Elişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elişi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2013

Kardan Adamlı Lavanta Torbası


Kolleksiyonun yeni parçasını da ekleyelim, eksiğimiz kalmasın!

Kalpli seriye ait oldu Kardanadamlı Lavanta Torbası da.

Sirke Atölyesinde yeni sahibini buldu.

18 Şubat 2013

Hediyeler - Yastıklar


Uzunca bir zamandır bekleyen elişleri...

Pembe yastık evini pembeli beyazlı mobilyalarla döşeyen bir aile dostumuza gitti, hatta eskidi bile!


Elimdeyken görüp renklerini çok beğenen eski üst kat komşumuzun oldu. Ben ona bu yastığı hediye ederken, o da evi sattıklarını söyleyip beni şok etmişti. Sattığı insanların kabus tipler olduğundan, onların da tam kızımın doğumgününde evden çıkıp, aynı gün tepemizde inşaat başlayacağından haberim yoktu. İyi niyete, kötülük oldu bu yastığın hikayesi...


En sevdiğim blog arkadaşıma ve onun Sincabına işlenmişti bu yastık.


Alt köşede Sincabın adı yazıyor. O yüzden kapalı. Dilerim severek kullanıyordur.


Bu yastık da bugünlerde bizim evi süslemekte. Epeydir patchwork yapmadığımı aklıma getirmiş oldu bu yazı...

02 Kasım 2012

Amanita Muscaria


Masal mantarı.

Onu ne zaman görsem aklıma masallar, kartpostallar, şiirler, Şirinler gelir. Bir de Slovakya'ya staj için giden arkadaşımın bu mantarın yanında çektirdiği fotoğraf. Arkadaşımın koca cüssesi kadar kocamanından bir mantar hem de! O zamana kadar ben onu hep masal mantarı zannederdim. Yani masallarda var olan ama gerçek hayatta olmayan... Görmemiştim hiç ve varlığını bilmiyordum.

Hâlâ da gerçek hayatta karşılaşmış değilim kendisi ile. Ama öyle uzaktan seviyorum işte. O kadar ki, bu nakışa ilham verdi. Bir grup mantarın içerisinden gözüm onu seçti ve işlemek istedi.

O, ormanların özgür mantarı. Huş ağaçlarının ve çam ağaçlarının altında olmayı, köklerine sığınmayı severmiş.

Pek çok dinde simgesel olarak kullanıldığı gibi, din adamları ondan hallüsinasyonlara yol açacak içecekler de hazırlamışlar.

Üzerine konan sinekleri öldürdüğü için yabancı dillerde ve bizde adına sinek mantarı da denmekte.

Akrabaları arasında oldukça zehirli, öldürücü türler bulunmakta. Bu tür için de küçük çocuklar için tehlikeli olabildiği söylenmekte.

Bizim böcük ise bu mantarı çok sevdi. Yatağının başucuna asılmasını istedi ve el koydu! Sihirli bir mantar bu mantar ve doğa sevgisi böyle başlar...

31 Ekim 2012

Tohum Torbası


Bahçelerden bahsettik bol bol. Şimdi aynı zamanda tohum toplama zamanı. Hatta geç bile kalındı. Toplanmıştır tohumlar, onların saklanma zamanı.

Nem almayacakları bir ortamda zarflar içerisinde saklamak mümkün.


Nem almayacak bir torba içerisinde saklamak mümkün.


Minik kağıt zarfcıkları, böyle minik bir kesecikte saklamak da mümkün.


Bir dönem değer verdiğim bir arkadaşıma hediye gitmişti bu kesecik. Bahçeye, tohuma verdiği değerden dolayı. Mantarları çok sevdiği için de mantarlar var üzerinde. Redwork'ü çok sevdim ben, ne zaman elime nakış alsam hep kırmızı iplikle çalışmak geliyor içimden. Son dönem işlediğim yastıklardan da belli...

Sizler de böyle kesecikler dikip, içerisinde tohumlarınızı saklayabilirsiniz, isterseniz lavanta koyup dolaplarınızın mis gibi kokmasını sağlayabilirsiniz.

Sonra belki bir de beni anar, kulaklarımı çınlatırsınız.

16 Ağustos 2012

Yeni Lavanta Torbaları

Bu aralar gözlerimi Pinterest'e, parmak uçlarımı da iğnelere hediye ettim. Evde eğlence var! Anne kalıp çıkartıyor, bulduğu kâğıt parçasını ganimetmiş gibi kapan Uğur Böcüğü, ''Anne bu benim olsun mu? Nooolur noooolur...'' diye salonun bir ucuna kaçıyor. Bu hale dayanamayan anne bir de ona kalıp çiziyor... Sıra kumaş kesmeye geliyor, artan parçaları gene Uğur Böcüğü kapıyor. Anne bak kendime kask yaptım derken, ince ince kumaş kırpıkları dalgalı saçlarının arasından sarkıyor. İplikten, kumaşa, kâğıda kadar illa birşeyler o saçların içine kaçıyor. Ama Böcük inanılmaz keyifli, inanılmaz mutlu.

Bebekliğinden beri evde ne zaman patchwork yapılsa şenlik başlıyor. Şimdi dikiş dikme ile ilgili ne varsa adı ''Paçpörk malzemesi'' bizim evde.

