28 Eylül 2006

Nane Çayı


Fas Standı'nın yorumlarında nane çayı soranlar olmuştu, onlara ithaf olunur :)

Evlenmeden ve UK'ye yerleşmeden önce, pek keyifli bir işim vardı, severek yaptığım. Son zamanlara doğru seyahatlerden isyan eder hale gelmiş olmakla beraber pek çok da güzel ülke görme şansım oldu.

Şimdiki aklım olsa, tek tek o ülkelere özgü yemekleri, içecekleri denemek isterdim ama mızmız ve titiz ben, o zamanlar hem yanlız yolculuk yapmanın verdiği endişeden, hem de bünyemin hassasiyetinden Altınbaşak bisküvilerimle mutlu mesut bir hayat yaşadım.

Özellikle Mısır en büyük fobimdi.Görmek için deli olmuştum ama ilk gidişten sonra da kaçacak delik aradım Mısır lafı geçince.Bu aralar gene bir Mısır özlemi belirdi içimde hayra yormak lazım :) . Oraya gidince otelde sabah kahvaltısı ediyorum ve çıkıp gidiyorum.... Bütün gün yemek yok, su yok (sonra o mis gibi tuvaletlere gitmek ister miyim?) Yemeklerin yapıldığı yerleri ve temizliğini (????) görmüşüm bir kere, yer miyim? Bir seferinde oraya giderken peynir de götürsene, bisküvite katıklık eder dedi bir arkadaşım. Bu fikri pek tuttum. Tutmaz olaydım. Aldım paket paket peynirleri gittim, eeee 1 hafta kalacağım orada, bir önceki seferden de aç kalmışım zaten. İkinci gidişte ne hikmetse ve nasıl olmuşsa beni suit odaya yerleştirmeye karar vermişler. Dedim bir yanlışlık var bu işte, dediler yok !!! Salon, salomanje kocamaaan bir oda.Mutfak var, soyunma odası var, misafirleri ağırla ağırlayabildiğin kadar ama misafir yok ortada o ayrı :) Ben bit kadar, üflesen uçacağım, kayboluyorum içinde. Tirstim resmen büyüklüğünden. Daha önceden İzmir'de kaldığım otelde personelin bilmemne beeey, diye birisini arayarak odama bodoslama dalmışlığı da var. Oradan alışkanlık odaya girince ilk kapısı kilitlenir. Önüne çekilebilecek bir de düzenek aranır hatta !

Neyse, yerleştik bir güzel, peynirler de buzdolabına yerleştiler...

Ertesi gün çıktım gittim Port Said yollarına...Döndüğüm saatte lokanta kısmı kapanmış bangır bangır El Leyali çalıyor, eğlence faslına geçilmiş bile, ağaçların altında millet nargilelerini tüttürürken ben sürünerekten gelmişim açıııım açııııım nerde benim Altınbaşak'ım modundayım. Odama giriyorum, elimi yüzümü yıkıyoruuuum, mutfakta buzdolabını bir açıyoruuum kiiiii, peynirler yok !!!! Nasıl yani???? Acaba bavulda mı kaldı, e gecenin, pardon sabahın 3'ünde Türkiye'den gelmişim,uykulu uykulu dolaba yerleştirmişim diye yanlış mı hatırlıyorum???? Yooo, bavulda da yok !!! E nerdeler???? Ben bir hışım, açlıktan gözü dönmüş halde dooooğru resepsiyona.... Otel de kıytırık bir otel değil, Nil nehrine nazır 5 yıldızlılardan biri. Her ay nerdeyse 3 - 4 defa bizim firmadan birileri orada kalıyor artık şirketle kan bağları oluşmuş halde.

İlk sözüm ' peynirlerim çalınmış ' oluyor. Haliyle anlamadım diyor danışmadaki kızcağız, 'Pey-nir-le-rim Ça-lın-mış !!!! ' Boş boş bakıyor yüzüme...Açlıktan gözü dönen ben önce kıza, sonra güvenlik görevlisine, sonra da müdürlerine anlatıyorum olayı. Öfkeden de tütüyorum bu arada çizgifilmvari bir halde...

