19 Temmuz 2007

Türk Festivali 2007

Üye olduğumuz e-posta gruplarından birinden TurkishFest 2007'nin yapılacağı haberi alır almaz, dedik bu sefer gidiyoruz! Her seferinde ya biz tatile giderken düzenleniyordu, ya yağmur yağıyordu, bir şekilde engel çıkıyor, gidemiyorduk. Bütün arkadaşlara da haber ettik. Biz gidiyoruz, gelenlere de yeri burasıdır diye. Çıktık erkenden yola. Erken diyorsam horozlar ötmüş, kahvaltıları bitmiş, öğle yemeğini düşünür hale gelmişlerdi, ama tatil günü için bize henüz erkendi. Eh bazı arkadaşların biz yoldayken kahvaltı saatinde olduklarını öğrenince abartmadığımı anladım.
Defne , ''La Ballerina'yı bulacağız'' diye başımın etini yerken, ben ''hayır Thames Barrier'e gideceğim'' diye tepiniyordum. Onun ''Aman ya, aman ya, ne yapacaksın, gidince büyüyecek misin?'' laflarına aldırmadan, Londra'ya varır varmaz(45 dakikalık bir tren yolculuğu sonucunda) kendimizi önce tube'de(Londra metrosuna böyle diyorlar), sonra da The Tower yakınındaki makinisti olmadan, otomatik hareket eden trenlerin gittiği DRL istasyonunda bulduk. Ver elini Thames Barrier dedik. Bol bol fotoğraf çekip, dönüş yolunda Defne ve eşine telefon ettik, South Bank'te TurkishFest'in olduğu parkta buluşmaya karar verdik. Eh Defne'nin Thames Barrier'e inatla gitmediğinin ama çok şey kaçırdığının altını çizmek lazım bu noktada. Biz buluşma yerini ararken, ben 'bayraaaaaak' diye bağırmışım, millet bana baktı anlamsız bir şekilde. E ne de olsa, bu ülkede öyle bağrış çığrış dolaşan pek kimse yok! Ama Thames Nehri'ne nazır dalgalanan bayrağımızı görüp de sevinmemek de mümkün değil! Bayrağa doğru yürürken, karşımıza elinde bir kasa simit tutan iki Türk çıktı. Şivelerinden anlaşıldığı üzere Kıbrıslıymışlar. Ben simit hasreti ile isterim diye tutturunca, ilk açılışı simitle yaptık. Türkiye'de en son fiyatı nedir bilmiyorum ama buradaki fiyatı 1 pound idi! Oyyy demişim ben duyunca! Neyse çaktırmadık. Satanların birisi postanede memurmuş, biri de devlet dairesinde. ''Anne babamız bizi ATV'de görünce işinize ne oldu, simit satıcılığına mı başladınız diyecekler'' diye yeriniyorlardı ama günlük hasılatları belki de aylık kazançlarını bulmuştur!
Etkinliği Turkish Forum UK düzenlemiş. Programı da onlar oluşturmuş anladığımız kadarıyla.

Neler var, neler yok diye bakınırken, kitap satış standlarını, özel Türk okullarının standlarını gördük.

Hazırlanan sahnede bir baktık bir hareket var, izlemek üzere yaklaştık. Derken dansöz kızımız kıvırmaya başladı, her milletten öğrencileri ile. Fotoğrafta sol taraftaki öğretmenleri. Diğerleri de öğrenciler... Burada iki kişi net görünüyor, sayılarını hatırlamıyorum ama kalabalıklardı. Dansları bitince seyircileri çağırdılar öne, biz Türkiye'de utanmayız, müzik duyduk mu başlarız oynamaya dedi kızımız ve herkesi oynattı, yabancıların oynayışlarını görmeniz lazımdı. Hele yaşlı bir teyze vardı, öldürdü beni gülmekten! Tek eleştirdiğim nokta, madem bu Türk festivali ve öğretmen de Türk, neden Arap müziği eşliğinde oynarlar ki? Sonra bizi Arapça konuşan, Arap harfleri ile yazan, çarşaflarla gezen insanlar olarak tanıyorlar kızıyoruz!!! Biz durumu kavrama aşamalarındayken, ekip teker teker aramaya başladı. Önce Sevda'lar geldi, sonra da Defne'ler... Cambridge'den başka arkadaşları da gördük ama onlar bizi göremediğinden uzak bir mekanda konuşlandılar. Biz de bu arada boğaz kavgasına giriştik.