Cetvel, gönye, pergel kavgamız da var elbet! En sonunda çözümü kendisi buldu. Bitirdiğim Permakültür Tasarım Kursu(bu senenin son kursu önümüzdeki hafta başlıyor bu arada, detayları burada kaçırmayın derim!) notlarını temize çekmek için defter ararken girdiğimiz kırtasiyede kendisine cetvel seti buldu. ''Anne bu paçpörk cetvellerinden istiyorum, sen seninkileri vermiyorsun'' buyurdu! Çocuk haklı. Vermesine veriyorum da, onun olmuyor. Ganimet olarak götürüp de dolabına koyamıyor. Bu şartlarda onun için eylem anne paçpörk malzemesi vermiyor oluyor... El mecbur aldık seti. Şimdi o da çizimlere başladı. Anneye bakıyor, aynısından yapmaya çalışıyor.

Herkes mutlu...

Patron anneye, çok çalış bakalım dedi. Anne de oturdu yeni lavanta torbaları buldu.

Patron diye takıldığıma bakmayın, kendisi çok cici, çok tatlı, aslında patronluk falan yaptığı da yok. İlk defa Berceste vasıtasıyla benim el işlerimden alan dünya tatlısı Fulya o, takılmam da bu yüzden.

Neticede beni yönlendirdi ve ortaya bu lavanta torbaları çıktı işte.

Böylece Ben Ellerimle serisinin bu ayki elemanları da belli olmuş oldu.

Kalpli Matruşkalara devam... Yeni renkler ilave oldu hatta onlara.

Yeni elemanlar Mantar, Matruşka teyze, Horoz, Kalpli Tavşan.

Beğenilerinize sunulur, müşterilerini keyifle bekler...

Bizimkinin ellerinden kurtulabilirlerse elbet.

18 Temmuz 2012

Lavanta Torbaları - Ben Ellerimle...

Biliyorsunuz Aralık 2011'de Evren'in yazısı ile her ay ellerimizle yaptıklarımızı not etmeye başlamıştık. Ben araştırıp şu yazıyı yazmıştım. O yazıya göre parmakları çalıştırmanın, beynin iki yarım küresi arasındaki koordinasyonu kurmaya yardımcı olduğunu ve beynimizi de çalıştırmak anlamına geldiğini görmüştük.

Bu ay kurs var, aklım orada diye boş durmadım, parmaklarımı da çalıştırdım elbet. Bir arkadaşımın sipariş ettiği lavanta torbaları için, boş bulduğum zamanlarda iğnemi, ipliğimi elime aldım.

Kendi beğendiğim bir başka kalp modelini de denedim. Çilekli çilekli...

İlk yaptığım lavanta torbaları dolgun gelmemişti gözüme, o yüzden biraz elyaf ilave ettim, böylece daha tonton, daha puf puf oldular.

Arkadaşıma ulaşana dek, dolabımda duruyorlar. Kapağı her açtığımda kokuları geliyor burnuma mis gibi.

Gördüğünüz gibi ''Ben Ellerimle'' serisi devam ediyor. Sizler de ellerinizle yaptıklarınızı her ay bu amaçla bağlantıları içeren bir yazı yazıyor. Bu ayki burada ve altına siz de kendi yaptıklarınızı ilave edebilirsiniz.

Sırada yarım kalanlar var... En kısa sürede böcükle beraber onlara el atmalı. Zira bayılıyor ben elişi yaparken, illa o da bir ucundan tutuyor. Renkli ipliklerle renkleri öğreniyor. Kendi makası ile kesiyor. Geçen gün babası ile kağıt kesmiş. Gelmiş bana gösteriyor. Neymiş bu? deme gafletinde bulundum. Biliyorum böyle bir soru sorup yönlendirme yapmamalıydım aslında. Ama aldığım cevap çok mutlu etti beni. Armut böceği imiş kestikleri şey. Bütün gün onunla oynadı. Onu süsledi, yemek yedirdi, gezdirdi, diğer oyuncaklarını tanıttı.

Ben yeniden çocuk olmak istiyorum. Ya siz?

13 Nisan 2012

Lavanta Torbaları

Daha önce hediye ettiğim yastıkları beğenen Fulya, hem onlardan isterim demişti, hem de örnek gönderip, buna benzer bir lavanta torbası yapmak mümkün olur mu diye sormuştu. Elimden geldiğince lavanta torbasının benzerini yapmaya çalıştım.

Fulya redwork olanı beğendi. Diğerine de bizim Uğur Böcüğü el koydu!

Böylece, baharda evlerimizde mis gibi kokan lavanta torbalarımız oldu. Fulya nasıl değerlendirdi bilmem, ama Uğur Böcüğüm yatağının başucuna astı. Arada eline alıp oynuyor, anne bu çok güzelmiş diyor. Yerine geri asıyor. İyi ki akıl etmişsin Fulya, bahane ile Böcüğümün de sevdiği birşey yapmış oldum, teşekkürler!

İbeking'ciğim, senin evinde ayrı bir güzelliği var yastığın. Güle güle iyi günlerde kullanın...

Baharda evlerinizin çiçek kokusuyla dolması dileği ile...

