Patchwork etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Patchwork etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2013

Hediyeler - Yastıklar


Uzunca bir zamandır bekleyen elişleri...

Pembe yastık evini pembeli beyazlı mobilyalarla döşeyen bir aile dostumuza gitti, hatta eskidi bile!


Elimdeyken görüp renklerini çok beğenen eski üst kat komşumuzun oldu. Ben ona bu yastığı hediye ederken, o da evi sattıklarını söyleyip beni şok etmişti. Sattığı insanların kabus tipler olduğundan, onların da tam kızımın doğumgününde evden çıkıp, aynı gün tepemizde inşaat başlayacağından haberim yoktu. İyi niyete, kötülük oldu bu yastığın hikayesi...


En sevdiğim blog arkadaşıma ve onun Sincabına işlenmişti bu yastık.


Alt köşede Sincabın adı yazıyor. O yüzden kapalı. Dilerim severek kullanıyordur.


Bu yastık da bugünlerde bizim evi süslemekte. Epeydir patchwork yapmadığımı aklıma getirmiş oldu bu yazı...

16 Aralık 2011

Suffolk Puff'dan Yastık

Ben bugün ellerimle... diyordu ya Evren...

Kendisi de çok güzel bir bakkal dükkanı hazırlamış Sincap için bayıldım!

Ellerimizle yaptıklarımıza devam etmek istedim. Aslında bir günde yapılmadı bu yastık elbet. Hayatta bitmez zaten. Ara ara çalışmanın ürünü. Eksik kalmış son kısımları tamamlandı bitsin diye böylece bu bahane ile eller boş durmadı.(bu yazıyı okuyup da elleri çalıştırmanın önemi hakkında konuştuklarımızı duymayanlar için buradaki yazıya bir tık tık! )

İki farklı renkte Suffolk Puff'lar hazırlanmıştı. Ama ne yazık ki, bu sefer geri dönüştürülebilecek bir kumaştan değil de, patchwork için özel alınmış bir kumaştan.

Sonra, birbiri ardına çubuk şeklinde olacak biçimde hizzalandırılarak, arkadan minicik dikişlerle tutturuldu. İkinci çubuk şeklindeki dizi gelirken, farklı renkte olanlarla başlandı ki, yanyana geldiklerinde de aynı renkler yanyana gelmesin. Çubuk diziler, sonra yanyana tutturuldu gene arkadan minik dikişlerle.

Ortaya çıkan parça, ekru kumaş üzerine, dört kenar kısmının çevresinden sabitlendi. Bunun için gizli dikiş kullanıldı. Orta kısımlar kabarmasın diye, ara ara, rastgele daireler seçilmek üzere, en orta noktasından tutturuldu.

Ekru parçaya, kenar çerçevesi arkadan elde makine dikişi ile dikilerek köşe yapıldı. Biten parça ütülendi. Kenar birleşim noktasına, sim kordone gizli dikişle tutturuldu.

 

Arka parçalardan üste gelecek olanına kazayağı nakış yapıldı. Altta kalanın içten gizli dikişle çevrildi.


Gene elde makine dikişi ile arka parçalar ön parça ile birleştirildi. Kurs hocamız Anne'ın bize önerisi, arka parçaların yastık uzunluğunun 3/4'ü olacak şekilde hesaplanması idi. Ben de buna dikkat ettim.

Bitmiş 40 x 40 cm'lik yastık da yukarıda görülen şekilde birşey oldu... Komşularımızdan biri çok beğenip torunuma da isterim dedi ama aynı kumaşı bulamayınca ve o da en az iki tane isteyince isteği gerçekleşemedi. Bu yastık da benim için nadide olan parçalar arasına katıldı!

Nadide olmasının sebebi de, üzerinde bir tek makine dikişinin bile olmaması. Tümüyle elde dikilmiş olması!

12 Aralık 2011

Suffolk Puff - Yo Yo Patchwork - Parmakları Çalıştırmak - Geri Dönüşüm

İngiltere'de iken U3A'de kurs veren Anne Culver'dan öğrenmiştim elde patchwork yapmayı. Patchwork ve Suffolk Puff kelimelerini kullanmam bu yüzden!

İngilizler Suffolk Puff, Amerikalılar da Yo Yo Patchwork diyor bu tür patchwork çalışmasına. Bir parça anlatmıştım daha önceki yazımda.

Aslında Suffolk Puff'ın tarihçesini çok merak ediyorum. Epey bir baktım internetten ama detay bulamadım.

