25 Mayıs 2011

İlkbaharda Çiçekler

Bu sefer böcüksüz, aldım makinemi elime çıktım sokaklara... Otları biçerlerse önceden yakalayayım dedim. İyi ki de öyle demişim. Ben fotoğrafları çektim, ertesi gün Belediye'den birileri geldi ve iki günde bütün sitenin otlarını biçti. Heryer oldu tarumar! Biçilmeseydi de halimiz vahimdi. Adam boyuna ulaşmıştı otlardan bazıları çünkü. İçine saklanan olsa, görülmeyecek derecede üstelik. Nitekim, kedi, köpek içlerinden pat diye çıkıverip sürpriz yapıyordu bizlere... Fotoğrafta gördükleriniz  azmanı ebegümeçleri. Yapraklarından dolma sarsanız sarılır, öyle büyümüşlerdi. Hemen sol taraflarında da çoban çantaları var. Hoş çoban çantaları buldukları her toprak parçasından çıkıyorlar, hatta çöp tenekelerinin alt kısmında bile varlar ama böylesi daha güzel.

Karahindiba tohumlarına pufff yapmak en büyük eğlencemizdi bu sıralar...


Bu bitkiyle tanışamadık daha, kimliğini arıyoruz... 1 olsun adı, bilen duyan varsa söylerken kolaylık olsun diye...
Esas fotoğraf çekmeye çıkma sebebim pisi pisi otlarıydı. (Pisi pisi otlarına Ege'de ürün otu da denirmiş. Teşekkürler Evren) Çocukluğumun sevgili oyuncakları(yalnız şu yazıyı okuduktan sonra böcüğüm oynarken çok dikkat etmem gerektiğini de anladım!). Onları ne çok birbirimize atar, ok gibi saplardık. Kenarlarındaki taneleri kopartmadan sapını soyarsak, yastığımızın altına koyarsak, düzgün dişlerimiz çıkacağını söylemişlerdi o zamanlar bize. Uğraşıp didinip kopartmadan saplarını bir iki tane koymuşluğum var yastığımın altına.

Erguvanlar gene tüm güzellikleri ile açmışlardı, en miniğinden en kocamanına...


Bu da 1 numaralı bitkiden sanırım... Yoksa başka mı? Bilemedim...

Yoncalar vardı, sanırım bahçelere ekmişler, oradan da telin dışına taşıp yayılmışlar. Kimi yerde pembe, kimi yerde beyaz... Permakültürde kullanılan bu türü değil sanırım ama çim ekilen bahçelerde çimden daha güzel bir alternatif!
Adını bilmediğim 2 numaralı bitki, pisi pisi otlarıyla beraber onları da tek tek yolup sapını bırakırdık çocukken. Demek biz bu zamanlar ısınan havalarla beraber sokağa çıkmaya başlarmışız okul dönüşlerinde.
Canım papatyalarım... Ne çok toplardım onlardan. Ama şimdi bizim böcüğe toplatmıyorum çiçek dalında güzel diyerek. Bir de kedimiz pek çok oturduğumuz yerde, başka yerlerden de yavrulayanları bırakıyorlar bizim buralara. Kedilerin çok olması hem iyi hem de kötü. İyi olan, böcük onlara Hayabaaa(bizimkinin dilinde merhaba) kediii diye diye geziyor, daha şimdiden tanışıyor, ne yapması gerektiğini öğreniyor. Kötü, kediden geçen pek çok hastalık var. Toksoplazmayla korkutmuşlardı beni hamile iken, apartman toplantısında da kedinin bağırsaklarında oluşan bir tür bakterinin dışkı ile atılmasıyla insanda kist oluştuğunu, bu sebeple bir arkadaşlarının çocuğundan bilmem kaç kiloluk kist alındığını ve kendi çocuklarını yere bile bastırmadıklarını söyledi bazı komşularımız! Biz o kadar pirpirlilik edip yere bastırmayacak kadar abartmıyoruz olayı ama yerden birşey alıp verdiğinde de huylanıyoruz. Neticede daha küçük ve ağzı kaşınsa elini sürebiliyor... Benim çocukluğumda da kesin o bakteriler vardı ama insan bile bile de çekiniyor işte, var mı bu konuda birşeyler yaşayan, önerisi olan?

Adını bilmediğim bitki 3 bu sarı çiçekliler de...