12 Nisan 2012

Bahar Çiçeklerinden Taçlar



İster karahindiba çiçeklerinden, ister papatyalardan...

Baharda, hangi çiçeği başınıza taç etmek isterseniz, onunla yapabilirsiniz.
Hem elleri çalıştırıp, beynin iki yarı küresi arasındaki koordinasyonu sağlamayı da kolaylaştırmış olursunuz.

Her ne kadar çiçeklerin doğada kalmasından, kopartılmamasından yanaysam da, bazen böyle minik kaçamaklar çocukların doğa ile daha çok içiçe olmasından yana fedakarlık gibi görülebilir belki...

Eğer yaparsanız, sizin taçlarınızı da görmek dileği ile...

16 Mart 2012

Minik Ellerle

Şubat ayı içerisinde minik eller, anne ellerden daha çok çalıştı. Aslında daha çok çalışıp, birlikte oyun hamuru yapma planlarım vardı ama hala o plan gerçekleşemedi! Önce minik elleri nergisleri tanırken görün istedim. O mis gibi kokularını derin derin içine çekti ohhh mis diyerek.

İngiltere'de adaşım bir arkadaşım var. Cambridge dostlarımdan. Geçenlerde bizim böcük, onun böcükleri ile kamera vasıtası ile konuşurken, boncuklu oyuncaklarla tanıştı. Dilek'in küçük kızı tek tek oyuncaklarını gösterirken, boncuklarla yaptığı eserleri de anlattı. Bizimki de oradan merak sarmaya başladı. Üzerine, bir de Evren'in Sincap'ı ile yaptığı görüşmede yeniden boncuklar sözkonusu olunca, bizimki de sevince, anne boncuklu oyuncaktan aramaya başladı hemen.

Piyasada pek çok çeşidi var. Aslında plastik olduğu için baştan pek de cazip gelmediler. Ama küçük objeleri yakalayabilmesi, parmak kaslarını çalıştırabilmesi kısmına kafayı takınca, peşine düştüm bir kere. Ne diyorduk, çeşitlerinden bahsediyorduk... Su ile birbirine yapışanları var. Ütü ile birbirine yapışanları var. Küçüğü, büyüğü, özel düzeneklerden akıp ele geleni, tek tek seçileni, kalemle tutulanı. Neticede prensip hepsinde aynı. Dikenli bir taban var, Etamin işinde çarpı yapar gibi renkli ortası boş boncukları bu dikenlere diziyorsunuz. Sonrasında ya ısı ile ya da su ile birbirine tutunmasını sağlıyorsunuz. Böylece şekilli bir parça çıkıyor ortaya. Dilek'in böcükleri sincaplar, ağaçlar, çiçekler yapmışlardı. Yaşları bizimkilere kıyasla epeyce büyük. Evren'in Sincap'ı, okulda verilen kalıba rengarenk dizmişti.

İlk baktığım yerde su ile tutunanlar vardı ve fiyatları epeyce uçuktu. Boncukların renk renk akıp geleceği düzenekler, laboratuvara benzer bir ortam hazırlamışlar. Bizimkinin başlangıçta sadece deneyeceği bir oyuncak için o paraya almam diye tutturdum. Belki beğenmeyecek, bir kenara atacak...

Sonra bir oyuncakçıda yukarıda gördüğünüz düzenekte, indirime girmiş çok ucuz bir tane bulduk. Deneyelim diye aldık.

Evren, İkea'da da varmış demişti. Ben de daha önceden görmüştüm ve yaşı uygun değil diye pek bakmamıştım. Ama aynı gün yolumuz İkea'ya da düşünce, bir de oradakinden aldık. Dikenli kalıplar ile boncuklar ayrı ayrı satılıyor. İkisi birleşince fiyatı epeyce yükseliyor ama en çok bu ürünü tavsiye ederim.

Eve gelince bütün aile ve böcük boncukların başına toplandık! İlk baba ile ben denemelere başladım. Böcük benim oyuncağım o diye tepinirken! Çözünce nasıl oynanacağını, daha doğrusu kalemin nasıl kullanılacağını, bizimkine anlattık. Bizim parmaklar oyuncak için kocaman geldiğinden ancak kalemle tutabiliyorduk. Ama böcük için öyle olmadı. Kalemi kullanmak yerine, boncukları yakalayıp tepeden dikene geçirivermek daha çok kolayına geldi!

Herkes bildiği usulde devam etsin o zaman deyip, kendi haline bıraktık durumu. Biz kendi yaptıklarımızı bozduk. Böcüğün ellerine teslim ettik. Sonuçta, yukarıda görüldüğü üzere iki parça çıktı ortaya. Tamirci adam ucuza aldığımız oyuncaktan... Onu yaparken renkleri koyacağı yerleri anlatıp başında durduk. Ütülediğimizde parçalar biraraya geldiler ama sonra hem kötü kötü koktu. Hem de koptu. Hele ben neresini tuttuysam elimde kaldı!