Bu sefer yapılışını da yazayım istedim. Adım adım... Daha önceki yazımda belirtmiştim. Ama yeniden yazayım. Anne, bize Suffolk Puff' ın çapını ne kadar istiyorsanız, onun iki katı büyüklüğünde bir daire kesin demişti. Ben genelde bizim böcüğün eski mama kutularının kapağını(kutunun içine de biten Suffolk Puff'ları koyuyorum) ya da CD'leri kalıp olarak kullanıyorum. Bu seferkilerin çapı CD'ye göre ayarlı.

Kullanacağınız kumaşların üzerine CD ile daireleri çizip, kesiyorsunuz. Evin Uğur Böcüğü,  bu aşamaya bayılıyor. Patchwork yapımına ilk gördüğü andan beri bayılıyor. Çünkü her evresinde onu değişik bir obje bekliyor oluyor. Cetveller, kumaşlar, kalemler, makaslar, iplikler... Bu dünya, ona çok hareketli ve güzel geliyor. Aklına estiği dakika ''haydi anne peçpörk yapalım'' diye eline dikiş kutusunu alıp, yanımda bitiyor. Biten Suffolk Puff'lar kamyona yükleniyor. Dizi dizi koltuğu ya da onun masasını süslüyor. Çaktırmadan yanıma gelip, kapıp kaçıyor. Kapıp kaçtığı, bir sonraki aşamada dikeceğim parça ise, onu kovalıyormuş gibi yapıyorum. Oyuna oyun katılmış oluyor. Daha da çok seviyor, seviniyor.

Neyse... Nerede kalmıştık... Kestiğimiz kumaş parçalarından çok az içe kıvırarak oyulgama dikişle(isterseniz teğel gibi diye de tarif edebiliriz) dikiyorsunuz.

Tüm kenarı bu şekilde dikince, başladığınız noktanın biraz uzağından ipliğinizi çekiyorsunuz.

Yukarıdaki şekilde büzülmüş oluyor.

İpliği iyice, sıkı sıkıya çektikten sonra, görünmeyecek bir şekilde tutturup düğüm atıyorsunuz ki, açılmasın.

İşte Suffolk Puff'ınız hazır. Onu nerede kullacağınız da size kalmış.

Gelelim kullanılan kumaşa. Belki farketmişsinizdir, farketmeyenler için ben söyleyeyim. Eski bir pijama, bu şekide değerlendi. P,jamanın pantalonunun ağ kısmı erimişti. Ama kalan kısımlar sapasağlam idi. Atsanız atılmaz, tekir bekir giyilmez. Birisine verilmez... Bu şekilde güzelce değerlendi.

Her bir puff, bir diğeri ile küçük dikişlerle arkadan tutturuldu. Bir dönem orta kısmından ipliği içeri alıp, hiç dikiş görünmeyecek şekilde dikiyordum. Ama bu sefer yaptıklarım, bir zemine tutturulacakları için o özeni göstermedim. Kullanacağınız yere göre formülasyon size ait.

Benimkiler, önce çiçek oldular. Sonra da çiçekler birleştirilerek örtü olmaya doğru gidiyorlar.

Aşağındaki fotoğrafta yer alanlar da gene artık kumaşlardan. Onları gömlek diken bir aile dostumuzdan aldım. Ara ara reklamlarda da görüyorsunuzdur belki kendisini. Kullanmadığı, top başı ya da aralardan çıkan kumaşları, benim için sakladı. Atacağına, ben aldım ve değerlendirdim. Ama aşağıdaki çalışmada lacivertli kumaş kenar çerçevesine yetmediği için, bu kısımları tamamlayamadım, yastık olmak için uygun lacivert kumaşı bekliyor hali hazırda. Olur ya, belki eşimin eskiyen bir lacivert pantalonu çıkar ya da elinde lacivert kumaş kalmış birileri haber ederse, o da tamamlanacak. Böylece geri dönüşüm için de güzel bir örnek oluşturacak.

Gelelim tüm bunları, bu aralar yazışımın ana sebebine.
Evren, ''Hindiba üretime geçiyor. Siz de var mısınız?'' dedi Basit Bir Yaşam'da, Ben de evet varım dedim. Elişleri zaten yaptığım, ruhumu dinlendiren uğraşlardan. Böcüğümü de mutlu ediyor. Neden var olmayayım ki?

Ama Evren, çok önemli noktalara parmak basmış bu yazıda. Varlığımız da basit bir sebepten değil. Gandhi'den örnekler vermiş. Parmakları, elleri kullanmanın önemine dair. Toplumsal hareketin önemine dair.

