19 Kasım 2007

Türk Malı Kullanmalı

Neler kutlandı İngiltere'de son zamanlarda diye sorarsanız ve yaklaşık bir aylık özet yaparsak: Hasat Bayramı yapıldı.Cadılar Bayramı'nı kutladı buralılar. Sonra Guy Fawkes'u andık geceleri şenlendirerek. Ardından geçen hafta ''Pudsey Bear'' yardıma muhtaç çocuklar için yardım topladı.

Ben neler yaptım derseniz de, yola ve çağın gerisinde yöntemlerle çalışmaya çalışan firmama dayanamayarak işten ayrıldım. Eski düzenime dönmeye çalışırken gribin hain pençesine yakalandım, burnumu ve gözlerimi elinden kurtarmaya çalışıyorum. O ise ciğerlerimi ele geçirme savaşında!

Benim verdiğim Türk Elişi kursundaki Japon teyze zencefil kökü çayı önerdi. Goncam bana sattığı gripten kurtulmam için elleri ile yaptı ama içene ödül vermek lazım! Yakıcı mı yakıcı...

Yapmak için zencefil kökünden bir parça alıyorsunuz. Kabuğunu soyuyorsunuz ve rendeleyerek suda 5-10 dakika kaynatıyorsunuz. İçine limon, bal ilave ederek içmeye çalışıyorsunuz. Dün gece ben can havliyle ve de burnumun tıkalı olması nedeniyle yarım çalışan tad duyum sayesinde içmeyi başardım. Eşim gecenin ilerleyen saatlerinde ''Bu zıkkım nasıl içilir. Acaba yanlış birşeyler mi yaptık?'' diye diye evin içinde geziniyordu. Sonra baktım o da bitirmiş.

Bugün yatmaktan her yanım ağrıyarak, canım da sıkılarak, gözlerimi sile sile geçtim bilgisayarın başına. Size söz vermiştim. Yazmam lazımdı.

Hani bir zamanlar okullarda ''YERLİ MALLARI HAFTASI'' kutlardık ya, o çok ama çok önemliymiş meğer. Şimdi anlıyorum. O zamanlar komik gelirdi bize. Yemiştir, meyvedir götürüp okula bir güzel yerdik. Ama o değilmiş sadece meğer. Hakikaten yerli malı kullanmak gerekliymiş. Geçtiğimiz yaz, etamin kumaş alayım dedim. Benim bildiğim üç çeşit etamin kumaş vardı. Karelerinin büyüklüğüne göre, iri, orta, küçük diye adlandırılırdı. Eh ortaokulda el-işi dersinde az uğraşmadık onunla. Kumaşçıya gittim; ''Orta etamin var mı?'' diye sordum, adamcağız uzaydan inmişim gibi baktı suratıma. Uzun süredir etamin yok hanımefendi dedi. Şaşırdım. Denemediğim kumaşçı kalmadı. Hatta tatil için gittiğim küçük şehirlerde el-işi yapanlar vardır, o yüzden bulunur diye düşündüm ama yanılmışım. Sonuçta en azından açıklama geldi o şehirlerden. Ben çeşit konusunda yanılmıyormuşum, evet o çeşitler eskiden mevcutmuş ama kullanılmaya kullanılmaya, talep olmadığından kalkmış. Eskiden Bursa'da fabrikası varmış etamin üreten ama şimdilerde üretilmiyormuş. Bazen Bulgaristan'dan gelenler bavullarında getiriyorlarmış. Azıcık iri etamin varmış ellerinde, seccade işlemek isteyenler arada soruyormuş çünkü.

Eh az Sümerbank tesisi kapanmadı koca Türkiye'de... Hem de ne güzel tesisler...



Sonra pazara gittim, aaa ne göreyim, bizim dolmalık biberlerin yerinde bu ülkede gıcık olduğum kafa büyüklüğünde kocaman kırmızı, sarı, yeşil biberler... Kabaklara el atıyorum, aaa tombik tombik acayip bir kabak bizim sakız kabaklarının yerinde.