İkea'dan aldığımız kutudaki boncuklar karışık renklerde idi. Onları renk renk ayırmaya başladık ilk olarak. Böylece renk uzmanı oldu bizimki. Daha çok beni çalıştırdı ayırma kısmında ama eğlendik ikimiz de. Sonra kalbe kendi kendine dizdi. Ben hiç müdahale etmedim. Odada yanında olmak dışında hiçbir etkim olmadı. İşlem tamam anne dediğinde ütüledim sadece. Ütüleme kısmında araya yağlı kağıt konuluyor. Denemek isteyen olursa aman unutmayın! Sonuçta gayet güzel eriyip de yapışan bir kalbimiz oldu.

Boncuklarla böyle gayet mutlu, mesut bir hayata başlamış, çok eğlenirken, daha önceden aklıma gelen, bir güzel başımıza geldi. 12 Mart sabahı ben ütü yaparken böcük de yanımda boncuklarla oynamaya başlamıştı. Bu sefer daire kalıp üzerine her sıraya farklı bir renk gelecek şekilde diziyordu. Bir an, benim başka odaya gitmem gerekti, annemin de mutfağa... O aralıkta bizimki hoplaya, zıplaya korkmuş bir vaziyette yanıma geldi. ''Anne anne ben burnuma boncuk soktum!'' cümlesini kurduğu dakikadan sonra ben uçtum!

Önce elimle burnunu kontrol ettim. Boncuk falan yoktu. İçine el feneri ile bakmaya çalıştım. Burun deliği hap kadar zaten, boncuktan küçük, görünen birşey yok. Bir yandan ağlıyor bizimki... Anneme seslendim, o paniklerde... Hapşurtacak birşeyler lazım dedim anneme... Her çocuğun bir burna bulduğunu sokma denemesi vardır zira. Ben tüm ev ahalisinin gözünün önünde burnuma kestane sokmuşum! Babaannem tütün koklatıp hapşurtmuş ve çıkmış kestane. E o zaman evde sigara içen babaannem varmış, şimdi hepimiz düşmanız, yok tütüne dair hiçbirşey! Ne o hapşurtan şey diye düşünürken annem kırmızı biber dedi. Yok o olmaz, nesi hapşurtacak onun derken, annem eline karabiber sürmüş geliverdi yanımıza, değdirdik bizimkinin burnuna... Yanıyor yanıyor diye çemkirmeye başladı bu sefer... Ardından bir hapşuuuuu... Boncuk falan yok! Bir yandan acıyor boncuk içeride diyor, bir yandan yanıyor... Aklımı kaçırmak üzere iken, bir hapşuuuu daha! Pembe bir boncuk mendile uçuverdi. ''Çıktı!'' dedi bizimki. ''Oh!'' dedi annem. Ben tuş vaziyette yerde! Boncuklar bilinmeyen bir süre için tedavülden kalktı...

Oyuncak güzel, başında durup, birlikte yaptığınız sürece gerçekten parmakları çalıştırıyor. Tavsiye edilir. Ama siz siz olun başından ayrılmayın! Benim oyuncağa dair ilk tepkilerimden birisi idi ağzına, burnuna, kulağına sokmaya kalkmasın bunu diye düşündüm. Aklıma gelen de başıma geldi.
Bu tarz oyuncakların hepsi için, aman DIKKAT!

07 Şubat 2012

Geri Dönüşüm, Ben Ellerimle...

Evren, bugün ellerimle... serisine başlayıp, biz de yavaş yavaş ellerimizle yaptıklarımızı eklerken günlüklerimize, adaş dost Evren, Geri Dönüşüm diyordu. Hatta ben farkında olmadan yazıya eşlik edecek, bugün ellerimle... yazımı bile yazmışım... Pijamadan, örtü ya da yastığa dönüşecek değişimi yapmışım.

Evren ve Evren dostlara sizler başlangıcı yapın, bu ay hem geri dönüşsün birşeyler, nelerin geri dönüşebileceğine dair fikir üretelim, diğer yandan da ellerimizi çalıştırmayı ihmal etmeyelim demiştim.

Sağolsun Evren yazdı yazısını.  Anlattığı bir çocuk kitabı ama, içinde hayat bilgisi dersi var aynı zamanda. Bir önceki nesilden, bir sonrakine taşınması gereken önemli bir ders.

Tüketim toplumuna hızla dönüştüğümüz bu çağda kesinlikle uymamız, ilham almamız gereken bir ders.

Böylece bu ay sıra geldi geri dönüştürerek üretmeye, elleri çalıştırmaya...

Öncelikli olarak, bulaşık süngerlerini hiç sevmeyen annem için, bilmediğim bir örneği çıkarttım örerek, bana pratik oldu, hem de bulaşık bezi örmüş oldum. Daha önceden ördüğümüz birşeylerden geriye kalan artık yün ile.

Evde, kırpık kırpık torbalar dolusu yün parçacıkları var. Onlarla da battaniye örme hayalim var. Öncelikli olarak yastık kılıfı yaparak başlayayım istedim. Bizim böcüğe, arkadaşlarına, kuzenlerin çocuklarına ördüğüm meşhur bir yün beremiz vardı. Kızlara pembe, oğlanlara mavi örmüştüm. Onlardan kalan yünlerle İngilizlerin ''Granny Square'' (yalan yanlış çeviri yapanlara dönmeyeyim, bilmem büyükanne karecikleri desem aynı anlama gelir mi?) dedikleri karelerden ördüm. Şimdi bu renklerle uyumlu başka bir yün arıyorum ki, birleştirme işlemini de yapabileyim.