Parmakları çalıştırmak ve sinirlere etkisi üzerine de Evren'in yazısına yorumuyla Şebnem Oğuz çok güzel noktalara dikkat çekmiş.

Ben de internette arayınca iki yazı ile karşılaştım.

Birisi yünlerle çalışma üzerine. Orada kabaca,(yani bire bir tercüme etmeden, özetle) diyor ki, 6 yaşındaki çocuklarda beyin, yetişkin beyninin 2/3'ü kadardır. Ama sinirlerle bağlantısı 5-7 kat daha fazladır. Bu taze beyinlerin öğrenme kapasitesi de çok yüksektir. Büyüdükçe bu yeteneğin %80'ini kaybederler. Araştırmalar göstermiş ki, 6 yaş civarında beyin fonksiyonları daha da fazla çalışmaya başlar, miyelinasyon başlar.(sözlüğe göre miyelinasyon, bir aksonun etrafında miyelin üretimi olarak açıklanmış, miyelin de beyinde ve omurilikte sinir liflerini çevrelermiş Ayrıca burada da miyelin hakkında şu bilgi var: Sinir lifleri ya da aksonlar, merkezi sinir sistemi içinde adeta kablolar gibi çalışırlar. Beyin ve omurilikten kaslara emir türünde sinyallerle giderken; gözler, kulaklar ve deri gibi duyu organlarından da beyne çevre hakkında bilgi akışı vardır.) 

Gene araştırmalar göstermiş ki, beyin ne kadar çevresel faktörlerle bağlantı kurarsa, miyelinasyon o kadar kolay harekete geçer. Çocukların hayatında hoplama, zıplama, sallanma, örgü örme, dokuma yapma, tekrarlanan aktiviteler de bu yüzden önemlidir. Sağ beyin, görsel, şekilsel objelerden sorumludur ve düşünen kısımdır. Sol beyin ya da diğer adı ile mantıksal beyin, çocukların okuma, yazma,konuşma, matematik ve analitik düşünmesinden sorumludur ve sağ beyinden sonra gelişir.

Corpus Callosum ise, geniş sinir yollarından oluşur ve sağ beyin ile sol beyin arasındaki köprüyü oluşturur. Vücudun sağ ve sol yarısı da bu iki beyinin uyumuyla hareketlerini koordine eder. Elle yapılan işler de Corpus Callosum'un çalışmasını kolaylaştırıp hızlandırır.

Gelelim ikinci kaynağa...Gene özetle şunları der...

Ellerimiz harika hareketli 5 parmak ve bunların birleşim yeri olan el ayası ile şekillendirilmiştir. Dokunma duyusu, tutma, hareket etme, şekillendirme, birbirini sarma, bir materyal ile diğeri arasında bağlantı kurmaya yarar. Aynı zamanda da ruhla davranışların bağlantı kurmasına yardımcı olur. Rudolf Steiner'e göre, ellerle gözler ritmik bir sistem oluşturur.

Matti Bergstrom'a göre, parmak uçlarımızdaki sinirlerin yoğunluğu muazzamdır. Eğer parmak uçlarımızı kullanmazsak bir çeşit körlük oluşur. Özellikle çocuklarda parmakların ve parmak uçlarının çalışması birinci kaynaktaki sebeplerle açıklanmış ve çok önemli olduğu belirtilmiş.

Eski Yunanlılar, dokuma yapmanın, elişlerinin düşünmeyle bağlantısı olduğuna inanırlarmış ve bunu efsanelerine, destanlarına da yansıtmışlar. Athena, Zeus'un başından doğuyormuş. İlmin, bilginin, dokumacılığın ve elişlerinin tanrıçası imiş.

Kant'a göre, ellerimiz, bizim dış beynimizmiş.

Wilson'a göre, eller, konuşmayı tamamlar.(bunu günümüzde vücut diliyle açıklıyoruz sanırım) Makalede bu konuda yapılan diğer araştırmalar da detayları ile açıklanmış.

Vaktiniz olursa ve İngilizce ile aranız iyi ise bu iki yazıyı okumanızı şiddetle öneririm.

Gelelim bize...

Ellerimiz madem bu kadar önemli, madem onları çalıştıkça bize fayda sağlamaya devam edecekler. O zaman ''Evren'in var mısınız?'' çağırsına katılmaya ne dersiniz? Sizler de ellerinizle yaptıklarınızı bir ay boyunca kendi günlüklerinizde, olmadı Evren'in adres göstereceği bir başka kaynakta yazmak ister misiniz? Bizlere gösterir misiniz? Hem fikir alış verişi yapalım, hem beyin jimnastiği yapalım, hem de beynimizi boş tutmayıp, el, göz, beyin koordinasyonu ile çalıştıralım. Tamam bütün gün yolda, işte, evde beynimiz yeterince çalışıyor diyebilirsiniz ama bırakın parmak ucu sinirleriniz size rehberlik etsin bu sefer ve duyu körü olmadan yaşamak neymiş görelim.