Boğaz kavgasında ilk raund şişli, köfteli sandwichlerdi. Bir et, bir tavuk şiş, bir köfte, çeyrek pide, bir de ayran! Ooooh ohhh dedik. Defne'nin sitesindeki karpuz yiyerek sucuk pişiren amcayı görün derim! Sucuk ekmek satıyorlardı onlar da. Nehir kenarına iliştik, bayraklara nazır öğle yemeğinizi yedik. Benim goncamın rüzgarda devrilen ayranı ile beni yıkaması gibi küçük bir de facia yaşadık. Ama günün anlam ve öneminden ötürü hiç kaale almadık. Defne haftalardır sayıkladığı poğaçalarına kavuştu. Benim goncayı(eşimi yani) elinde koca bir kutu baklava ile gördüğümü sandım bir an, ama sonra yanakları şiş yoooo, yoktu öyle birşey diye reddetti. Bangır bangır Tarkan dinledik bir yandan...
Benim hevesle beklediğim minikler Kıbrıs Halk Oyunlarını sergilediler. Pek gururlandım. Yadellerde böyle görüntüler insanı ağlatıyor, ben zırladım bir ara, dip not olarak bunu da geçeyim. Aferim bu bızdıklara. Erkeklerin orak çevirmeleri, başlarında su taşımaları, kızların sepetli dansları... Özlemişim ben, çok özlemişim. Bu Azeri teyze ne yaptı ben çözemedim. Elbise desek, İspanyol elbisesini anımsatıyor, müzik başka, oyun başka... Pek güzel yürüdü, kendi de pek güzel bir hatundu da, yaptıkları arasında pek alaka kuramadık biz. Azerileri temsil etmiş oldu ama daha güzelini beklerdim.
Defne dondurma diye tutturunca elimiz mahkum girdik kuruğa, e malum gelenler bizimkiler olunca, kaynakçı da çoktu! Kuyruk bir türlü ilerleyemedi. Hollanda yapımı, Türk etiketli dondurmalarımızı yedik. Birara Defne yere mendil açacaktı ama mendil bulamadık. Bulsaydık, fal bakıp masrafları kurtarırdık belki! Bir hanım kuşlarına niyet çektirdi. Gelenler de etrafını sardı. Anlayacağınız, yok yoktu. Biz de keyifli dakikalar yaşayıp hasret giderdik. Tanıtım var mıydı diyorsanız, hayır yoktu. Vardı da, benim dilediğim ölçülerde yoktu, gönül isterdi ki, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın da bir standı bulunsun. Onlar da dev bir ekrandan Türkiye görüntüleri yansıtsın. Broşürler dağıtsın. Orada bizbize idik. Gelen gidenler ya bizimkiler ya da yakınları idi. Yaşlı bir teyzeyi bile sandalye ile taşıyıp getirmişler, yürüyemiyor diye. Özlemle bakıyordu, olan bitene... Bu ülkede yaşlanmak mı? İnşallah o kadar uzun kalmayız...

9 yorum:

Daphne dedi ki...

Asil ben Azeri teyzemden sonra cikan opera sanatcisi teyzeme hasta oldum. Turklukle ne alakasi vardi onu anlayamadim.
Guzel gundu, pogaca yedim ya artik gam yemem :D sirada dut var :P

Punto dedi ki...

Yazından anladığım kadarıyla biraz Türk işi olmuş festival Sevgili Dilek. Yine de eğlendiğinize göre mesele yok diyorum.

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

tüm olay ,yeme icme be göbek dansi.baksa bir sey,olsa sasardim zaten.

neyse en azindan karniniz doymus :)

Açalya dedi ki...