Sizler de aynı yöntemle atkılar, yatak örtüleri, yastık kılıfları, hatta yelekler ve hırkalar bile yapabilirsiniz. Bir zamanlar bir şarkıcının üzerinden düşürmediği böyle bir hırkası vardı, hatırlarım...
Aaa bir de bir komşumuzun örüp bize hediye ettiği patikler var, bulursam onun fotoğrafını da buraya eklerim.

Bizde de çocukluğumda annem masa örtüsü ve yastık kılıfı örmüştü gene aynı şekilde.

Ama bu sıralar okuduğum en sıcak Granny Square hikayesi, Bavula Sığmayanlar'dan geldi.

Evren de örgü örmeye başlamış ne güzel... Hem de kütüphanede öğrenmiş! Uzakların bir güzel yanı...

Sizin de sıcacık bir hikayeniz neden olmasın. Geri dönüştürülmüş yün parçacıkları ve çalışan o güzel ellerinizle birlikte....

31 Aralık 2011

Yeni Yıl - Hediyeler - Elleri Çalıştırmak

24 Aralıkta yazılan yazıdan bu yana boş durmadık ben de Uğur Böceğim de. Daha önce yaptığım Redwork yastığın aynısını, bu sefer kenarları pamuk fıstolu olarak hediye verilmek üzere hazırladım. Bir seneden fazla oldu, gönderemediğim bir paket var. Onun içine girecek.

Bir başka arkadaşıma daha önceden kasnakta gördüğünüz bu Hollandalı küçük nakışçı gidecek. Gene Redwork.

Bu TonTon küçük hanımı kendimle özdeşleştirdim de biraz galiba. Pek sevdim o yüzden. En az yukarıdaki kuşlar kadar. O kuşlu yastığın eşi Uğur Böcüğü'nün yatağında. Başı kalorifere çarpmasın diye koruyucu olarak aynı zamanda.

Uğur Böcüğüm de boş durmadı. Benimle birlikte kartlar hazıladı. Eller ve ayaklar onun! Yapılışını Pinik Kuşum Ayçam'dan öğrendik.

Evren'in tarifi üzerine ben denedim yukarıdakini de. Çok sevdik. Alt kısımdan görüleceği üzere parçalamaya bile başladık. Küçümen çekiştiriyor akordiyon gibi oynuyor onunla. Hatta ben bile... Dolabın kapağına astım, gelip geçip çekiştiriyorum. Malzeme olarak aldığımız bir derginin içinden çıkan reklam broşurünü kullandım. Kağıdı kalın ve kaliteli birşeydi. O yüzden dayanıklı. Ama keserken elimi yordu bayağı. Eh elleri çalıştırmıyor muyduk zaten?

Gene bir arkadaşıma hediye etmek üzere, bir başka ellerini çalıştıran arkadaşımdan Melda Başçakır'dan bu çantalardan aldım. Hani geç kaldım, hediye etmek üzere güzel, kaliteli ama fiyatı da uygun birşeyler lâzım diyorsanız, sitesine bir gözatmanızı öneririm. Düğündür, doğumgünüdür, Sevgililer Günü, Anneler Günü derken hediye almaya fırsat çok...

Melda kendi tasarımlarını yapıyor. Son dönemde de yoğun olarak seramik çalışıyor. Hani elleri çalıştırmak diyoruz ya, esas bu işi Melda yapıyor. Seramik kilini yoğuruyor, şekillendiriyor. Sırla kaplıyor, pişirmek için fırına veriyor. Sonuçta da çok orjinal, güzel ürünler çıkıyor. Bu aralar yoğunluğu notluklara, tütsülüklere vermişti ama ben esas onun duvar panolarına, çanaklarına hayranım. Gene elle boyadığı Ev Tekstili kolleksiyonu var İstanbul adında. Başka başka da kumaş boyama ürünleri var. Aşağıdaki fotoğrafta ürünlerini azıcık derlemeye çalıştım... Melda'nın elleri epeyce çalıştı bu sene, seneye daha da çok çalışır dilerim.

Bugün yılın son günü... Bir yılı daha bitirdik. Ömürlerimize hatıralar katarak tüketti. İyi ya da kötü günlerimiz oldu. Herkesin kendisine özel bir 2011 anısı olacak.

Dilerim 2012 güzellikler getirsin. Savaşlar, insanların para hırsı yüzünden birbirini kırması, yok etmesi üzerine kurulan düzenler bozulsun. Yerine dirlik, birlik, huzur için olanlar gelsin. Gökyüzümüz, denizlerimiz, göllerimiz, nehirlerimiz mavi, topraklarımız yeşil olsun. Üzerlerinde oynanan oyunlar bitsin. Huzurlu, adil, doğru bir dünyada yaşayalım. Yarınlara güzel anılacak şeyler bırakalım. Neticede dünya fani, kendi hırslarımızla onu yok ediyoruz, insanları, insanlığı yok ediyoruz ama bunların bir tekini bile bir başka dünyaya götüremiyoruz. İyilikleri, yaptığımız güzellikleri, kırmadığımız kalplerden bize gelenleri götürebiliyoruz.