Benim ilk elişlerim Suffolk Puff'lardı. Bakalım başka neler gelecek ardından?

07 Ocak 2010

Babaannemin Patchwork Elbezi Hediyesi

Babaannem elişlerinde ilk öğretmenim, oyun arkadaşım, oda arkadaşım, hayal perim ve daha pek çok tarif edemediğim güzel şey.

Ortaokul 3.sınıfa kadar benimleydi. Kaçamaklar yapar, benim en sevdiğim şeyleri alırdı. Bazen yiyecek bir poğaça, bazen en sevdiğim kitap, bazen yün, bazen kumaş.

Dedemin üç aylıklarını aldıklarında, beni önüne katar, gel gezelim azıcık der, o gezinin sonunda da hoşnut olacağım, güzel birşeylerle dönerdik eve. En çok da kitap alırdık. (Şimdilerde o kitapçının yeri bile kalmadı gitti, ne yazık ki). Aldığımız kitabı önce o okurdu. Gece odamızda babaannemin başucundaki lamba her daim yanar, günlük gazeteler, okunması gereken kitaplar tek tek o lambanın eşliğinde bitirilirdi. Dolayısı ile kendisi de ayaklı kütüphane idi. Ödevlerimi yaparken ona sadece sormam yeterdi. Önce anlatır, sonra da hangi kitabın, hangi bölümünde bulabileceğimi söyleyiverirdi. Gündüzleri de her daim yanan sigarası(babaannemin tek nefret ettiğim yanı sigara içmesi idi) eşliğinde çeşit çeşit elişleri geçerdi elinden. Bazen dedemin eskiyen gömleğinin yakası değişir, bazen benim bebeklerime elbiseler dikilir, örülür, bazen bana çeşit çeşit kıyafetler dikilirdi. Etamin işi köşe yastıkları yapılır, eskiyen herşey tamir edilirdi. Eh onlar 2 farklı Dünya Savaşı görmüş neslin insanıydı, kolay değildi. Bulunan herşey değerlendirilirdi. Bir çöpün atılması bile ziyandı. Bana hep kırıntıları asla musluğun içine atma, kağıtla sofradan süpür, mümkünse cam önüne koy, kuşlar yesin, yok mümkün değilse, çöpe silkele, atıldığı yerde bir sahibi çıkar, kanalizasyonla karışmasınlar derdi.

İlk işimi 5 yaşında iken etamin üzerine işlemiştim. Önce çizgiler, sonra da zigzaglar yapmıştım rengarenk. Ardından iğne ardı bir ayıcık işlemiştik babaannemle birlikte. Takıldığım yerlerde onun yardımıyla. Samanyolu dergisinden nasıl motifi çıkartacağımı da öğrenmiştim daha o yaşta. Rakam dergileri, La Familialar, Samanyolu dergileri, Burda dergileri en yakın arkadaşımdı. Yapamadığım işlere bile saatlerce bakar, birgün yapabilmenin hayalini kurardım.

Öldüğü gün bile babaanneciğim karşı komşumuzun oğluna yün fanila örmeye çalışıyordu. Bronşitine iyi geleceği düşüncesi ile! Onun döneminde ilkokulu bile okumak büyük başarı iken, o ortaokulu, üstelik Burhan Felek'in öğrencisi olma şansını yakalayarak, bitirmiş. Annesi ile kız meslek lisesi ya da düz lise okuması konusunda itilafa düşerek, inadı tutmuş, dikiş aşkına düz liseye gitmeyi reddetmişti. Sonrasında da hep dikiş en büyük aşkı, en yakın arkadaşı, hem de mesleği olmuştu. Tüm detayları da kendi kendine öğrenmişti. O kadar ki, boncuklardan yapılma bir yaka iğnesini görüp, üstelik sadece birkaç saniye görüp, sabaha kadar aklında kaldığı kadarıyla motifini çıkartmış, ama nasıl olup da dik durabildiğini çözememiş, en sonunda elektrik teli kullanmayı akıl edip, tıpatıp aynısını yapıp, içi rahat uyuyabilmişti.
Sadece kendi merakı ile Beyaz Rus komşusundan o nedir, bu nedir diye sorarak Rusça, Ermeni komşusundan Ermenice, Rum komşularından da Rumca öğrenmiş, ana dili kadar da iyi telaffuz edebilmişti.