''Nerde bizim biberler, kabaklar?'' diyorum
''Eh bu aralar bunlardan geliyor abla'' diyor satıcı.
''Ay siz bunlara rağbet etmeyin, alıp getirmeyin bile!'' diyorum.
''Olur mu abla, bunlar çok satılıyor, alıcısı çok diyor'' satıcı.

Çıldırmak işten değil. Ben devamlı gidip, geliyorum Türkiye'ye 5 senede neler olmuş? Ben neden farkedememişim?
Sonra aklıma burada aldığımız her ürünün üzerinde gördüğüm işaretler geliyor.
İnsanların nasıl birbirini teşvik ettiği geliyor. Katıldığım nakış kursunda teyzeler birbirlerini uyarıyorlardı. Beni de. Yerel üreticiler zarar etmesin diye özellikle süt ve süt ürünlerinde üzerinde ''British'' yazanları alın diyorlardı. Ucuza ürün satan süpermarketler Hollanda'dan ucuza alıyor, bizim üreticilerimiz zarar ediyor diyorlardı.

En son aldığım şeker hamuru kesme kalıbında da ''İngiliz Malı Al'' yazısını görünce dayanamadım, yazmak istedim. Kararı artık siz verin. Konuyla ilgili
BBC'ye ait yazı burada.

Patatesinden, havucuna, elmasına, sütünden, peynirine, etine, hediyelik eşyasına, bisikletine, futbol takımına.... Bu ülke mallarına sahip çıkıyor, üstelik kimse de onlara şuncu buncu damgası vurmuyor ya biz? Biz başaramaz mıyız?

20 yorum:

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Başarabiliriz bence ama hepimizin bunu gerçekten istemesi gerekiyor diye düşünüyorum. Eşim ve ben elimizden geldiğince 869 ile başlayan ürünleri almaya gayret ederiz sürekli. Diğerlerine elimiz gitmez çok mecbur kalmadıkça. Bizim ülkemizde de keşke bu tarz bir uygulama olsa, her üründe ve eşyada.

Yeni yazı görmek de çok mutluluk verici ayrıca Dilek'ciğim. Geçmiş olsun. Umarım bir an önce yakanı bırakır bu illet hastalık. Geldi mi gitmek bilmez, insanı bezdirir.

Sevgiler,

munevver dedi ki...

Benim üzüldüğüm bir nokta da, neden bizler bu bilinçte değiliz? Güzelim, mis gibi kokan, lezzetli Anamur muzlarımız dururken, neden o kokusuz, lezzetsiz kocaman ithal muzları alırız? Malımıza sahip çıkmayız, üreticimizi kalkındırmak için çaba göstermeyiz?

Tekrar yazman ne güzel. Çabucak iyileş ve yazmaya devam et. ( Ha, bu arada ben de, bir bardak sıcak suya 3-4 yaprak ebegümeci koyup 10 dk. demlendikten sonra süzerek o suyla gargara yapmanı öneririm. Bir günde o suyu bitirmelisin. İçine bir tutam adaçayı da koyabilirsin. Arkadaşım söyledi bana da. Beni çok rahatlattı.)

Sevgiyle,
Nane Limon

hulyalar dedi ki...

sende hosgeldin bercestecim;
bende gipta ediyorum bu adamlara.burda herseyi ucuza satan wal-marttan alisveris yapmayi reddeden bir suru insan tanidim.cunku iscileri ucuza kullanip somuruyor diyorlar..daha neler neler..
peki biz ne yapmaliyiz buralarda dersin?
sevgiler

Ferhanca dedi ki...

Dilek'cim çok geçmiş olsun.bu grip illeti geldimi gitmiyor benim kızla babsı fena oldular ,iş öksürüğe döndü.Zencefil çok acı ben de aktardan almıştım balla karıştır azıcık ye dedilerdi aman ne mümkün çok acı ..
Yazı harika ben de elimden geldiğince yarl daha doğrusu samsun ürününü takip etmeye çalışıyorum .Pazara gidip köylülerden ürünlerini alıyorum.Buranın yerli dolma biberleri küçük çıtır çıtır oluyor özendirmiş gibi olmayım.))
turfandada almıyorum.
sevgiler.

B5 dedi ki...