Aradan 1 saaten fazla zaman geçiyor hala benim peynirlerin akıbeti belli değil. Bir paket kuru bisküvit, yarım şişe su eşliğinde akşam yemeğini bitiriyorum odada. Birazdan telefon çalıyor. Ben güvenlik müdürüyüm otelin diyor telefondaki ses, peynirlerinizi bulduk ! Allah'a şükür ama benim akşam yemeği işim bitti diyorum içimden. Birazdan benim peynirler tören eşliğinde geliyorlar odaya, yanlarına Mısırlı arkadaşlarını katmışlar kocamaaan bir tabak içinde. Otel temizlik görevlileri peynirleri otelin sanmışmış???? Hadi sandılar diyelim üzerlerinde kocaman Türkçe markaları yazıyor ona da mı uyanmadılar??? Hadi uyanmadılar diyelim götürdükleri yerdekiler de mi bu ne demedi? Artık günahları boyunlarına deyip alıyorum kendi peynirlerimi, öbürleri sizin olsun istemem ben diyorum. Olmaz, kesinlikle olmaz bilmemkimin talimatı var diyorlar, bilmemne müdürü imiş. Güvenlik müdürünün de kartı var üzerinde, özür diliyorlarmış lütfen kabul edin diyorlar... İstemem ben kardeşim desem de kabul etmiyorlar, bırakıp gidiyorlar... İşim bitip ülkeme dönerken benimkilerin Mısırlı arkadaşları ve benimkilerden geriye kalanlar buzdolabında idiler. Artık kim, ne yaptı sonra onları, bilemiyorum...

İlk günkü bu hikayeden sonra da tadım kaçık, hiç başka birşey yiyip içmedim.

2 Mısır görevi sırasında da ilk birkaç Ürdün görevi sırasında da aynı alışkanlığa devam ettim. Ürdün yolculuklarının sayısı artıp ben hesabını tutamaz hale geldiğimde birşeyler de yemeğe başlamıştım artık ama nane çayı ile tanışamamıştım. İş arkadaşlarımızdan İbrahim anlatmıştı, nefis bir tad diyerek... Ağzının tadını bilir o :) güvenmek lazımdı.Ama nane çayına sıra gelmeden kendimi İngiltere'de buldum.

Burada bir hanımlar grubumuz var, gün bile yapıyoruz. İlk o gruptan Filistinli bir arkadaş ikram etti na'na çayını.Kahveyi de çayı da şekerli içemem ama bu çayı sevdim. Çooook açık çay demliyorsunuz bizim usule benzer şekilde, içine bol şeker ki tarifte 1 çay kaşığı çaya 5 çay kaşığı şeker denmiş. Bir de koca yapraklı nanelerden kopartıp taze taze içine atıyorsunuz bu karışımın. Ha-ri-ka ! oluyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Hani şeker ölçüsü ve çayın koyuluğu biraz sizin seçiminiz. Dün akşam gittiğimiz Cezayir lokantası Al-Cashbah'da içtiğimizin görünümü fotoğraftaki gibi.Ortam karanlıktı ben de dikkat çekmemek için flaş kullanmadım. O yüzden fotoğrafın kalitesi çok iyi değil affola ama bardağın ve tabağının güzelliğine dikkatinizi çekerim... İmbiğe benzer bir demlikten, tepeden bardağa döküyorlar. Değişik bir tarzları var. Denemeniz tavsiye edilir.

16 yorum:

under the chuyner dedi ki...

Misir'in cok "temiz" oldugunu bende duymustum! ama biz pipirikli insanlariz, gercekten temiz olsa bile biraz degisik bi mutfak uzak durmamiz icin yeter gibi geliyo :) cok zor bi durummus tek basina is seyehatleri yapman, ama ayni zamandada harika bi deneyim bence! yinede peynirlerim calinmis kismi cok hosuma gitti, cok güldüm :)nane cayina gelince okadar cok sekerli olan biseyi ben icemem galiba, ama anneme yapiyim bigün :)

Bezen Hindistan dedi ki...

:))) cok guldum peynir hikayene. Misirin cok temiz(!!) oldugunu hep duyuyoruz zaten. Oraya giden bir arkadasim nil nehrinde tur yapan gemilerle seyahat etmisti, onlarin cok guzel ve yemeklerinin guvenilir oldugunu, hatta mutlaka gidilmesi gerektigini ama sehir icinde mumkunse hicbirsey yenmemesinin iyi olacagini soylemisti.

Nane cayini birkac kez begenerek icmistim ama bir kasik caya bes kasik seker kondugunu bilseydim kalpten giderdim herhalde:) Tatliya taparim ve sadece tatliyla yasayabilirim bu arada. Gel gor caya konan seker cok gozume batiyor, tatlinin icindekini gormuyorum ya yok sayabiliyorum:))

Berceste dedi ki...

