 2007
DDD - Noktalama İşaretleri, Bölüm 1

Ev sahibimiz: ''Peçeteden Notlar'' , Ayşem.
Konumuz: ''Noktalama İşaretleri, Bölüm 1''
Sizi de bekleriz...
Konusu bizim etkinliğimizle benzeşen bir başka etkinlikten Murat Kaya sayesinde haberim oldu.
''Google Bize Logo Yapsana'' Bu konuda güzel bir site hazırlayıp, hedeflerini belirtmişler. Ne diyelim, kolay gelsin...
Ek bilgi: Google, 23 Nisan'da özel bir logo kullandı!
19 Mart 2007
İki Etkinlik Birarada...

İkinci etkinliğimiz 20.ayındaki Yemek Etkinliği ve ev sahibimiz Asya. Pek çoğumuzun bildiği ama benim asla vazgeçemediğim bir lezzet ile katılmak istedim bu etkinliğe. Deniz Börülcesi, ingilizce adı ile samphire. Beyaz çiçek açarmış ve ''fakir adamın kuşkonmazı'' diye de tanınmaktaymış bu ada ülkesinde. Fotoğraflardakiler Türkiye ziyaretim sırasında bulup aldığım deniz börülceleri. İstanbulda demeti 3 milyona iken, Çanakkale'de 500bin liraya bulduklarımdan üstelik!



05 Mart 2007
Doğru yazalım, Doğru konuşalım, Dilimizi Koruyalım ( DDD ) Başlıyor!

Bugün için başlıyoruz dedik ve başladık!
İlk ev sahibimiz, etkinliğin fikir sahibi Punto Amca . Belli kuralların internet ortamında dahi bulunabileceğini gözönünde tutarak, nadir bulunabilecek bir konuya değinmek istedi.
Teşekkür ederek Punto Amca'ya konuk olmadan önce diyoruz ki, hatalarımızı düzeltme işi tamamen kendi irademiz dahilindedir. Bu çerçevede kalkıp birimiz, bir diğerine böyle diyorsun, ama şunu yapmışsın, bunu etmişsin demesin. Uyarmak en doğal hakkınız ve ben dahil pek çoğumuzun gözünden kaçanlar olabiliyor, e-posta adreslerimizden bizlere özel olarak ulaşmak en kibar ve en doğru yol olacaktır. Ayrıca hiç birimiz dil uzmanı değiliz, böyle bir iddiamız da yok. Doğal olarak dilimiz sürçebilir! İnsanoğluyuz hata yapabiliriz. Önemli olan düzeltmek istememiz ve irademizi bu noktada yoğunlaştırmamız. Topluluk karşısında özenli olmaya dikkat etmemiz. Dilimizi katletmememiz.
Kurallarımız basit ve şu şekilde:
- Her ayın birinci ve üçüncü pazartesi günü etkinliğimiz için gönüllü bir ev sahibimiz olacak.
- Ev sahibimiz, dilbilgisi kuralları ile ilgili bir yazı hazırlayacak.
- Bu yazıyı, bir önceki ev sahibi yazısını yayımladığı gün, Punto Amca’ya gönderecek.
- Punto Amca, yazıyı uzmanımıza kontrol ettirecek ve ev sahibine onay verilecek.
- Onay alan yazı yayımlanacak. Onay almayanlar kabul edilmeyecek.
- Etkinliğe katılanlar, hazırlanan logo ile etkinlik gününü ve kimin ev sahibi olacağını duyuracak.
- Günlük yazıları hazırlanırken Türkçeyi doğru, kullanmaya çalışacağız. Ev sahibiyle birlikte tazelenen bilgilerimize özellikle dikkat edeceğiz.
Geçici logomuz(Bujene yoğun bir hafta geçirdiği için bugüne yetişemedi) yukarıda gördüğünüz şekilde.
Kod için lütfen bana e-posta gönderin, çünkü ne yaptıysam Blogger değiştiriyor! Sayfalarınızda sorun yaratmasını istemedim. Ayrıca acemilik başa bela imiş, bir kez daha öğrendim. Sonra da kendi kendime öğrenmenin yaşı yok dedim!
Umarım hepimizin beklentileri gerçekleşir ve herkese faydalı bir etkinlik olur.
Rast Gele!
24 Şubat 2007
Doğru yazalım, Doğru konuşalım, Dilimizi Koruyalım ( DDD )