Uzu zamandir gelemedim bloguna, kusuruma bakmadin umarim.
Bu Turk festivalleri hep birbirine benziyor... bir kargasa, bazen utandirici goruntuler falan...Bu festivalleri duzenleyen insanlarin cektikleri hasretlikle dogru orantili olarak sacmaladiklarini dusunmusumdur hep. Baska ulkelerin kultur festivallerini de gorduk, adamlar yapiyor ya! biz elimize yuzumuze bulastiriyoruz hep.

IHLAMUR dedi ki...

Merhaba Berceste,
Seni, Defne dolayısıyla tanıyorum. IHLAMUR olarak adım geçer durur, Defne'nin blogunda... Belki gözüne çarpmıştır. Defne'nin blogunda Türk Festivali'ni okumuştum. Renklipamuklar, senin de festivali yazdığını ve çok güzel anlattığını söyledi. Bugün uğrama fırsatı bulabildim (Genelde pek vaktim olmaz). Defne'ye yıllardır söylerim. Türkiye'den ayrılıp, yabancı bir ülkede yaşamayı denemeyi istediğimi tekrarlar dururum. Ama bu düşünce sizin bloglarınızı okudukça korkuya dönüşüyor bende. Yok, ayrılamam Türkiye'den. Her sabah boğazın üstünde dalgalanan bayrağı görmeye, sıcak peynirli poğaça ve çay birlikteliğine, kaşarlı tosta ve ayrana, bizim karmakarışıklığımıza öyle alışkınım ki... Öyle seviyorum ki... Zaten, sizin yazdıklarınızda da bu özlemi buram buram hissediyorum. O kadar derin hissediyorsunuz ki bunu, kilometrelerce öteden hissettiriyorsunuz.
Berceste, ben yazdım mı bitirmeyi bilmem. Uzun oldu çok. Kusura bakma...

Sevgiler...
Kendine iyi bak, goncana da. :)
Ve Defne'ye de...
Ben sizleri birbirinize emanet ediyorum. Yalnız kalmayın oralarda...
Sevgiler tekrar.

Berceste dedi ki...

Sus Defne yaaa, o konuyu açmayalım :) Dut mu? O ne? :P

Hasret giderdik işte Akın amca :) Arkadaşlarla şenlik yapmış olduk, pek keyifli bir gün geçirdik. Devamı da var :)

Büyük organizasyonlar için destek lazım TD, vatandaşın elinden gelen bu! Simide hasret giderdik en başta!

Ben de gelip okuyup kaçıyorum seninkini, arada yazıyorum Açalya. O bızdıkcık var ya, çok şeker Maşallah! Kargaşa ve utandırıcı görüntüler yoktu çok şükür. Sadece tanıtım konusunda büyük bir açık vardı. Arapça müziğe sinir oldum. Ama düşününce, Mezdeke ne ile dans eder? Ne bileyim, dansöz zaten Arap kökenli değil midir? Araştırma yapıp, belli bir tanıtım politikasının izlenmesi lazım. Tutturmuşuz bir dansöz, bir lokum, gidiyor iş böyle... Başkaları geri kalana sahip çıkıyor :( Festivali düzenleyen Turkish Forum UK, bildiğim kadarıyla en aklı başında, bu işi hakkıyla yapmaya çalışan organizasyonlardan biri ama katılımcı bulabilmek buradaki en önemli nokta. Şimdi biz para kazanmak için, kahve falı baksak, çingene kıyafeti giyerek, kim olacağız? Kimi temsil edeceğiz? Türkiye'de bu işi kim yapıyor? Nasıl yapıyor? Yapılmıyor mu? Yok mu? Evet var ama orjinal olarak çıkış noktası neresi? Ben tarih üzerine çalışanların, yemeklerimiz ve kültürümüz hakkında daha çok araştırma yapıp, daha çok kaynağı yabancı dillere çevirerek yayımlamasını dilerim...

