24 Şubat 2008

Minik Prenses

Defne'nin günlüğünü ilk Nothing Hill için yazdığı bir yazıyla okumaya başlamıştım. Ben de Nothing Hill'e gitmiş, Berceste'de yazsam diye düşüyordum, neler var, neler yok diye internette ararken Defne'yi buldum. Arkadaşı filmdekileri tek tek bulmasını istemiş. Evi, dükkanı buldum da bank imkansız demiş, ona çok gülmüştüm.


Yorum yazmaya başlayıp, yorumlardan birinde St James parkta düzenlenen pikniği haber ettim, goncasını aldı,geldi, tanıştık. Onu buluşum, bana ilaç gibi geldi. Bu ülkede, bu kadar kafa dengi bir arkadaş edinmek inanılmaz büyük bir nimet. Bir defa fotoğraf dendiği zaman akan sular duruyor ikimizin önünde de! Hadi deyip Defne gözünü kırptı mı tamam! Benim gonca bile fotoğraf çılgınlığından pes etmiş haldeyken, benim kadar çılgınını bulmak...


Çok kısa bir süre sonra da Defne'nin ikinci prensesinin yola çıktığı haberini aldım. Bu O'nu durdurmadı. Gittik La Ballerina'yı bulduk! Çatılarda, yollarda duran adamların sırrını çözdük. Türk Fest'e katıldık. Aynı zamanlarda Türkiye'ye gidip, İstanbul'da buluştuk, inek kovaladık. Minik prenses de uslu uslu annesiyle gezdi. Hiç yaramazlık yapmadı,üzmedi çok şükür.


İstanbul'dayken Ayşem'e uğrayıp minik prenses doğduğu zaman hazır olsun diye kalıplar aldım. Sürpriz yapmaktı amacım. Ama öncesinde deneme yapmadan olmazdı. O yüzden dayanamadım onu da yazdım.

Bir de en son demiştim ki: ''Bu arada heyecanla beklediğimiz birşey var. Defne günlüğüne not bırakıp gitmiş. Çarşamba gününü iple çekiyorum ben de!''

Bazılarınız Defne'yi ziyaret ederek iyi dileklerini bıraktı ve nihayet minik prenses 6 Şubat'ta doğdu. Merak ediyorsanız ben bu fotoğrafını çok sevdim. Defne'ye de 1 hafta boyunca haydi yaz diye diye badırdanıp durdum. Sonunda iki satır yazdı. Fotoğrafların daha fazlası ve ne durumda olduğu da o yazıda var.

Biz tam 1 hafta önce tanıştık bu güzellikle. Daha önce çok gezdik birlikte ama ilk defa yüzyüze geldik. Doğrusunu söylemek gerekirse de pek ayrılmak istemedim kendisinden. Çünkü o kadar masum ve o kadar uslu ki!(Maşallah demeden olmaz bu noktada!)

Büyük prenses ise apayrı bir güzellik. Yaratıcılığına söylenecek söz yok. Önce Sindrella elbisesini giydi. Yere uzandı. Anneannesi: ''Ne o, Uyuyan Güzel mi oldun?'' deyince, aklına geliverdi. ''Elbisenin tersini giymek istiyorum'' dedi. Prenses ya evde, bir dediği iki edilmedi. Meğer elbisenin özelliği imiş. İki masal kahramanının kılığına da girebiliyormuş aynı elbise ile. Tersi çevrilince Uyuyan Güzel oluverdi. Eh bir de prens lazım elbet. Benim goncaya, ''öp beni'' diye tutturdu! Bizimki şaşkın. ''Dur sana at da lazım bekle'' dedi. Gitti koştura koştura sopaya takılı at kafası şeklindeki atını bizimkine getirdi. ''Bin buna'' dedi. Binersin, binmezsin münakaşaları ardında bizimki prens oluverdi. Prensesi öpme eyleminden de kendisini kurtaramadı elbet! Halini görmek lazımdı. Biraz sonra iki arada bir derede bir baktım, bizim prenses gene kostüm değişikliği yapmış, biberon kurabiye ile bebek kurabiyeyi beslemekte. Bu fotoğraf için peşinden epey koşturdu. Hava kararmak üzere olduğu için pek iyi çıkmamış ne yazık ki. Defne ile ben de diğer kurabiyelerin fotoğrafını çekeceğiz diye cebelleştik ama başımızda iki çocuk, iki adamla anca bu kadarını becerebildik. Kurabiyeleri de adamların elinden zor kurtardık.