2012'de sağlıklı, mutlu, tüm sevdiklerinizin yanınızda olduğu günler sizlerin olsun.

24 Aralık 2011

Bugün ben ellerimle...

Evren ile aynı başlığı yazdım bugün ben de...

Salı gününden bu yana sesim çıkmıyorsa boş durduğumdan değil. Yastıklar çeşit çeşit devam etmekte. Yenileri de hazırlanmakta. Ama bir türlü fotoğraflarını çekemedim. Ya hava çok karanlık olduğundan ya da fotoğraf çekebileceğim hale geldiklerinde çoktan akşamı bulduğumuzdan...

O yüzden yukarıda yeni başladığım ''Redwork'ün'' fotoğrafı da istediğim gibi değil ne yazık ki!

Bizlerle birlikte ellerini çalıştıran başkaları da var. Üstelik doğumunu bildiğim, her yaşında ayrı bir güzelliği tattığım, hayal gücüne hayran kaldığım, daha ilkokula gitmeye bile başlamadığı bir yaşta, saçlarıma takmaya çalıştığı tokaya direnince ben, ''niye toka paslı, tetanoz olurum diye mi korkuyorsun?'' sorusu ile hayretler içinde kaldığım Mu'dan Kalma Bir Deli de onların arasında. Bu minik böcük, şimdilerde 20'li yaşlarına vardı. Basın Yayın Yüksekokulu'nu dereceyle bitirmesine pek az kaldı. Çocukluğunda zorlu bir dönemi aştı ve parmakları çalıştırmanın önemini en iyi o dillendirip de anlatacaktır aslında. Belki yazar bir gün bizlere, o güzel anlatımıyla...

Bu aralar bol bol ödev hazırlayıp, kafasını müzikle ve bu kuklalarla dağıtmakta. Birisi de bizim Uğur Böcüğü'ne gelecekmiş, bekliyoruz merakla... Ellerine sağlık Mu'dan Kalma Bir Deli.

Elleri ve aklı çalıştırmanın en güzel örneklerinden birisi İbeking'de. Muhteşem bir defter hazırlamış. Bayıldım!

Sizler de birşeyler yapsak ama ne diyorsanız, Van'daki çocuklar için güzel birşeyler örebilirsiniz. Mutlaka evlerinizde değerlendirilmeyi bekleyen bir parça yününüz ve bir bereyle atkı örebilecek kadar zamanınız vardır. Yok demeyin sakın, ne yapıp edip yaratın!

Sizlerin işlerini de bekliyoruz, haydi durmayın!

16 Aralık 2011

Suffolk Puff'dan Yastık

Ben bugün ellerimle... diyordu ya Evren...

Kendisi de çok güzel bir bakkal dükkanı hazırlamış Sincap için bayıldım!

Ellerimizle yaptıklarımıza devam etmek istedim. Aslında bir günde yapılmadı bu yastık elbet. Hayatta bitmez zaten. Ara ara çalışmanın ürünü. Eksik kalmış son kısımları tamamlandı bitsin diye böylece bu bahane ile eller boş durmadı.(bu yazıyı okuyup da elleri çalıştırmanın önemi hakkında konuştuklarımızı duymayanlar için buradaki yazıya bir tık tık! )

İki farklı renkte Suffolk Puff'lar hazırlanmıştı. Ama ne yazık ki, bu sefer geri dönüştürülebilecek bir kumaştan değil de, patchwork için özel alınmış bir kumaştan.

Sonra, birbiri ardına çubuk şeklinde olacak biçimde hizzalandırılarak, arkadan minicik dikişlerle tutturuldu. İkinci çubuk şeklindeki dizi gelirken, farklı renkte olanlarla başlandı ki, yanyana geldiklerinde de aynı renkler yanyana gelmesin. Çubuk diziler, sonra yanyana tutturuldu gene arkadan minik dikişlerle.

Ortaya çıkan parça, ekru kumaş üzerine, dört kenar kısmının çevresinden sabitlendi. Bunun için gizli dikiş kullanıldı. Orta kısımlar kabarmasın diye, ara ara, rastgele daireler seçilmek üzere, en orta noktasından tutturuldu.

Ekru parçaya, kenar çerçevesi arkadan elde makine dikişi ile dikilerek köşe yapıldı. Biten parça ütülendi. Kenar birleşim noktasına, sim kordone gizli dikişle tutturuldu.

 

Arka parçalardan üste gelecek olanına kazayağı nakış yapıldı. Altta kalanın içten gizli dikişle çevrildi.


Gene elde makine dikişi ile arka parçalar ön parça ile birleştirildi. Kurs hocamız Anne'ın bize önerisi, arka parçaların yastık uzunluğunun 3/4'ü olacak şekilde hesaplanması idi. Ben de buna dikkat ettim.

Bitmiş 40 x 40 cm'lik yastık da yukarıda görülen şekilde birşey oldu... Komşularımızdan biri çok beğenip torunuma da isterim dedi ama aynı kumaşı bulamayınca ve o da en az iki tane isteyince isteği gerçekleşemedi. Bu yastık da benim için nadide olan parçalar arasına katıldı!