Yaşlılık zamanlarının başyapıtları da bu patchwork elbezleri olmuştu. Onardığı her bir kumaş parçasını mücevher kutusuna koyar gibi tek tek düzeltir, keser, kutuya yerleştirirdi. Zamanı gelince de renklerine göre düzenler, bu elbezlerini yapardı. O zamanlar binbir çeşit elbezi marketlerde satılmazdı elbet. Bizim mutfak masasısının kırıntıları önce kağıtla toplanır, sonra da masa bu bezlerle silinirdi. Arada imalat kullanımı aşar, o zaman da bu elbezleri, konuya komşuya, beğenen dostlara hediye edilirdi. Bittiğinde eve gelen hangi misafirse yanındaki, onun olurdu bu elbezleri.
Babaannemden sonra en çok bu elbezlerinden aradım ben evde. Bulamadım. Hepsini hediye etmiş. Bize bir tane bile bırakmamış diye üzülür dururdum senelerdir. Taaa ki, komşumuz bak sana ne buldum diye bu elbezini getirene kadar. Mavi benekli desenli kumaşlar babaannemin elbisesinden, diğerleri de dedemin gömleklerinden artan kumaşlardan. Tek tek ölçülüp biçilip aynı ebada getirilmiş. Denk gelmeyenler birbirine eklenerek ölçü tutturulmuş. Üstelik benim gibi karton destek kullanmadan, şimdilerde 100 yaşını aşan, üzerinde cetvel, ölçü adına hiçbirşeyi olmayan bir dikiş makinası marifetiyle... Arkasına mermerşahiden astar yapılmış. Mis gibi kullanıma hazır, lavanta kokulu. Babaannem kokulu...
Kim kıyabilir ki ona?

03 Ekim 2009

Bir Patchwork(Kırkyama - Kırkpare) Yastık Daha

Bu yastığa Cambridge'de başlamıştım. Bitirmek neredeyse iki sene sonrasına kısmet oldu. Oradaki bir arkadaşımız için hediye olarak düşünmüştüm ve özüne yani Cambridge'e geri döndü.




Sevgili Pauline'in benim için özene bezene seçerek aldığı ve sevgili Sevda ile Osman'ın Cambridge ziyareti sırasında eşime ilettiği kesme tahtası ve cetvellerle kumaşları çok daha rahat kesip biçebiliyorum. Çizime gerek kalmadan, dönen bıçaklı kesim aletiyle cetvelin yanından geçmek yetiyor da artıyor bile kesim için!

Önceden kalıbı hazırlanmış göbeği, kare ön parçaya tam ortalayarak oturttum. Kenarlarına desenli kumaştan bant geçtim. Yeşil ile fuşya yanyana birbirlerine çok yakışmadılar sanki ama desenli kumaşın içinde de yeşil var diye seçtim o rengi. Bir de Cambridge'de çok fazla kumaş seçeneğim yoktu, çünkü Türkiye ile kıyaslayınca kumaşlar astronomik denecek oranda pahallı idi! Hediye ettiğim arkadaşım Türkiye'den getirmişti bu kumaşları.
Patchwork kısmı aplike ettikten sonra yanları havaya kalkmasın diye kenarlarından nakışla tam olarak oturttum. İpliğini de ebruli seçtim.
Ütülenmeden çekilen fotoğraf için özür dilerim. (Küçümenden çok fazla zaman kalmıyor!)

Kapanan kenara da nakış yaptım. Bu nakışın adı da ''Kaz ayağı'' imiş. Hatırladıkça gülümsüyorum.
Kaz ayağı, daha çok Crazy Patchwork'te, kumaşları birbirine tutturmak için kullanılıyormuş. Ben de kenarı tutturmuş oldum.


Şimdi, sırada aynısından bir tane daha var. Bir de, deseni Yel değirmeni diye adlandırılan yastık kılıfı var projeler arasında. Hatta yarısı bitti bile! Yakında sizlerle...
Kurstaki ilk işlerimdendi. Nasıl yapıldığını daha önce burada anlatmıştım. Kalıplarını da sevgili hocam Ann hazırlamıştı sağolsun. Patchwork yaparken en çok kalıpları kesme kısmı oyalıyor beni. Onun haricindekiler daha çabuk ilerliyor.

17 Ocak 2009

Yeni Yastıklar...

Daha önceden Redwork'ten bahsetmiş, işlediğim Redwork parçayı yayımlamıştım. Sonunda o parçadan yastık yapmayı başardım ve bitmiş halini paylaşmak istedim.