Aylardır hasret olduğumuz lahmacun, simit ve beyaz peynirle harika bir ziyafet verdi Defne ile goncası. Ardından da portakallı kekimiz vardı. Söylenecek söz bulamıyorum.

Sağlıkla, mutlulukla, annesi, babasıyla, ailesine hayırlı bir evlat olması dilekleri minik prensese... Ailesi ile yeni evinde güle güle oturması, prenseslerini sağlık, mutlulukla büyütmesi dilekleri de Defne'ye. Hasretle fotoğraflarını bekleyeceğiz...

7 yorum:

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Ben de tebrik ederim ve prensese uzun saglikli mutlu bir omur dilerim.
:-)
Kurabiyeler harika gorunuyor bu arada....

ayseyaman dedi ki...

Berceste yazacak o kadar çok şey var ki..
1. "Bu ülkede, bu kadar kafa dengi bir arkadaş edinmek inanılmaz büyük bir nimet." dedin ya sana sonuna kadar katılıyorum..
2. Elbisenin özelliğine bayıldım, ne güzel bir şey, eski bir tekstilci olarak ne varsa yurtdışında var diyorum..Belki bana kızanlar olabilir ama her zaman farklı tasarımlar yenilikler oradan çıkıyor..Bu arada elbise nereden? pot kırmış olmayayım..:)
3. Şu fotoğrafların var ya birbirinden güzel çiçekli olanlar hala aklımda şimdi de Patchwork çalışmalarına ağzım sulanarak baktım..
4. En önemlisi minik prenses! Allah analı babalı saglıklı mutluluk içinde büyütsün, hayırlı olsun..Kubişler onun kadar tatlı değildir eminim ama çok güzel görünüyor. Ellerinize sağlık..
:)
sevgilerimle

Adsız dedi ki...

Aslinda bu posta ilk yorumu ben birakmaliydim (derken yukaridan cirtlama sesleri geliyor! hah sustu) ayy bayilacam! yine basladi, yok ben sonra bilhare yazarim...

isimsiz gonderiyorum cunku sifremi kabul etmiyo kIL blogger!!!

Berceste dedi ki...

Teşekkürler ve hoşgeldin Esra.

Öncelikle teşekkürler Yaman bacım. Ben de eski bir tekstilci olarak ne varsa Türkiye'de var diyorum Ayşe. Eksiğimiz tasarımlarımız! Kendimizi aşmayı, hayal gücümüzü geliştirmeyi, pratikliği de öğrendik mi, bu iş tamam! Ohooo sen benim fotoğraflara mı diyorsun... Senin keklere, pastalara bakarken de gel benim fotoğrafımı bir çekiver o zaman :) Sevgiler...

Bu isimsiz sanki Defne! Öyle mi bacım? Tarz o vallahi :)

munevver dedi ki...

Dilek, ben kırkyamada eskiden kalan kumaşları değerlendirmeyi seviyorum. "A bu benim çocukluk elbisemdi, bu annemin nişan elbisesiydi, bu babamın gömleğiydi" şeklinde nostaljik konuşmalara bayılıyorum. Ben hiç yapmadım; ama, ablamın, kız kardeşimin güzel kırkyamaları var.
Aşağıdaki yastığa bayıldım. Eline sağlık.

Defne'nin bebeği güle güle büyüsün, Şansı, sağlığı, mutluluğu bol ve iyi olsun.

Desteğin için teşekkürler.

Nane Limon

Tijen dedi ki...

Her eve bir prenses lazım.
Rumuz: tadı damağında kalmış hala
(ya da öyle bir şey)

Zeynep dedi ki...

Minik prenses ne tatlı insanların arasına katılıyor. Alah sağlıklı ömür versin. Berceste'ciğim ellerine sağlık kurabiyeler çok harika görünüyor.