14 Mart 2012

Pancarlı, Beyaz Peynirli Top Kek

''Vız vız arı uçuyor, çiçeklere konuyor... ''diye başlayan bir şarkı çalıyor bilgisayarda. Böcük onun müziği ile hoplayıp, zıplıyor ama ne hikmetse aynı enerji bende yok. Miskinlik sinmiş kıştan üzerime...
Yazılacak pek çok konu var, elim değdikçe fotoğraflarını ayarlamaya çalışıyorum. Sonra bir bakıyorum, İngilizce adı Hops olan bitkiyi aramaya koyulmuşum! Şerbetçiotu olduğunu öğrenince mutlu olmuşum... Birilerini mutlu etmişim...
Bir e-posta geliyor, balıklama dalıyorum arıları çeken çiçeklerin, ağaçların, çalıların arasına. Ne blog okuyabiliyorum, ne de elişi yapabiliyorum bu aralar. 
Uyanan doğa ile birlikte aklım fikrim çiçeklerde, börtü, böcekte!

Evin böcüğü için illa kekler, börekler, onun atıştırabileceği birşeyler oluyor elimizin altında. Gelen misafirlerle bazen büyük şenlikler oluyor.

Geçtiğimiz hafta, böyle güzel günlerden birisi idi. Yılların blog dostu, Asortik Krep ile şenlendi evimiz. Yüzyüze ilk defa görüştük. Ama sanki birbirimizi doğduğumuz ilk günden beri tanıyormuşçasına, konuşacak çok konu bulduk. Dünya tatlısı anneciği ile de tanışma şansımız oldu. Keşke daha uzun süre görebilseydik. Bir dahaki sefere uzun uzun oturmaya bekliyoruz Asortik Krep'im.

Asortik Krep'in blogunda Dukan Diyeti yaptığını görünce, diyette neler var, neler yok de hele bir bana dedim. Sen kafana göre takıl, bu aralar ben de öyle yapıyorum deyince de rahatladım.

Nicedir bir başka dost, Münevver hanım'ın Peynirli Kabaklı Kek'ine takmış durumdayım. Haftada en az bir defa yapar oldum. Annem en sonunda ''kızım sen mevsimi değil diye eve kabak aldırtmıyorsun, ama kendin alıp kek yapıyorsun, bu ne pehriz, bu ne lahana turşusu'' deyince bu işe son verdim.

Asortik Krep'im gelecek diye gene aklıma düştü bizim Peynirli Kabaklı Kek, en sevdiklerimi yapacağım ya illa... Gözüm tezgahın üzerinde 1 hafta önce pazardan aldığımız tazecik çıtır çıtır pancarlardan yaptığımız pancar turşusuna takılıverdi. Kakaolu, pancarlı kek olursa neden tuzlusu da olmasın dedim kendi kendime ve sonuç fotoğraflarda gördüğünüz gibi birşey oldu. Tadını sevdim ben. Eğer denemek isterseniz, tarifi de şöyle:

  • 2 adet yumurta
  • 1 su bardağı çok katı olmayan yoğurt (bizim evde yaptığımız yoğurt öyle taş gibi olmadığından onu kullandım)
  • 1/2 İri kıyım çay bardağı zeytinyağı
  • 1 çorba kaşığı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 su bardağı pancar turşusu rendesi (suyu süzülecek ama sıkılmayacak)
  • 1 su bardağı rendelenmiş yağlı beyaz peynir
  • 2,5 su bardağı elenmiş un
  •  1 paket kabartma tozu
Herkesin kendince bir kek yapma usulü vardır. O usule eliniz alışmıştır. Çırpma kısmında kendinizce malzemelerin sırasına karar verin derim...
Ben genelde yumurtalarla başlarım, köpük köpük olunca, diğer sıvı malzemeleri tek tek eklerim. Sonrasında un ve kabartma tozunu karıştırarak katarım. Bu kek için pancar ve peyniri, başka kekler için de bu tarz eklenecek malzemeyi, en son mıkserle karıştırmadan katarım, kaşıkla yavaşça karıştırır, kalıba dökerim.