Bu "gorgusuzluk" ve "alim cilginligi" oldukca biraz zor derim ben Turkiye'de.
Ardarda alisveris merkezleri acilip duruyor, dolup tasiyor. Ben TR gittigimde takip edemiyorum. Elindeki yitirmis cogu kisi. Yabanci ulkelere iyi pazar valla. Yogurdu bile Danone satiyorsa artik Turkiye'de :P ...

Sanirim politikacilarin da isine gelmiyor "yerli mallari haftasi"? Ne dersin?

Dedigini ben de cok dusunmustum Dilek... :(
Uzerinde Turk bayrakli peynir goremezsiniz ki, milliyetci bilmem ne vs demediklerini birakmazlar. Fransa ise Fransiz bayrakli, Gercek Fransiz peyniri yazan paketlerle doludur. Komedi gibi aslinda. Artik kim satarsa...

Zencefil acidir, yakar ama iyi gelir. Ben cikolata kaplamali sekerlemesini cok severim. Kokten yaptigin cay zorlarsa hazir poset zencefil al. Bulursun heryerde.. Bal ile cok iyi bir karisim.. Gecmis olsun..

Berceste dedi ki...

Başarmalıyız Burçin! Tarımda en güzel ürünler ülkemizden çıkarken neden başka ürünlere rağbet? Sonra giyecek kıyafet bulamıyorum burada, gidince Türkiye'den alıyorum diyorum, bir bakıyorum bütün alış-veriş mağazalarında yabancı ürünler, yabancı markalar! Daha mı kaliteli? Hepsini didikle zaten üreticileri Türk, e neden o zaman başkalarına kaynak aktarıyoruz? Çok dertliyim çok!
Grip konusunda da kocaman bir Amiiiin diyorum yazdıklarına :) Sevgiler...

Değişik geliyor herhalde Nanem Limonum. Bir de farkına varmıyoruz, sonradan bizim de ne güzel muzlarımız vardı nerede onlar dendiğinde çoktan yokolmuş buluyoruz!
Yazacak pek çok konu var, umarım kısa sürede iyileşirim, sağolasın. Ebegümeci bulsam... Adaçayım var ama :) Son gelişte Türkiye'den getirdim. Burada tazesini satıyorlar ama tadı bizimki kadar güzel olmuyor! Sevgiler...

Biz şunu yapmalıyız uzaklardan Hülya'cığım, Türk malı satan dükkanları desteklemeliyiz en başta. Eşim bu dükkanlarda peşin alışveriş yapıyor mesela. Kredi kartı için komisyon ödemesinler, böylece destek olmuş olalım diyor. Sonra günlüklerimizden ara ara yazıp, okuyanları bilinçlendirmeliyiz. Girdiğimiz ortamlarda etrafımızdakilere söylemeliyiz. Beyin fırtınası yapalım mı? Ne dersin?

Sağolasın Ferhan, bir burna müdahale, bir öksürük krizi şeklinde yorumlara cevap yazmaya çalışıyorum, halimi görmen lazım :) Sizin doktor bile bu halde ise ben ne yapayım :( Zencefilin sen bir de tazesini dene de gör acı neymiş :)
Biberde de hiç özendirmedin hasta hasta beni, sağol yani ne diyeyim şimdi ben sana? Bu davranış tarzına devam diyorum! Gripsiz bir kış diliyorum. Sevgiler...

Berceste dedi ki...

Gözlemin çok doğru B5! Ne diyeyim bilemiyorum. O markayı alıp içimize sokanda kabahat diyorum. Bizden çalınmış üstelik!

O politikacılardan biri bu hale gelmemize sebep değil mi?(Ölmüş adamı böyle anıp duruyorum ama!) Nerdeyse bir nevi kıtlıktan çıkan ülkeyi aniden bolluğa sokup, zenginliğe özendirmedi mi? Ailesi, yaşam tarzı ile buna örnek olmadı mı? Kaç kişi Ecevit, Ahmet Necdet Sezer gibi yaşadı muhterem yöneticilerimizin arasında?