Eh Ihlamur, dün sabah okurken ağlatıyordun neredeyse beni! Dün emanetine bakmaya gittim, kek diye tutturmuştu, kek yapıp götürdüm. Tate Modern'de kulaklarını çılattık senin ve de Renkli Pamuklar'ın. Ona aradığı nesneyi bulmaya çalışıyoruz, dur bakalım bulabilecek miyiz? Yurtdışında kısa süreli kalacaksan, etrafında tanıdığın bir ekip varsa dene, yoksa tek başına kalkışma derim. Hani Defne ile komşu olacaksanız ne ala olur :) Dün bizi öyle yerlere götürdüler ki, hiç yabancılık çekmedim. Ana dilimde alış-veriş yapıp, Türkiye'deki kalitede kebap yedim :) Böyle bir yerde yaşıyorsan, sorun olmasa gerek :D Artık Boğaz yerine, Thames'in gri sularına bakarsın olur biter... Sen uzun uzun yaz, ben yorum gelmiyor, izleyiciler, gezmekten okumuyor diye dertleniyordum, ilaç gibi geldi yazdıkların :) Bekleriz yeniden... Renkli pamuklar'a da söyle sessiz sedasız takip edip kaçmasın :P Ben onun sitesini geçen gün keşfettim, bundan sonra okuyacağım... Sevgiler...

ihlamur dedi ki...

Sevgili Berceste,
Şu an, Türkiye'de Saat 23:36. Sana bunları yazarken, uykusuzluktan gözlerim kapandı kapanacak. Haftaiçi sabahları çok erken uyanmak zorunda olduğum için bu saatlerde bile uyumak istiyorum. Gün yetmiyor... En büyük şikayetim bu.

Yurtdışı hakkındaki tavsiyelerin için çok teşekkür ederim. Zaten bir yere kıpırdayacağım yok. Defne okursa, küplere binecek ama açıkçası yurtdışına çıktığımda ilk sırada Roma, Floransa ve Atina var. Antik sanata hayranım. Önce oraları görmeyi hayal ediyorum. Aslında hayal demek çok abartılı oldu, bir tur programına bakar ama iş hayatı, gündelik koşturmacalar öyle dolduruyor ki zamanımızı, hayal diyoruz en olabilir şeylere bile.

Zaten, Defne'nin sayesinde İngiltere'ye gelmiş kadar oluyoruz, sağolsun. Tabii ki listenin ilk sıralarında Defne var. Londra değil... Defne orada olduğu için Londra. Defne benim çocukluk arkadaşım. Yeni tabirle 'kanki'm. Yan yana otururduk ilkokulda. Çok severdim onu. Hala severim. Bana çiçek hediye eder dururdu. Çok zarif kızdır.

Beni ve renklipamuklar'ı anmanız mutluluk verici... Bİz de sık sık Defne'nin kulaklarını çınlatırız, yakında seninki de çınlayacaktır. :)

Meslek alışkanlığı, yazdım mı bitmek bilmiyor.

Blogumun linkini ekledim yorum sayfana. Vaktin olursa uğrarsın belki...

Sevgilerimi bırakıp, gidiyorum. Saat 23:43 oldu bile... Dedim ya, yazdım mı bitmek bilmez.

Sevgiler

müzi dedi ki...

bilirim yurtdisinda ulkenle ilgili guzel birseyler gormenin verdigi tatli heyecani. benim yasadigim bu hakli gururlarin en buyugu de Royal Academy'de duzenlenen "Turks: A Journey of a Thousand Years" sergisiydi. Kosa kosa gitmistik, ikna edebildigim sinif arkadaslarimi da beraberimde goturmustum sergiye. gerci sergi onlar icin biraz karmasikti, hatta benim icin bile oyleydi ama olsundu :). bir de o donem elimi attigim tum Ingiliz gazetelerinde bu sergiyle ilgili oldukca olumlu yorumlar okuyordum, cok seviniyordum. surekli yolumu degistirip serginin onunden geciyordum, sergi girisi ne kadar kalabalik bir bakayim diye. insan boyle seyler yapabiliyor iste yurtdisinda... :)

Berceste dedi ki...

O sergi muhteşem ötesi birşeydi Müzi! İngiltere'ye geldiğimden beri gördüğüm en olumlu şeydi hatta! Gazeteler, TV, radyo her yerde okuduk, seyrettik, dinledik. En güzeli de sergiyi gezerken rastladığım yaşlı teyzenin tadına doyamadım, daha iyi görebileyim diye ikinci kez geldim demesi idi. Senin sitende de yazdığın pek çok duyguyu paylaştım okurken.