Nadide olmasının sebebi de, üzerinde bir tek makine dikişinin bile olmaması. Tümüyle elde dikilmiş olması!

12 Aralık 2011

Suffolk Puff - Yo Yo Patchwork - Parmakları Çalıştırmak - Geri Dönüşüm

İngiltere'de iken U3A'de kurs veren Anne Culver'dan öğrenmiştim elde patchwork yapmayı. Patchwork ve Suffolk Puff kelimelerini kullanmam bu yüzden!

İngilizler Suffolk Puff, Amerikalılar da Yo Yo Patchwork diyor bu tür patchwork çalışmasına. Bir parça anlatmıştım daha önceki yazımda.

Aslında Suffolk Puff'ın tarihçesini çok merak ediyorum. Epey bir baktım internetten ama detay bulamadım.

Bu sefer yapılışını da yazayım istedim. Adım adım... Daha önceki yazımda belirtmiştim. Ama yeniden yazayım. Anne, bize Suffolk Puff' ın çapını ne kadar istiyorsanız, onun iki katı büyüklüğünde bir daire kesin demişti. Ben genelde bizim böcüğün eski mama kutularının kapağını(kutunun içine de biten Suffolk Puff'ları koyuyorum) ya da CD'leri kalıp olarak kullanıyorum. Bu seferkilerin çapı CD'ye göre ayarlı.

Kullanacağınız kumaşların üzerine CD ile daireleri çizip, kesiyorsunuz. Evin Uğur Böcüğü,  bu aşamaya bayılıyor. Patchwork yapımına ilk gördüğü andan beri bayılıyor. Çünkü her evresinde onu değişik bir obje bekliyor oluyor. Cetveller, kumaşlar, kalemler, makaslar, iplikler... Bu dünya, ona çok hareketli ve güzel geliyor. Aklına estiği dakika ''haydi anne peçpörk yapalım'' diye eline dikiş kutusunu alıp, yanımda bitiyor. Biten Suffolk Puff'lar kamyona yükleniyor. Dizi dizi koltuğu ya da onun masasını süslüyor. Çaktırmadan yanıma gelip, kapıp kaçıyor. Kapıp kaçtığı, bir sonraki aşamada dikeceğim parça ise, onu kovalıyormuş gibi yapıyorum. Oyuna oyun katılmış oluyor. Daha da çok seviyor, seviniyor.

Neyse... Nerede kalmıştık... Kestiğimiz kumaş parçalarından çok az içe kıvırarak oyulgama dikişle(isterseniz teğel gibi diye de tarif edebiliriz) dikiyorsunuz.

Tüm kenarı bu şekilde dikince, başladığınız noktanın biraz uzağından ipliğinizi çekiyorsunuz.

Yukarıdaki şekilde büzülmüş oluyor.

İpliği iyice, sıkı sıkıya çektikten sonra, görünmeyecek bir şekilde tutturup düğüm atıyorsunuz ki, açılmasın.

İşte Suffolk Puff'ınız hazır. Onu nerede kullacağınız da size kalmış.

Gelelim kullanılan kumaşa. Belki farketmişsinizdir, farketmeyenler için ben söyleyeyim. Eski bir pijama, bu şekide değerlendi. P,jamanın pantalonunun ağ kısmı erimişti. Ama kalan kısımlar sapasağlam idi. Atsanız atılmaz, tekir bekir giyilmez. Birisine verilmez... Bu şekilde güzelce değerlendi.

Her bir puff, bir diğeri ile küçük dikişlerle arkadan tutturuldu. Bir dönem orta kısmından ipliği içeri alıp, hiç dikiş görünmeyecek şekilde dikiyordum. Ama bu sefer yaptıklarım, bir zemine tutturulacakları için o özeni göstermedim. Kullanacağınız yere göre formülasyon size ait.

Benimkiler, önce çiçek oldular. Sonra da çiçekler birleştirilerek örtü olmaya doğru gidiyorlar.

Aşağındaki fotoğrafta yer alanlar da gene artık kumaşlardan. Onları gömlek diken bir aile dostumuzdan aldım. Ara ara reklamlarda da görüyorsunuzdur belki kendisini. Kullanmadığı, top başı ya da aralardan çıkan kumaşları, benim için sakladı. Atacağına, ben aldım ve değerlendirdim. Ama aşağıdaki çalışmada lacivertli kumaş kenar çerçevesine yetmediği için, bu kısımları tamamlayamadım, yastık olmak için uygun lacivert kumaşı bekliyor hali hazırda. Olur ya, belki eşimin eskiyen bir lacivert pantalonu çıkar ya da elinde lacivert kumaş kalmış birileri haber ederse, o da tamamlanacak. Böylece geri dönüşüm için de güzel bir örnek oluşturacak.

Gelelim tüm bunları, bu aralar yazışımın ana sebebine.
Evren, ''Hindiba üretime geçiyor. Siz de var mısınız?'' dedi Basit Bir Yaşam'da, Ben de evet varım dedim. Elişleri zaten yaptığım, ruhumu dinlendiren uğraşlardan. Böcüğümü de mutlu ediyor. Neden var olmayayım ki?