İstanbul'a geldiğimde de kırkyama(patchwork) için çeşit çeşit kumaş bulma imkanım oldu. Resmen şekerci dükkanındaki çocuğa dönmüş bir halde idim! Üzerine bir de annemdeki küçük parça kumaşları bulunca, keyfime diyecek yoktu. Aşağıda fotoğrafları görülen yastık da çok sevdiğim bir arkadaşıma hediye edilmek üzere başlandı ve ancak tümü ile bitirebildim. Yapılış aşamasını bir parça anlayabilmeniz için de arkası geçirilip, dikilmeden önceki halinin de fotoğrafını çektim. Bu desen için İngilizler windmill(yeldeğirmeni) diyorlar.

Dilerim kırkyama yapan, yapmak isteyenlerin işine yarar bu çalışmalar...



09 Nisan 2008

Suffolk Puff - Yo Yo Patchwork

Tam olarak adını ve tarihçesini ben de bilmiyorum. İnternet üzerinden epey araştırdım ama sonuca ulaşamadım. Kırkyama kursuna gitmeye başladıktan sonra, yabancı el işi günlüklerinde gezinirken karşılaştım kendisi ile. Amerikalılar Yo Yo Patchwork diyorlar. Sevgili kurs öğretmenim Anne'e sorduğumda, ''İngilizler Suffolk Puff derler ona'' diye cevap verdi ve bir daha da asla Yo Yo adını kullanmadı, kullandırtmamaya gayret etti.


Yapılışı ile ilgili bütün detayları ''Whipup.net'' 'ten öğrenebilirsiniz. Anne, oluşmasını istediğimiz Suffolk puff'ların iki katı çapında daire şeklinde bir kalıp kesmemiz gerektiğini söyledi. Ben, onun bize hazırladığı kalıpları kullandım. Daha önce de söylediğim gibi, öğrendiğim her yeni kırkyama türüne, ülkeme özgü, kendimden birşeyler katmayı adet edindiğimden, genelde düğme dikilen boşluklara elimde bulunan nazar boncuklarından yerleştirdim ve oldukça ilgi çekti.

Çiçek şekli vererek kumaş üzerine aplike yaptım bu parçacıkları. Daha sonra çiçeği belirginleştirmek için kenarlarına üç sıra iğne ardı nakış işledim. Bu da gözüme çok düz görününce, cıvıl cıvıl bir çiçek olsun diye, mekik oyasının benzerini, mekik kullanmadan, sadece iğne iplik ile ilik yapar gibi işledim. Nakış ipi kalın olduğu için çok zor olmadı. Ama kenarlara yapacak kadar da cesaret vermedi bana. O yüzden hazır pamuklu bir danteli kenar süslemesi olarak tercih ettim.

Böylece anneme hediye edeceğim yastık kılıfı ortaya çıkmış oldu. İlk yastık kılıfında olduğu gibi hiç makina değmedi çalışmama. Tümüyle elde dikildi. Renklerin seçimi Türkiye'den, Cambridge'e kadar kumaşları taşımaya üşenmeyen sevgili arkadaşım Pınar'ın. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır.
Eğer Suffolk Puff'ları sevdiyseniz, onlardan bir ejderha yapabilir, çanta dikebilir ya da bir örtü tasarlayabilirsiniz.
Annem yastık kılıfını beğendi ama zamanında o kadar çok el işi yapmış ki, yazık gözlerine dedi! Belki ileride bu günleri çok arayacağım ama şimdilik böyle el işleri ile zamanımı değerlendirmek çok hoşuma gidiyor. Hatta bir dakika boş kalsam, kendimi suçlu hisseder oldum. İstanbul'a doğru Stanstead'den yola çıktığımda, keşke uçakta da iğne kullanmama izin veriyor olsalar da boş durmasam diye geçti içimden.

Eskiden, koca tırların içine yüklediğimiz her bir koliyi, çocuğum gibi uğurlar, onların üretimine katkıda bulunurken mutlu olurdum. Şimdi kendi ellerimden çıkan bu ufak tefek işlerde mutluluk buldum.