Karınca yuvalarımız... Onlarsız yapamayız... Belediyemizin harika ötesi yollarının taşlarının altına koydukları kumunu yeryüzüne çıkartmaya bayılır bu çalışkan böcükler, sonra da o yollar bir güzel çöker. Belediye de bir daha gelip bakmaz bile ama daire başına o yollar için 125 milyon istemeyi görev sayar. Aldıkları onca vergiye rağmen nedense kendi yolumuzu kendimizin yaptırması revâ görülmüştür bize. Üstelik seçme hakkımız da yoktur, birileri bu lale taşlı yolları yaparak zengin olur ve biz de kanı emilen durumuna düşeriz, ne gam!

Karıncaların evlerimizi ziyaretinde onlardan kaçma yolları ile ilgili doğal çözümleri Buğday'ın web sitesinde okumuştum ama yazıyı yazarken ulaşamadım. Bulunca ekleyeceğim...
Adını bilmediğim bitki 4. Bunları da çocukken birbirimize ok gibi atardık. Saçlarımıza takılırdı, sonra uzun uzun temizlerdik saçlarımızdan onları... Ne kadar eğlenceli bir çocukluk yaşamışız ve ne kadar güzel arkadaşlarımız varmış. Aileleri ne kadar bilgili, görgülü imiş günümüz aileleri ile kıyaslandığında. Bu satırları yazarken bir bir gözlerimin önünden geçiyor hepsi... Nur içinde yatsın büyük bir bölümü, babaanneciğim, dedeciğim, bizlerin peşinde ne çok koştunuz, salıncaklarla, yerlere serilen kilimlerle bizlerle oynadınız, ne çok şey öğrettiniz bizlere. Neş'e içinde geçsin günleri sağ olan büyüklerimizin...
Adını bilmediğim bitki 5. Çoban çantası olduğunu düşünüyorum.Güncelleme: Evren'den ve Tijen'den de aynı yorum geldiğine göre artık çoban çantası diyebiliriz ona!
Bu tür irislere de süsen denir bizim buralarda. Eskiden karakolumuz vardı mahallemizde. Sonra nedense kaldırıldı. Polis amcalar ekmişti karakolun bahçesine onlardan bol bol. Annem de eskiden mezarlıklara ekilirdi bunlardan der, oraları hatırlattığı için de pek sevmez süsenleri... Benim için çiçek olsun, ne olursa olsun...
Bu kalanchoe de komşumuzun bahçesinden... En son bize böcüğün doğumunda hediye gelmişti onlardan bir tane. Çok da severim ama bol bol çiçek açtıktan sonra yeşermeye veriyor kendisini. Sonrasında dallarından yeni bir tane ekmedikçe de çiçek vermiyor. Bu çiçekle ilgili önerisi olan var mı?

Adını bilemediğim bitki 6.
6'nın yakından çekilmiş fotoğrafı.
Adını bilmediğim bitki 7. Çok tanıdık geliyor ama çözemedim...
Elmalar daha açmadı tam olarak. Erikler ve vişneler çiçekte idi. Vişneler geçmişti hatta. O sebeple bu ağaç da adını bilmediklerimden ve 9 numaralı...
Gene erguvan... Doyamıyorum onlara...
Ah işte bu haseki küpelerini çok severim. Bu yazıda benim andığım, bu yazıda da Hakkı amcanın anlattığı biricik Gülçin teyzemden yadigâr onlar. Evlerini alanlar bahçeyi ve çiçekleri yok ettiler. Bol bol çim ektiler, bahçeyi Şam şebeğine benzettiler. Oysa ne güzel bir Cottage Garden idi, hatta ne güzel bir Permakültür Bahçesi örneği idi. Görgüsüzgiller ailesi satın alıp evi, çime verdiler kendilerini, kaybettik bütün çiçekleri...Ortancaları, haseki küpelerini, lavantaları, daha pek çok adını ilk Gülçin teyzemin bahçesinde öğrendiğim çiçeği. En çok da Hakkı amcanın babasının elleri ile ektiği pembe mis kokulu sümbüllere yanarım... Neyse ki, yan komşusunun bahçesinde, O Bahçe'den komşu alış verişi ile gelen tohumlardan çıkanlar ve haseki küpeleri yaşamaya devam ediyorlar... Bir dönem İngiltere'deki bahçemde de beni yalnız bırakmadılar. Çıtır çıtır çiçekleri ile onları çok ama çok severim, Gülçin teyzemi sevdiğim ve asla unutamadığım gibi.

Beyaz ballıbabaları da ligustrumların(bizim buralarda lükstürün diyorlar ona da) altından fışkırmış halde buldum...