Anket detaylarını bu adresten http://turkcemiz.dnsalias.net/ görebilirsiniz.
Sevgili Bujene'ye iş düşüyor bundan sonrasında! Topu ona atıyoruz!
Etkinlik tarihlerimizi sevgili Tijen'in önerisi ile her ayın birinci ve üçüncü pazartesi günü olarak belirledik. 15 günde bir yapacağız yani. En kısa sürede kuralların üzerinden geçelim ki, günlüklerimizi düzgün yazmaya o kadar kısa sürede başlayabilelim diye düşünüyoruz.
İlk ev sahibimiz 5 Mart 2007 tarihinde Punto amca olacak.
Ev sahibimizin yayınlayacağı dil bilgisi kuralları, önceden danışmanımızın denetiminden geçecek, yayına girecek. Destekleyen bizler de logomuzu sayfalarımıza yerleştirerek kimin ev sahibi olacağını duyuracağız ve sitelerimizi/günlüklerimizi yazarken de özellikle bu kurallara dikkat edeceğiz. Ev sahibimizin yazdıklarını anlayarak okumak birinci aşama olacak yani, sonra da sıra uygulamaya gelmiş olacak. Başlangıçta özellikle Türkçe klavye kullanımı yurtdışında yaşayan benim gibi arkadaşlar için zor olacak biliyorum. Ama yürümeyi bile baştan zorlukla öğrenen insanoğlu, şu anda düşünmeden bu eylemi yapabildiğine göre, bunu da başarabilecek. EMİNİM!
Hepimize Kolay Gele!
19 Şubat 2007
Sloganımızı Seçiyoruz

http://turkcemiz.dnsalias.net/
adresine giderek oy kullanabilirseniz seviniriz. Oy sistemi 23 Şubat 2007, Türkiye saati ile 13:00'e kadar kullanılabilecektir. Bu tarihin sonunda seçilen sloganımız üzerine sevgili Bujene logomuzu hazırlamaya başlayacak, bizler de bu arada etkinlik için gönüllü olan Blog sahiplerimizi listelemeye başlayacağız. Aramızda hızlı iletişim kurabilmek için bir de Dil Yarası adında grup kurduk. Oraya üye olmak isteyen arkadaşlarımız:
Var mısınız?
Dip Not: Bazı arkadaşlarımız bağlanırken sorun yaşayabilirler. Lütfen denemekten yılmayınız!
07 Şubat 2007
Berceste'nin Adı Yanlış Yazılırsa!

Yeni nesil gençlik de 'nbr', 'mrb', 'ii' yazıyor msn'den. Aaa bir de w ya da x kullanmak çok moda! Bunlarla karşılaştıkça, kendimi peltek dilli, yitik, tuhaf hissetmeye başladım! Okurken gözlerim de bir acayip oluyor...
Peki nereye gitti bizim güzelim dilimiz? Neler oldu? İrdelersek bunları epey kalın bir kitap yazılır herhalde.
İlk olarak, cep telefonlarında, kısa mesaja çok harf sığdırma endişesi ile başladı sanıyorum. Sonra üşengeçliğe dönüştü...
Blog / Günlük açtığım ilk günden itibaren elimden geldiğince dikkat etmeye çalıştım düzgün yazmaya. Elbet benim de hatalarım oluyor. En başta İngilizce klavyeye sahip olup, Türkçe yazmaya çalıştığımdan dolayı parmaklarımla kavga eder bir halim var. Ama birkaç defa kontrol etmeden yazıyı yayınlamamaya çalışıyorum. Hatam çıkarsa da düzeltmeye!
Bu konuyu Punto amca ile konuşuyoruz zaman zaman. O gözlerine inanamıyor yazılanlar karşısında. Hatta dayanamadı 24.12.2006 tarihli yazısında biraz anlattı da konuyu. Gazetede, ne kadar titizlenerek çalıştıkları, gözlerinin önüne geliyor. Çocukluğumdan beri, ben de şahidim, ne kadar özene bezene, üstelik imkansızlarla savaşarak, yeri gelip kendileri mucitlik yaparak ama doğru haberden ve dilden ödün vermeden gazete çıkartışlarına!
Bütün gördüklerimizden yola çıkarak Punto amca ve ben dedik ki etrafta ebeleme sobeleme oyunları, etkinlikler dolaşıp duruyor. Bazıları bizi mutlu ediyor, bazıları da boş geliyor. Bizim de yararlı birşeyler yapmamızın zamanı! Dilimizi, yaptığımız hataları düzeltmek adına, yutdışında yaşayan arkadaşlarımızın çocuklarının anadillerini doğru öğrenmeleri adına bir kampanya başlatalım.
Belirlediğimiz zamanlarda dilbilgisi ile ilgili bilgileri derleyip toparlayalım ve birbirimizle paylaşalım. Türk Dil Kurumu'nun sitesini yani www.tdk.gov.tr 'yi etkin bir şekilde kullanmasını öğrenelim. Üşenmeyelim ve Brcst demeyelim :)
Var mısınız?