Ben birşeyler üretecek olursam Türk Bayrağı koyup, örnek olarak da bu adamları göstereceğim B5. Onlar o damgayı yemiyor da siz bana ne diye böyle diyorsunuz diyeceğim! Gerçek İngiliz sütü, gerçek Amerikan fıstık ezmesi... o kadar çok örnek var ki!

Bir iyileşeyim, çikolatalı olanından da bulup deneyeyim :) Geçmiş olsun dileğin için teşekkür ederim. Sevgiler...

bocuruk dedi ki...

Berceste, bilmez misin bizde yabancı mal almak övünç kaynağı, statü göstergesidir neredeyse.
Dediklerin o kadar doğru ki. Ama bu bilinci uyandırmamız lazım. Ben kızıma anlatıyorum mesela. Yabancı marka giysilerin kumaşları bizden gidiyor bunları bil, değerlerimizi bil diyorum. Özenme sakın yabancı marka kullananlara diyorum.
Bir etkinlik de yerli malı kullanmalı diye mi yapsak acaba?
Kusura bakma en başta söylemem gerekeni şimdi söyleyeceğim çok geçmiş olsun. Havuç ye bol bol yada suyunu iç gribe çok iyi geliyor.
Sevgilerimle...

Fatma dedi ki...

Geçmiş olsun Dilek, grip ilaçla bir haftada, ilaçsız ise yedi günde geçer diye bir söz duymuştum çocukluğumda:) sanırım hastalığı kaptıktan sonra pek yapacak birşey yok. Ama sebze ve meyve ağırlıklı beslenme her zaman iyidir.

Dünyada genel olarak bir organik olana, yerel olan üretimi desteklemeye yönelim var. Toplumun bilinç seviyesinin yükselmesiyle ilgili bu bence. Hükümet politikalarıyla da ilgili tabii. Türkiye'de meyve sebze yetiştirmek için ortam mı yok ki ithal ürünü destekleyen ve teşvik eden yasalar çıkarılıyor. Halk ne yapsın, cahil, ne verirsen onu alıyor. Buğday mı üretemiyoruz da ABD'den buğday ithal ediliyor mesela. Tarımı destekleyen politika yerine tarımı öldüren bir politika izleniyor hükümetçe. Ama insanların bilinç seviyesi yavaş da olsa yükseliyor dünyayla etkileşim sonucunda. Bence de sezonunda üretilmeyen sebze ve meyvelerden uzak durmak lazım, ithal yerine yerli olanı tercih etmek lazım yerel üreticiyi desteklemek için. Bunun milliyetçilikle alakası yok, yaşadığımız dünyayı daha iyi anlamakla, çevreye ve doğaya saygıyla ilgisi var. Her yerde aynı plastik görünüşlü dolma biberle karşılaşmaktansa, iklimlerin kendine özgü yetişen biberlerini tercih edecek bilinçte olmak, eğitimle ve zamanla gerçekleşecek birşey. Sabır, sabır....:))

Sevgiyle...

Tijen dedi ki...

Ah o kutlamalar!
Çabuk iyileş Dilek, daha kutlanacak çok şey var...

REALITY dedi ki...

Selam Berceste,

25 KASIM 2007 tarihinde ,12:00 'de

(Londra saati ile) PKK terörüne
karşı T.C.Büyükelçiliği
(43 Belgrave Square) önünde başlayacak yürüyüşe katılarak, ortak tepkimizi koymanızı rica ederim.

Lütfen tanıdıklarınızla bu bilgiyi
paylaşın.

Selamlar.

Punto dedi ki...

Yunan adaları'nda Türk kahvesi istediğimizde garsonun alaycı bakışını unutamıyorum. Tabii -türkçe olarak- ne o kahvemizi de aşırdınız dediğimi de...

Selen dedi ki...

Kevgir Aralık sayısı sevgili Esra için hazırlanıyor. Ayrıntılar burada. Lütfen tıklayın.

Berceste dedi ki...

Evet ne yazıktır ki o hale getirdiler Böcürük. Eskiden değişik idi, yoktu, tamam. Ama şimdi en iyilerine sahipken, onları yok etmek niye? Valla yapalım Böcürük, ben varım :) İngiltere'de yaşayıp, kullandığı eşyanın, giydiği kıyafetlerin pek çoğu Türk Malı olan biri olarak ben varım :) İyi dileklerin için de teşekkür ederim. İyileştim sayılır artık.