Malta erikleri de yavaş yavaş olgunlaşmaya başladılar... Hatta pazarlarda tezgahlarda yer almaya başladılar bile! Çok severim onları. Vefalıdırlar, sorun çıkartmadan hemen ektiğiniz yerden çıkar, çekirdekleri de bereketlidir, biraz yemesi meşakkatlidir ama tadı buna değer...
Bu bitki, hatta ağaçcığın tam adını da bilemiyorum, numarası 10 olsun. Çok fazla benzeri var. Turuncu yemişlisi, kırmızı yemişlisi... Kuşlar, özellikle de karatavuklar çok seviyor onları bunu biliyorum. Biraz didiklesem adını da bulacağım sanki ama...Güncelleme: Evren'den gelen bilgi akdiken olabileceği yönünde. Yaprakları ile ilgili bir çekincem var, biraz daha araştırmak gerek!
Bu da 11 olsun. Harika idi tüm ağaç çiçeklerden yıkılırken... Meyveleri çıktığında çözeriz, elbet dallarını kıra kıra toplayan çocuklardan bize kalırsa!
Ah işte bu çiçek çok ama çok güzel. Adını merak edip epeeeyce aradım. Sinek Sekiz sayesinde, daha doğrusu ona gelen bir yorum sayesinde de buldum! Allium Neapolitanum imiş isimleri. Bir bahçe her nasıl olmuşsa bu çiçeklerle dolu geçirdi neredeyse 1 aylık süreyi. En son yağan yağmurlarda boyunlarını bükmüşler... Daha detaylı bir yazıyı hak ediyorlar.
Kala çiçeği en sevdiklerimden, onu da bir bahçenin kenarında buldum. Rengi dolayısı ile fotoğrafını çekmekte zorlandım. Ama o kadar duru ve güzel ki! Belki de bu yüzden gelin çiçeği yapmışlar onu uzunca bir süre gelinlere...
Bu çiçeklerin adını biliyorum, hem de çok iyi. Ama size sormak istiyorum başka bilen var mı? Onu daha çok meyvelerinden tanıyorsunuz, bakalım kimler bilecek?(İlk bilen Evren, yok mu başka bilen?)
Bilinmeyen bitki 12. Onu İngiltere'de de çok gördüm süs bitkisi olarak bahçelerde. Burada da bir bahçede karşılaştık top top çiçekleriyle...
Bilinmeyen bitki 13. Bu ağaçcıktan bizim alt bahçede de var. Haziran ortalarına doğru harika kokulu çiçekler açıyor. Mumdan yapılmış gibi çiçekleri, açık sarı ve beyaz, o kadar güzel ki! Açtığı zaman yeniden fotoğraflamak boynumun borcu olsun. Lâkin adını bulamadım henüz. Çocukken onun çiçeklerinden parfüm yapma hayalimiz bile vardı Sanem ile. Bilmem şimdi hatırlar mı? Güncelleme: Evren adına Pittosporum tobira der, hatta onun sitesinde buralarda (1, 2, 3,) bu güzel bitkiye dair çok hoş notlar var. Ben de çok benzettim ama bizdekinde meyveler yok! O sebeple bir çekincem var, çiçekleri açınca yeniden inceleyeceğim.

Bu da 14 olsun... Kayısı olabileceğini düşünüyorum çiçeklerinden dolayı ama emin değilim! Güncelleme: Ayva çıktı benim kayısı zannettiklerim.(Teşekkürler Hatice teyze)
Ah bu vişne işte, komşumuzun bahçesi olduğu için biliyorum ve çiçekleri dökülüp meyveye doğru gitmeye başlamış bile!

Ben bu minik gezilerimi böcüğümle birlikte yapmayı daha çok seviyorum. Pek çoğunun adını söylemeye başladı bile. Hatırlatayım daha 2 yaşında! Adını bilmese bile cın(yani iğne yapraklı ya da gül gibi dikenli), bu kaşındırır, bu batar dikeni var diye biliyor her birini. Kedilere, köpeklere hayabaaaa diyor. Kargayı, serçeyi, muhabbet kuşunu tanıyor. Haftasonu ne yazık ki evcil hayvan satan bir yerde kirpi ile de tanıştı. Kirpi ile Kestane kitabını almıştım ona en son. Böylece gerçek hayatta da tanışmış olması aklında daha iyi kalmasına sebep oldu. Dilerim hep böyle doğa ile içiçe, tüm canlıları severek yaşama şansı bulur. 