Ama Evren, çok önemli noktalara parmak basmış bu yazıda. Varlığımız da basit bir sebepten değil. Gandhi'den örnekler vermiş. Parmakları, elleri kullanmanın önemine dair. Toplumsal hareketin önemine dair.

Parmakları çalıştırmak ve sinirlere etkisi üzerine de Evren'in yazısına yorumuyla Şebnem Oğuz çok güzel noktalara dikkat çekmiş.

Ben de internette arayınca iki yazı ile karşılaştım.

Birisi yünlerle çalışma üzerine. Orada kabaca,(yani bire bir tercüme etmeden, özetle) diyor ki, 6 yaşındaki çocuklarda beyin, yetişkin beyninin 2/3'ü kadardır. Ama sinirlerle bağlantısı 5-7 kat daha fazladır. Bu taze beyinlerin öğrenme kapasitesi de çok yüksektir. Büyüdükçe bu yeteneğin %80'ini kaybederler. Araştırmalar göstermiş ki, 6 yaş civarında beyin fonksiyonları daha da fazla çalışmaya başlar, miyelinasyon başlar.(sözlüğe göre miyelinasyon, bir aksonun etrafında miyelin üretimi olarak açıklanmış, miyelin de beyinde ve omurilikte sinir liflerini çevrelermiş Ayrıca burada da miyelin hakkında şu bilgi var: Sinir lifleri ya da aksonlar, merkezi sinir sistemi içinde adeta kablolar gibi çalışırlar. Beyin ve omurilikten kaslara emir türünde sinyallerle giderken; gözler, kulaklar ve deri gibi duyu organlarından da beyne çevre hakkında bilgi akışı vardır.) 

Gene araştırmalar göstermiş ki, beyin ne kadar çevresel faktörlerle bağlantı kurarsa, miyelinasyon o kadar kolay harekete geçer. Çocukların hayatında hoplama, zıplama, sallanma, örgü örme, dokuma yapma, tekrarlanan aktiviteler de bu yüzden önemlidir. Sağ beyin, görsel, şekilsel objelerden sorumludur ve düşünen kısımdır. Sol beyin ya da diğer adı ile mantıksal beyin, çocukların okuma, yazma,konuşma, matematik ve analitik düşünmesinden sorumludur ve sağ beyinden sonra gelişir.

Corpus Callosum ise, geniş sinir yollarından oluşur ve sağ beyin ile sol beyin arasındaki köprüyü oluşturur. Vücudun sağ ve sol yarısı da bu iki beyinin uyumuyla hareketlerini koordine eder. Elle yapılan işler de Corpus Callosum'un çalışmasını kolaylaştırıp hızlandırır.

Gelelim ikinci kaynağa...Gene özetle şunları der...

Ellerimiz harika hareketli 5 parmak ve bunların birleşim yeri olan el ayası ile şekillendirilmiştir. Dokunma duyusu, tutma, hareket etme, şekillendirme, birbirini sarma, bir materyal ile diğeri arasında bağlantı kurmaya yarar. Aynı zamanda da ruhla davranışların bağlantı kurmasına yardımcı olur. Rudolf Steiner'e göre, ellerle gözler ritmik bir sistem oluşturur.

Matti Bergstrom'a göre, parmak uçlarımızdaki sinirlerin yoğunluğu muazzamdır. Eğer parmak uçlarımızı kullanmazsak bir çeşit körlük oluşur. Özellikle çocuklarda parmakların ve parmak uçlarının çalışması birinci kaynaktaki sebeplerle açıklanmış ve çok önemli olduğu belirtilmiş.

Eski Yunanlılar, dokuma yapmanın, elişlerinin düşünmeyle bağlantısı olduğuna inanırlarmış ve bunu efsanelerine, destanlarına da yansıtmışlar. Athena, Zeus'un başından doğuyormuş. İlmin, bilginin, dokumacılığın ve elişlerinin tanrıçası imiş.

Kant'a göre, ellerimiz, bizim dış beynimizmiş.

Wilson'a göre, eller, konuşmayı tamamlar.(bunu günümüzde vücut diliyle açıklıyoruz sanırım) Makalede bu konuda yapılan diğer araştırmalar da detayları ile açıklanmış.

Vaktiniz olursa ve İngilizce ile aranız iyi ise bu iki yazıyı okumanızı şiddetle öneririm.

Gelelim bize...

Ellerimiz madem bu kadar önemli, madem onları çalıştıkça bize fayda sağlamaya devam edecekler. O zaman ''Evren'in var mısınız?'' çağırsına katılmaya ne dersiniz? Sizler de ellerinizle yaptıklarınızı bir ay boyunca kendi günlüklerinizde, olmadı Evren'in adres göstereceği bir başka kaynakta yazmak ister misiniz? Bizlere gösterir misiniz? Hem fikir alış verişi yapalım, hem beyin jimnastiği yapalım, hem de beynimizi boş tutmayıp, el, göz, beyin koordinasyonu ile çalıştıralım. Tamam bütün gün yolda, işte, evde beynimiz yeterince çalışıyor diyebilirsiniz ama bırakın parmak ucu sinirleriniz size rehberlik etsin bu sefer ve duyu körü olmadan yaşamak neymiş görelim.

Benim ilk elişlerim Suffolk Puff'lardı. Bakalım başka neler gelecek ardından?