Hah aynen öyle Fatma :) Söyleyen çok doğru söylemiş. Haftayı tamamladık, biraz canlandık :)
Benim domuz fobisi yüzünden zaten otçul bir aile olduk, Japon teyze sağolsun zencefil kökü çayı önermişti. Her akşam ballı, limonlu zencefil çayı içtim.
Hani yönelimden bahsediyorsun ya, moda canım, moda! Kimin işine ne geliyorsa, onu destekleyip moda yapıveriyor! Dünyanın her yerinde. Türkiye'deki yasaları çıkartanların kaçının akrabası o işle meşgul bunu incelemek lazım!
Ben bile şaşırdım ne yemeliyim konusunda, bilinçle de çok ilgili değil. O kadar beynini yıkıyorlar ki insanın. Ama her zaman nineden dededen kalma usulle olan sağlıklıdır oldu artık benim kuralım. Ne de olsa onlar bizlerden daha sağlıklıydılar! Ah o sabır falan kalmadı artık bende! Ya sende? Sevgiler...

İyiyim artık Tijen'im. Çok şükür.

Selam Reality, taaa Türkiye'den buradaki haberleri de alıyorsun demek. Rahatsızlığım nedeniyle katılamadım ama aklım orada idi. Arkadaşlardan da fotoğraflar gelirse, Berceste'de yayımlamak istiyorum.

Bütün Avrupa bangır bangır bağırmasa da kahveyi Türklerden öğrendiğini itiraf ediyor. Araplar bile Türk kahvesi diyor. Kendisine aynada baksın önce o beyni yıkanmış garson!(Kızdım şimdi :) )

Selen'ciğim, tanışmak mümkün olmamıştı ama çok üzüldüm. Günlerdir aklımdan çıkmıyor. Taziye defteri açılmış ama defter için gitti giden, kalanları avutmak için diye düşünmüştüm. Ama Kevgir'de Esra'nın büyük emekleri var anladığım kadarıyla. Yapabileceğim birşey olursa lütfen haber edin. Sevgiler...

Adsız dedi ki...

Valla arkadaş ben yerli malı falan
kullanmam.Hem kalitesiz oluyor,hem
de çürük.E şimdi benim altımda
BMW-740,ayıp olmazmı?Ben öle kafama
göre,giderim Londrama alış veriş
yaparım.Demokrasi,demokrasi var !
Hem AB'ye gireceğiz,hem de yerli malı kullanacakmışız.Bakar mısınız
zihniyete.Aşın aşın bunları arkadaş.Yoksa kınıyorum hepinizi.
Tolga

Berceste dedi ki...

Tolga bey(verdiğiniz isim doğru ise!), birincisi ben sizin arkadaşınız değilim, olabileceğimi de pek zannetmiyorum. Kalitesiz ve çürük buyurduğunuz malları, örneğin penye bluzları 15 YTL yerine 100 YTL karşılığı İngiliz pounduna almayı düşünmek/almak nasıl bir mantıktır, ben onu da pek çözemedim. Siz kafanıza göre gidin, hatta Londra sizin olsun, bana yurdumu verin!!!

Şefika dedi ki...

Geçmiş olsun Dilek'çiğim. Dönüşüne sevindim. İznin olursa biraz içimi dökmek istiyorum. Çünkü bu yabancı ürün merakı konusunda çok doluyum.
Malum, Türkiye AKP ile yeni zenginlerini yaratıyor. Türkiye'de para el değiştiriyor. O kadar eleştirdikleri CHP aristokrasisi yerine kendilerininkini koymaya çalışıyorlar. Harcayacak paraları bol yeni zenginlerin. Bu yabancı ürün merakının bir nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum. Bu arada halka da aynı ürünler (kalitesizi) dayatılıyor. İktidardan biraz da biz nasiplenelim, yeni zengin olalım diyen bu kadar aç gözlü varken, bu yurdunu/yerli malını/kökünü/özdeğerlerini beğenmeme kompleksi, körü körüne Batı/Amerikan ürünü,filmi,romanı,müziği hayranlığı,yerli ürün istemezük haykırışları daha çok sürer buralarda.
Korkarım giderek yerli malı da kalmayacak. Çünkü bitkisel ürünlerimizin yerli üretim de olsa, yerli evladiyelik tohumlarla üretilmesini engelliyorlar. Artık ne yazık ki tohum piyasası bile tekelleşmiş durumda. Tohuma patent (tekellerin patenti) standart filan getiriyorlar. Umarım bunu başka ürünlerimiz için de yapmaya kalkmazlar:((

Sevgiler.