Ben de en kısa sürede bu geziyi böcükle tekrarlayacağım. Bu bitkiler olmayacak belki ama yenilerini bulup sizlere anlatacağız kısmet olursa... 

10 yorum:

fatma dedi ki...

Merhaba Dilek,

Yine çok güzel bir yazı. Bugün yürüyüşde doğada yaşanan bu muhteşem uyanış ve ahengi fotograflamalıyım ve hatta doğru dürüst bilmediğim otları, çiçekleri öğrenmeliyim diye düşünürken sen çoktan yapmışsın.:))
Teşekkürler. Ben yine de fotografyacağım ve belki blogumda yayınlarım.
Sevgiler,

fatma

Berceste dedi ki...

Teşekkürler Fatma. Mutlaka sen de yazmalısın, herkes yazmalı. Herkesin bakış açısı farklı, yaşadığı yer farklı, görecekleri farklı. O sebeple bence bu yazılar katlanarak artmalı. Sabırsızlıkla bekleyeceğim. Sevgiler...

Benden Bizden dedi ki...

kalanchoe leri cok sevdim, ne kibar cicekler onlar oyle :)

Berceste dedi ki...

Diğerlerini sevmedin mi yani Benden Bizden, bir tek kalanchoe mi? Onu saksıda evde yetiştirebilirsin, hatta varolan bir arkadaşından aldığında da dalını kırıp dikersen hemen tutup çiçekleniveriyor. İngiltere'de mutfak camımda bir iki tane vardı onlardan. Kaldı oralarda :( Ev de bulmamış onlara bizim bey üstelik, bahçeye bırakıp çıkmış :(

Tijen dedi ki...

Evet 5 numara çoban çantası Dilek'ciğim. Sarı çiçekli olan da Bodrum'da "yağlı ot" dedikleri bir ot var, ona benziyor. Yani çiçekleri. Ama yaprakları farklı. Onunkiler yuvarlak ve parlaktır. Bir alt (ya da yan) türü olabilir.

Nihan Sarı dedi ki...

Dilek kala çiçeğini bahçelerde görüyorum,evde onun kırmızısını besliyorum. çiçekleri açılmak üzere.heyecanla bekliyorum:))

Pınarın Kulubesi dedi ki...

Berceste, huzur dolu bir gezi olmuş. Bu sessiz arkadaşlarla vakit geçirmek insana huzur veriyor hiç istinasız...

Böcük küçükten yetişiyor elbet. Can da doğada vakit geçirmeyi çok seviyor. Papatyalara bayılıyor. Çocukların doğasında var sanırım. Hepimizin doğasında var aslında... Şehir hayatında bu özlemi bastırıyoruz sadece:( Çok şanslısın zaten bunun da farkındasın. Belki ben bile çoğu İstanbul'luya göre şanslıyım... Ama araba sesi duymadan sadece bu sessiz arkadaşların sesini huzurunu duymak istiyorum, kuş sesleri, börtü böcek sesleri eşlik etmeli sadece... Bir de sevdiklerimizin sesleri..
araba sesi başka sesler olmamalı...

Punto dedi ki...

Çok güzeller Dilek.

NarincE dedi ki...

Ne güzel haber, güle güle kullan. Baharatlar da bolca, artık bir et bir de balık tajin beklerim. Kakule demişken benim oğlan cumartesi sınava girecek, ara ara kakule çiğniyor zihnim açılsın diye. Güzel kokusuyla benim de içimin pırpırına iyi geliyor hani:)

Berceste dedi ki...

Çoban çantasını hemen yazdım Tijen, teşekkürler.

Ben cevap yazana dek açmıştır sanırım. Bize onun yüzünü göstersene Nihan :)

Aynen Pınar! Can'ı ve İpek kızı kap gel, dolaşalım buralarda :) Şimdilik araba sesi olmadan onların sesini duyabiliyoruz, yarınımız ne olur ama onu bilemem :( Bazen para hırsı insanlara mantıksız, akılsız şeyler yaptırabiliyor ve çoğu zaman UP filmini seyrediyormuş gibi hissediyorum kendimi. Hatta bizzat ben o adammışım gibi görüyorum kendimi :(((

Teşekkürler Akın amca.

Teşekkürler NarincE :) Sen tarifleri ver ben uygularım :) Kakule kahvede de çok güzel oluyor, çayda da. Aşureye bile koymuşluğum var onu, çok severim de :)