İstanbul'da günlerim nasıl geçiyor derseniz, geldiğim ilk hafta Sencer Paşa'ya ''Hoşgeldin'' toplantısına yetiştim ve sevgili Yasemin'e konuk oldum. Sarı şekerlerin en tatlısı Ayşem, can dost olduğu için Can'ın annesi olan Pınar, dünyanın en tatlı Nane Limon'u Münevver hanım, doğum günü çocuğu Güliz, sevgili Esra, sevgili Fadime, sevgili Müge ve Müge, sevgili Neslihan, sevgili Selen, sevgili Suzan ile çok güzel zaman geçirdik. Bol bol bebek sevdik, yolda olan bebeklerin en kısa sürede, dertsiz tasasız, annelerini üzmeden aramıza katılmalarını diledik. En önemlisi de bizi biraraya getiren Sencer Paşa'ya sağlıklı, mutlu, analı babalı, uzun bir ömür diledik. Her birinize hazırladığınız güzel yiyecekler, dostluğunuz, sevginiz için çok ama çok teşekkürler...
İkinci haftam kırkyama ve el işleri için malzeme -benim sözlüğüme göre ganimet- bulmakla geçti. İngiltere'deki fiyatları ile kıyaslanınca neden ganimet dediğim anlaşılır.

Gene aynı hafta içinde değerli büyüğüm Punto amca ne yaptı etti, sevgili B5 ile bizi biraraya getirdi. Her zaman büyük sözü dinlemenin önemini bir kez daha hatırlatmış oldu. O olmasaydı, az kalsın sanal not defterlerimizin kurbanı olacaktık. Punto amcaya, çok değerli eşine, bizlere yaptıkları güzel jest, zarif zevkleri için, B5'e dostluğu, minik Beşiktaş turu ve Beyoğlu'nda midye tava keyfi için sonsuz teşekkürler.

Yavaş yavaş ve istemeye istemeye dönüş için geri sayıma başladık. Gelme uçuş günü gelme...

12 Şubat 2008

Kırkyama, Yamalı Bohça, Kırkpare, Patchwork

Adına ne demek isterseniz... Kırkyama, yamalı bohça, kırkpare, patchwork... Dünyanın heryerinde yapılmakta. Rengarenk, çeşit çeşit, model model. Tümüyle dikenin hayal gücü ile şekillenen, modellenen bir çeşit sanat eseri bence. Tarihçesi için somut bir yazı bulamadım. İpek yolu üzerindeki ülkeler ve Orta Asya deniyor kaynaklarda. Ama Avrupalı kaynaklar bunu da söylemiyor. Doğrudan pahallı kumaşların Hindistan'dan gelmeye başlaması ile tek bir kırıntısının bile ziyan edilmemesi için, hanımların elinde şekillenen bir çeşit dikim tekniği olarak tanımlanıyor.

Benim kırkyama ile tanışma hikayem ise çok eski. Çocukluğumdan. Bir zamanlar terzilik yapmış babaannemin, evdeki her tür kumaş artığına kıyamayıp, saklamasından ve değerlendirmesinden dolayı, onunla geçirdiğim zamanlardan. O, eline geçen her bir artan parçayı büyüklüklerine göre tasnifler, bohçalara sarıp kenara koyardı. Diktiği işler bitince de sıra bu parçalara gelirdi. Özenle onları keser, teğeller, makinada dikerdi. Herbirinin arkasına bir de mermerşahiden astar yapardı. Genelde el bezi olmaları için hazırlardı onları. Sonra da sevdiklerine hediye ederdi. Biz zamanında bu kadarcık kumaşı bulamazdık. Savaş yıllarında doğduk, büyüdük derdi. Gerçekten de 1.Dünya savaşı sıraları doğmuş, adı bile zafer kazanalım mantığı ile asker babası tarafından seçilmişti. Punto amca'nın konuk yazarının yazısında olduğu gibi, işgali İstanbul'da görmüş, gelen askerlerden çocuk aklı ile çok korkmuştu. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte adamlardı diye takılır, sonra güldürür, gülerdi ama o yıllar hep ağladık derdi. Allah o günleri göstermesin, Atatürk huzur içinde uyusun diye dua ederdi.