Sevgili UTC ve de Bezen,
Bende daha ne hikayeler var böyle, o zamanlar homur homur geziniyordum ama şimdi özlüyorum... Siz bir de benim Denizli hikayesini duysanız :) Bilahare anlatırım artık.

Mısır gözüme öyle göründü de Hindistan'dan sonra çoook daha temiz kaldı aklımda. Hindistan dönüşü sabunluğa çamaşır suyu da koydum yıkanırken ;-P Ama gene de gidilip görülmeye değer Hindistan.

Çayın şeker oranını siz ayarlayın damak tadınıza göre bence. Bezenciğim çaydaki şekeri de karıştırınca görünmezlik pelerinini giyiyor nasılsa :)

Sevgiler

princess dedi ki...

hay Allahim yaaaa, simdi ben otelciyim ya, hani Executive Housekeeper'im ya, yani bu temizlik yapan herkes bana bagli calisiyo ya :)))) su peynir hikayeni benden iyi kimse anlayamaz yani o kadarini soyliim, ben kendi otel hikayelerimi anlatsam kitap olur ben sana soyliim. ama diycegim odurki genel olarak calmiyolar, cidden otelin sanip aliyolar, sukret cope atmamis. bi kere benimkilerde biri rokfor gibi kokulu bir peyniri-peynir ozel olarak, numune olarak gelmis taaa bilmem hangi ulkeden!!!- aaa cigdem hanim cok kotu kokuyodu, ayak gibi, o yenir mi Allah askina, bozulmus sandim bende, misafir rahatsiz olmasin diye cope attim demisti. hakikaten copte bulmustuk peyniri!! ama tabi yapacak bisey yoktu, kos kos ozur dilemekten baska, gerci parasini verelim, yenisini getirtelim dedim ama adamcagiz yine iyi biri cikmisti da, istememisti sagolsun :))) cok uzun oldu beee :) neyse nane cayi da guzelmis :))

E.L.I.F dedi ki...

Sana yorum gonderdim ama tam sende tikladigimda baglantim koptu bilemedim geldi mi gelmedi mi....geldiyse bunu yayinlamazsin:) gelmediyse bir daha yazarim artik:)

Berceste dedi ki...

Chido'mcum Princess'im, benimkiler açıkta değillerdi ki ! Paketli paketli, üzerlerinde de kocaman markaları...Garibanlarim belki de alip götürdüler diye düşündüm de açlıktan ben onlardan gariban olunca ciyakladimdi :)

Gelmemiş E.L.I.F'ciğim bilahare bekliyozzz...

E.L.I.F dedi ki...

aaaa tuh...bir dolu dosemistim halbuki:) dedim ki ben de cayi kahveyi sekersiz icenlerdenim ama bu nane cayini denemeden olmaz simdi...Hele bir de yudumlarken nane kokulari yayiliyorsa oyle mis gibi ohhh ne yapilir edilir icilir hani:)

Sevgi dedi ki...

Merhaba Berceste, Misir'i ac bilac dolasmak zorunda kaldigina uzuldum. Evet burada gorunum ilk bakista, hele ki Avrupa'dan gelenler icin pek hijyenik gorunmeyebilir ama gercekten de ac kalacak kadar kotu bir yer degil burasi. Biliyormusun ben de is icin Londraya gelmistim bir haftaligina ve ac kalmistim. Sebebi temizlik degildi, agiz tadima uygun bir sey bulamamistim, sandovic yemekten de gina gelmisti. Iyi bir sey yemek de bayagi masrafliydi:)) Her neyse Misirda hem ucuza hem de istedigin lezzette yemek bulabilirsin. Sen belki de bilmedigin yerlere yalniz gitmek istemediginden, burada yiyebilecegin temiz bir seyler olmadigini dusunmussundur. Bir dahaki gelisinde beni ara mutlaka. Sasiracaksin gorduklerine.:))
Sevgiyle kal.

Sevgi dedi ki...

Selam gene ben bir sey aklima geldi de onu da yazayim. Hani peynirlerin uzerinde koskoca Turkce yazilar vardi, anlamiyorlar mi otelin olmadigini diyorsun ya. Odayi temizleyen kisi latin harflerini tanimiyor olabilir. Yani Arapcadan baska bir dil bilmiyorsa bu harflere de bir anlam veremiyecektir. Fransizca, Ingilizce ya da Turkce, anlayamaz dogal olarak. Hoscakal.

Berceste dedi ki...