Sonuç böyle pembemsi bir kek oldu.
Sonradan keşke biraz da suyundan ekleyip, unun oranını arttırsaydım diye düşünmedim değil. Böylece bütün kek pespembe oluverirdi. Tercih sizin.

Biz sevdik, dilerim siz de seversiniz.

05 Mart 2012

Permablitz 2012

Hayatımdaki ilk kardelenlerle, 30'lu yaşlarımda, 2002'de evlenip yerleştiğim Cambridge'de karşılaştım. Oysa kardelenlerin bolca bulunduğu yerler Toroslar, Anadolu toprakları... Güzelim ülkemdeki her karış yeşil alanda rastlayabilmeliydim onlara. Ama ne mümkün...

Önceki haftasonu, ilk İstanbul kardenleri ile karşılaştım. Yeni aday Permablitz bahçemizde. Nasıl büyük bir mutluluktu bu, doğayı ve çiçekleri seven birisi için, kelimelerle ifade etmek mümkün değil. O narin, utangaç başlarını eğmişler, bembeyaz güzellikleri ile karların arasından yüzlerini göstermişlerdi; adlarına layık bir şekilde.

İşte en güzel yanlarından birisi de bu Permablitzlerin, doğaya dair ne varsa görüp, ellerinizle dokunabiliyorsunuz, onlar yanıbaşınızda... 

Burada ve burada 2011 yılındaki bahçemizi anlatmıştım uzun uzun. Nedir bu Permablitz diyorsanız, lütfen o yazıları okuyun.

2011 kış döneminde, tasarım aşamasına dinleyici olarak katıldığım bir bahçe daha yapıldı. Adı üzerinde, kış sebzeleri ile donatıldı. Anahtar deliği şeklinde yapılan bahçe(bu tarz bahçenin literatürdeki adı bu, İngilizce Key Hole Garden olarak geçiyor, dar alanlarda, çok ve rahatça ürün alabilmeniz için düşünülmüş, özellikle Afrika ülkelerinde çok kullanım yeri bulan bir çalışma bu). Çuvalda patates yetiştirme, kompost kutusu, ilk bahçeye kıyasla yapılan farklı çalışmalardandı. Malç olarak saman kullanılabildi bu sefer. İlk bahçede gazete ve karton kullanmak zorunda kalmıştık, gene de pamuk gibi verimli bir toprak elde etmeyi başarmıştık. İkinci bahçede, buz gibi soğuğa rağmen, şehrin göbeğinde, en ünlü AVM'lerden birisinin uzunca boyuna inat, kuş sesleri eşliğinde, güzel bir çalışma yaptı o gün katılan arkadaşlarımız. Gün bitip de, gecenin ilk ışıkları yandığında, enginarlar, soğan fideleri, daha başka pek çok kışlık sebze esen rüzgarla salınmaya başlamışlardı bile.

 
(Çiçekten meyveye dönmeye başlayan Malta Eriği)

2012 yılına dair Permablitz aday bahçelerinin kimler olabileceğini, Yahoogroups altındaki Permablitz İstanbul'dan sordu, grubun kurucusu, Deniz Üçok Arman ve daha önceki bahçe çalışmalarına katılan arkadaşlarımızdan talepler gelmeye başladı.

Aday bahçelerin sahiplerinin, aday olmadan önce, Permablitz çalışmalarına katılmaları çok önemli. Zaten bu yüzden, Melbourne'de ilk defa bu işi icat ederek, Permablitz ismini verenler, 3 bahçe çalışmasına katılanların, kendi bahçelerini aday olarak göstermelerine izin veriyor. İstanbul'daki çalışmalarda da, aynı prensibin izlenmesinin ne kadar yararlı olduğunu, 2012'nin ilk aday bahçelerinde görmüş olduk. Bahçe sahipleri konuya hakim, istekli ve zaten ufak ufak duydukları, okudukları ile uygulamaya başlamış kişiler, bu bizler için büyük şans.

(Aday bahçenin kompost alanı)

Bu sene üç gruba ayrıldık. Üç ayrı çalışma yapabileceğimiz bahçe var. Birisi Avrupa, diğeri Anadolu yakasında. Üçüncü de Adalarda. Dilerim bahçelerin sayıları katlanarak artar. İstanbul'un dört bir yanı Permakültür bahçeleri ile dolar. Hele son dönemde, Yunanistan'dan gelen haberlerle, şehirde Permakültür bahçesi yapmanın önemi daha net anlaşıldı.