Ben de, o babaannenin torunu olarak, yanında bebeklerime elbiseler diktim, örgüler ördüm. İlk işim de iğne ardı bir ayıcık idi. Kahverengi iplikle patiska kumaş üzerine işlemiştim. Deseni babaannemle transfer etmiştik. Onun model kitaplarından bizzat ben seçmiştim. O günden bu güne çok zaman geçti ama benim merakım geçmedi. Büyüp, buralara gelip evde can sıkıntısından kurslara başlayınca, ilk olarak geçen sene gene U3A bünyesinde kırkyama kursuna yazılayım dedim. Dedim demesine de öğreten hanım, gayet bilgili ve becerikli olmasına rağmen, daha önce liselerde öğretmenlik yapmasından mı kaynaklanıyordur nedir, herkese küçücük çocuk muamelesi yapıyor, bağırıyor, çağırıyordu ki, buradaki okullarda bile buna pek müsade edilmez. Onun dışında dikiş makinam yok diye beni kabul etmedi zaten. ''Al makinanı gel'' dedi. Ben de makina alsam da, senin dersin pek bana göre değil dedim içimden ve bir daha da kursuna gitmedim. Yaşlı tonton nakış grubumla devam ettim derslere. Bu seneki kursların kitapçığında bir baktım, geleneksel İngiliz Patchwork'ü var kurslar arasında. Makina da gerektirmiyormuş. Hemen kaydoldum. Ama işe başlayınca, gidemez oldum bu sefer. İşi bırakınca ilk iş koştura koştura bu kursa gittim. Çok tatlı bir hanım(O da emekli öğretmenmiş) kurs hocamız oldu ve dersleri evinden veriyor. Her çarşamba ona gitmek büyük bir zevk oldu. Hem katılanlar çok tatlı, hem de hocamız. Böylece hem öğreniyor, hem eğleniyoruz. Hanım hanıma muhabbet ediyoruz.

Kartondan üçgen kalıplarla başladık ilk dersimize. Ben onlardan altıgen oluşturdum. Sonra da Ann(hocamız) ile evirdik, çevirdik bu kırmızılı yastıktaki şekli elde ettik. Ben de onu evde kılıfı küçük gelen kuş tüyü yastığa kılıf yaptım. Tümüyle elde dikildi. Bir tek noktasına bile makina değmedi! Acemilikten ötürü oluşan kayma hataları da nakışla kamufle edilmeye çalışıldı.


İngiliz usulu kırkyama yapmanın tekniği şöyleymiş:

Önce hangi şekli yapacağınızı belirliyorsunuz. Şekli milimetrik kağıt üzerine çizip, düzgünce orjinal şekilden biraz büyük olacak şekilde kesiyorsunuz. Bu sizin kağıt kalıbınız olacak. Onu sert mukavim bir karton üzerine yapıştırıp, maket bıçağı ile çok düzgün bir şekilde(metal cetvel yardımıyla) kesiyorsunuz. Hazırladığınız kağıt kalıbının kenarlarından yarımşar santimetre büyük olmak üzere, kumaş kalıbınızı daha yumuşak bir kartondan hazırlıyorsunuz.(Fotoğrafta sarı renkle görülen 'kumaş', üstte görülen de 'kağıt' kalıbı)

Kumaşlarınızı, iplik düzüne dikkat ederek kalıbınızla kesiyorsunuz. Elinizde bulunan kartonlardan(iğnenin kolayca batıyor olması karton sertliği için kriteriniz olsun) kalıplarınızı kaç tane gerekecekse düzgünce kesip hazırlıyorsunuz. Ben o sıralar bolca tükettiğim çikolataların kutularını kırptım. Kullanacağınız kartonların aynı kalınlıkta olması çok önemli, yoksa şekiller düzgün birleşmez.

Kumaşları kartona teğelliyorsunuz. Oluşturacağınız şekle göre kenarlarından çırpma dikişi ile dikiyorsunuz. Dikişe kenarın birkaç santimetre içinden başlamak ve kenarın ucuna gidip geri dönmek çok önemli. Böylece iki kat sağlam dikmiş oluyorsunuz, yıllarca kullansanız da dikişlerin yıpranmasını önlüyorsunuz. Ann'in yalancısıyım!

Ben oluşturduğum şekli patiska üzerine aplike yapıp, kenarlarını nakışla süsledim. Elde dikilen makina dikişi tekniği ile de büyük parçaları birleştirdim. Dün gece tümüyle bitti. Şimdi sırada yukarıdaki yeşilli morlu olan parça var. Onun kenarlarına ne yapacağımı bilemedim. Bakalım, yarın gidince neler keşfedeceğiz. Öneri çizimleriniz olursa ona da açığım.

Bir de sırada Crazy Patchwork tekniği ile yapılacak olan bu iş var. Onda da Ann teğelleyeceksin ve nakışla tutturacaksın dedi. Benim planımda gene yastık var ama yastık yaparsam teğel ve nakış işi tutmaz. Makina ile mi dikmeli(İstanbul'a gidince) yoksa yastık yapmamalı mı bilemedim. Ayşem: ''Sen bir başla nasıl deli işi o görürsün.'' demişti crazy patchwork için. Ona hak verdim, duyurulur.

Yarına elimde bir de Red Work var. Onunla da birşeyler yapmayı planlamam lazım. Önerilerinizi bekliyorum.