Berceste dedi ki...

Sevgili Şefika,
iyi dileklerin için teşekkür ederim. Sağolasın.
İşe pek siyaset karıştırmamak en iyisi sanırım. Siyasete girersek biz de onlardan biri oluruz ki, ben bunu hiç istemem. Ancak şunu söyleyebilirim. İş şu parti, bu parti meselesi değil! Kim başa geçerse geçsin bir yerlerden mutlaka kendi çıkarlarını, vatan çıkarlarının önünde tutan haramyedi çıkıyor ne yazık ki. Bu özenti meselesi de yeni değil, ben bildim bileli vardı. Belki eskiden geçekten kalite ile ilgili sorun vardı ama bunu aştığımıza inanıyorum. Dünyaya ürünler satıyoruz. Şu anda Beko ürünleri İngiltere'de en gözde dükkanların vitrininde birinci sırada örneğin. Çocukluğumuzdan beri bizlere dahi televizyonda neler izlettirildi, neye yönlendirildik, neler güzel gösterildi bunlara bakmak gerek. Evet bunların da altında belki siyaset var ama benim çocukluğumun siyasetçileri şu anda iktidar olanlar değildi! Diyorum ya kim gelirse gelsin, yapıyorlar birşeyler...
Ayrıca geçmişten ders alıp, günümüze bakmamız lazım. Bugün, sen, ben bunları biliyorsak, olmasın diyorsak, sonraki nesillere de olmaması için bilgi vermeliyiz, çaba sarfetmeliyiz. Belki halimiz denize denizyıldızı atan adam gibidir ama olsun. Denize düşen her denizyıldızı için hayat farkettiği gibi, bilgilenen her insan için de yaşama bakışın farkedeceği düşüncesindeyim ben. Haydi, asma yüzünü, gülümse ve denizyıldızlarına doğru ilerle :) Sevgiyle...

buketandhakan dedi ki...

Oncelikle gecmis olsun demek istiyorum Bercestecim sana
Keske bizde bu yabancilar kadar kendi malimiza duskun olabilseydik diye dusunuyorum, Isvicre'dede ben ayni seyi gordum, kucucuk ulke ama ilk oncelikle ne kadar pahali olursa olsun kendi mallarini aliyorlar,bizde ise bir yabanci ozentisidir gidiyor, ismi yabanci olursa sanki cok daha kaliteli gibi geliyor, ama oyle asilanmisiz nasil degisecek bilemiyorum, bende giysi konusunda Turkiye'den almayi seviyordum ama baktim tum markalar olmus yabanci, Londra'daki magazalarin hepsini Istanbul'da bulmak mumkun sanirim, Izmir icin tam olarak oyle bir sey yok henuz ama.
Bu arada burda Turk mallarina verdigim para herhalde Turkiye'deyken yabanci markalara verdigim parayi coktan kapatiyordur :) Ulkemdeyken begenmeyecegim peynire burda dunyanin parasini odeyip afiyetle yiyorum :) Izmirim tulumunu ozledim yaaaa :)
sevgiler

Buket

Londraya gelirsen, zamanin olursa, musait olursan bir kahve icelim, calismiyorum her zaman musaitim ben :)

Berceste dedi ki...

Teşekkür ederşm Buket. Ah bak bir de pahallılık konusu var değil mi? :(

Peynir konusunu hiç açma, çok detliyim çok! Ah bak bir de tulum demişsin yapmaaaa!

Sizi de Cambridge'e bekleriz. Bana detaylarını verirsen, ararım seni. Sevgiler...