Yukarıdaki fotoğrafta, Avrupa yakasındaki bahçemizin ev sahibinin yaptığı kompost alanını görüyorsunuz. Bunun yanında bir başka, daha hızlı kompost yapımına dair denemesi de var. Bahçe sahibi, 20 senedir bahçe ile içiçe yaşıyor, moleküler biyoloji mezunu olduğu için bitkileri iyi tanıyor ve biz daha leb demeden, leblebi diye sözümüzü tamamlıyor. Geniş bir alanda, yapılacak çok fazla şey var bu bahçeye dair. Biz hayallerimizi kurmaya başladık. Deniz de, PDC(Permaculture Design Certificate - Permakültür Tasarım Sertifikası) sahibi olarak  bahçeyi tasarlamaya başladı. Bizlere birşeyler öğretebilmek adına, aslında sadece kendisinin yapması gereken kısmı, bizlere detay detay anlatarak, paylaşarak, ödevler vererek  tamamlamaya çalışıyor. O yüzden zaman yönetimi onun için çok önemli.

Biz, ilk tasarım toplantımızı yaparken, Anadolu yakası ekibi ve o ekibin başındaki PDC sahibi Didem Çivici, Permablitz Aşkına dedi. Ekipten Selen, ''Oooo biz tohum bombalarımızı hazırladık bile!'' dedi.

Bu arada ben özellikle PDC'nin altını çiziyorum. Çünkü, Permablitz bahçelerini mutlaka PDC sahibi birisinin tasarlaması gerekiyor. Uygulamada ortayan çıkan bahçeye Permakültür bahçesi adı verilebilmesi için. Kurallardan birisi de bu.

(Bu sene 80kg ceviz veren ulu ceviz ağacı)

Bu sene sadece çalışma değil, ekiplerimiz de şimşek gibi. Adalar ekibi de keşif gezisini yaptı. Ama sanırım ''blog'' yazan birileri yok aralarında, o yüzden internet ortamında sesleri çıkmadı. Daha sessiz ama derinden yürütüyorlar çalışmalarını.  Güzel, hem de çok güzel şeyler çıkacak bu bahçelerden. İnanıyorum... 

Permakültür'e dair pek çok etkinlik var yaz döneminde.
Peny Livingstone Stark ile İleri Seviye Permakültür Çalıştayı - 29 Nisan - 6 Mayıs 2012 Bayramiç Yeniköy

Emet Değirmenci ile PDC Kursu - 8 Haziran - 16 Haziran 2012 - İstanbul Yeşil Ev

Bill Mollison ve Geoff Lawton ile PDC Kursu - 30 Haziran - 12 Temmuz 2012 - İstanbul

2012 Bölgesel Permakültür Konferansı ve Buluşması - 14 Temmuz 2012 - İstanbul

Bölgesel Permakültür Buluşması - 17 Temmuz - 21 Temmuz 2012 - Marmariç

Şimşek gibi geliyoruz... İstanbul, bekle bizi!

03 Mart 2012

Gene GDO ve Gene Soya, Bu Sefer Yiyecekler İçin...

Öncelikle lütfen GDO üreten devlerden birisinin sebep olduğu hayat hikayesini, bu devin kim olduğunu buradan okuyun. Yarınımız için, kendi sağlığımız için ama canımızdan kıymetli çocuklarımız için... Kimlerin eli cebimizde, sağlığımızda, hayatımızda bilmek için...

Sonra bugünlerde TÜGİDER'in, GDO'lu soyanın ithalatına izin için için başvuruda bulunduğundan haberiniz olsun. Kimdir bu TÜGİDER derseniz, Tüm Gıda İthalatçıları Derneği olduğunu söyler, detaylara web sitelerinden bakın derdim, ama gündeme geldikleri ilk gün, üyeleri görünmesin diye web sitelerini kapattılar! Ama kimler sizin gözünüzün önünden kaçıyor bilmek isterseniz, buyrun buradan bir bakın... Tanıdık yüzlerle karşılaştınız mı? Mesela bebek maması ithalatçıları, mesela üçüncü gözüz, tarafsızız, diyen denetim kuruluşları, test laboratuvarları, sağlığınız için çeşit çeşit ürün aldığınız firmalar, marketler??? Dürüst üyeler, bu talep bizim ilkelerimize aykırıdır diye istifa ettiler... Ama diğerleri inatla bu taleplerinin peşindeler.