Bir daha emek verip yazdigin icin cok tesekkur ederim E.L.I.F'cigim, taze na'na koyacaksin ama ona gore :-P Buram buram kokmaz mi mis gibi...

Artik seni ogrendim Sevgi, gelirsem mutlaka bulurum seni :) O anlattigin kahvaltidan sonra bende bir merak uyandi ki sorma gitsin...Ama gozlerim web sitene asili kaldi, bekliyor nerede yeni postlar diyerek, fotograflar gelecek mi acaba diyerek...Yaa kizma ama Mc Donald's deneyeyim dedimdi onda bile tozdan tepsi gorunmuyordu, ustelik yedigim yer de Galleria, Akmerkez vs vari bir yeri idi Kahire'nin.Sadece bir firma feci gripken beni kulagimdan tutup zorla bir yere goturdu bak pis degil biz anladik seni diyerekten :) Orada domates corbasi icirdiler silah zoru ile, kendime geldim biraz. Mohamed, bizim oradaki arkadas elinde yiyecekler sen bana emanetsin diyerek parcaladi kendini ama bende kabahat Misir'da degil yani. ben Paris'te bile ac kalmayi basardim, bir koku hissettim butun lokantalarda girmeden icine firladim disariya, elma, muz, mandalina vs meyvaya talim ettik. Allah'tan birlikte gittigim arkadaslarim da benim gibi idi.

O yazi durumu benim aklima gelmemisti bak, cok haklisin ama sonucta Arapca harflerle olmayinca gene de anlayamaz miydi acep?

Neysem dedim ya ben herseye ragmen ozledim oralara gelmeyi, gene bir firsat ciksa da bu sefer keyif icin ve dostlarla birlikte olmak icin gelebilsem :) Sooyle bir Khan Khalili civarlarinda kartooosh yaptirsam, bu sefer goncam da var, ikimizin ismi de yazabilir uzerinde :) Sevgiler...

Adsız dedi ki...

Dün gece otobüs Bolu'da Berceste adında bir yerde mola verdi. Sloganları : İftar'da ya eve ya Berceste'ye. Resmini de çektim bilahare onu da göndercem efenim :)

Berceste dedi ki...

Naneli cay istediniz bulduk efendim, dedim gelmedi UBP icmeye...Meger gidip Berceste'de yemek yemis :) Kuzenim de oyle bir yerden bahsediyordu, ilk defa ondan duymustum ama benim Berceste ile alakasi yok :) Bekliyoruz fotograflari efenim !

under the chuyner dedi ki...

fas standini gezdik, nane cayinida kokladik (ictik demiyorum yalan söölemiyim simdi oruclu oruclu)...hmmm...gerci koklamadik ta... neyse yani demek istiyorumki iki saattir: yeni post beklioruz :)

Pınarın Klubesi dedi ki...

Şuan elif Şafak ın ARAF kitabını okuyorum. Abed diye sempatik bir kahramanı var Faslı, ve sürekli nane çayı içiyor. Kitabın başından sonuna kadar, bende heveslendim.
Şimdiye kadar benim aklımda nane çayı mide üşütmesi ve mide bulantısı ile örtüşmüştür:) Artık bu değişti..

Pınarın Klubesi dedi ki...

Bolu'daki Berceste çok ünlüdür ya, et sevenler iyi bilir Berceste yi, ben uzak duruyorum, Birde İsmail'in yeri var yine Bolu geçidi üzerinde, kahvaltısı güzeldir.. Artık Bolu tüneli tamamlanınca bunların hiçbiri kalmayacak artık,direkt tem e bağlanıyor. Bakalım ne yapacak bu yerler.yolumuz düştü uğradık diyoduk, artık onuda diyemiycez..

Berceste dedi ki...

Sevgili UtC ciğim, sen yorumunu yolladığın sıralarda ben de yazımın son kontrolunü yapıyordum.Bakınız bir sonraki post diyeyim :P

Pınarcığım, bizim nane çayı ile bu na'na çayı birbirinden faklı. Bizimkinde naneleri limonla bir kaynatırsın.İçinde çay yoktur. Bunda ana madde çay, nane assolist :) Bolu'daki Berceste ile tanışmadık, bilahare artık...Tünel tamamlansa da aralardan derelerden sevenleri için bu tür yerlere geçiş de ayarlanır diye düşünüyorum. Zaten deprem sonrası hakkında çıkan haberlerden sonra bakalım kaç kişi tüneli kullanacak???