Fikir Sahibi Damaklar'ın konuyla ilgili açıklamasını buradan okuyabilirsiniz.

UĞUR DÜNDAR, her zaman olduğu gibi elini vicdanına koydu ve bir baba olarak bir dilekçe yazdı.

Kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır. En vurucu cümleleri ise şunlar:

TÜGİDER üyeleri bu ithalatı aslında AB'de binde 9 olarak ifade bulunan bir GDO bulaşıklık durumunun bizim yönetmeliğimizde olmayışından dolayı talep etmekte! Dünya gazetesinden Ali Ekber Yıldırım'a verdiğiniz bir beyanattan anladığım kadarı ile amacınız GDO yönetmeliğine, şu an için varolmayan bir "GDO bulaşığı" oranı eklemek. 

Oysa GDO yönetmeliğimizde bulaşıklığa dair herhangi bir oranın olmayışı, yani GDO'nun binde 9 değil, binde 1 oranında dahi gözardı edilemez oluşu, benim gibi pek çok babanın en değerli güvencesi!
Keşke GDO'ları tümden yasaklasak dediğimiz bir zamanda, istediği kadar AB standardı olsun, ürünlerde GDO bulaşığı olma durumu çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük.

Talebiniz olduğunu anladığım binde 9 oranında "gözardı edilebilir" GDO bulaşığını, ben gözardı edemiyorum! Nihayetinde benim ve çocuklarımın gıdasından bahsediyoruz!

Gelin siz de buradan dileğinizi TÜGİDER'e iletin ya da bir dilekçe de siz yazın. Birlik olup şu GDO canavarının karşısında duralım. Sağlığımız için, çocuklarımız için, ülkemiz toprakları için, bize besin yetiştiren çiftçilerin hayatları için, yarınımız için...

Tam da bugün, bu konularda bizi biliçlendirme ve doğala yöneltme yolunda çok büyük adımlar atan, güzel insan Victor Ananias'ı, bedenen aramızdan ayrılışının birinci yılında hürmetle anıyoruz...

29 Şubat 2012

Okullu mu? Alaylı mı?



(Esas kaynağından seyretmek isterseniz, bağlantı burada)

Hep bir ikilemdir ya, okullu olmak mı, yoksa alaylı olmak mı daha iyidir? Kim daha çok bilir? Çok okuyan mı? Çok gezen mi?

Sizi Bunker Roy ile tanıştırmak istiyorum.(Kendisini ve yaptıklarını Permakültür Türkiye grubuna yazdığı e-posta vasıtasıyla bizlere tanıştıran İnci Gökmen'e de teşekkür etmek istiyorum)

Bunker Roy, Hindistan'ın en elit ve züppe okullarından birisinden mezun olduğunu söylüyor. Okulu bitirip, köyde yaşamak, çalışmak istiyorum dediğinde annesi yanından kaçmış ve senelerce onunla konuşmamış. Kendisini, yıllarca onu yetiştiren ailesine hıyanet etmekle suçlamış. Ama Bunker Roy neler başarmış, onun dilinden dinleyin lütfen. Çevirenlere teşekkürler, sayelerinde Türkçe alt yazı imkanı da var.

Ben, kraliçeye kim olduğunu söyleyen özgüveni sonsuz 12 yaşındaki çocuğa, kaplan kadınlara bayıldım... Aslında sunumun her bir cümlesi derinden etkiledi beni.

Aklıma Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Türkiye, ülkemin becerikli kadınları, çocukları geldi... nefis bir proje olarak başlamış olan, bugünlerde herkesin hep andığı Köy Enstitüleri geldi... Akın amcanın çocukluk anıları, rahmetle andığımız babasının anıları geldi...

Uzun lafın kısası, seyredin ve kendi dersinizi çıkartın derim...