24 Mart 2011

Portakal Reçeli

Artık portakalın son demlerine yaklaşıyoruz. Baharla birlikte yeni meyveler hayatımıza adım atmaya başlıyor. Yazın özlersek diye birer kavanoz portakal reçelini yapıp bir kenara atmanın vakti!
Portakal reçeli bizim evde çocukluğumdan beri pişer, zaman zaman da pişiren babam olurdu. Daha doğrusu reçele hazırlık kısmı onun elinden çıkardı. Evin bol meyve yiyen kişisi olarak, portakal kabuklarına kıyamaz, buzlukta toplar. Çok birikince de annemin evde olmadığı bir tatil günü kaynatır, mutfağı dağıtır, anneme dönüşte şoku yaşatırdı. Kadıncağız yorgun argın mutfağa girip reçeli tamamlardı söylene söylene... Ben de mis gibi portakal kabuğu reçelimi yerdim kahvaltılarda kıs kıs gülüp, babamla göz kırpışarak.

Büyüyünce, iş başa düşünce, aaaah annem der oldum o ayrı.

Bu seneki beni portakal reçeline yönlendiren yazı Evren'den geldi. Her ne kadar fotoğrafını çekmemiş olsa da, sonunda öyle bir yazı ile canlandırma yapmış ki, reçelin kendisi gözümün önüne geldiği gibi, kokusu da burnumda tüter oldu. Evren'in haklı uyarısı ile portakal kabuğunun dışında kimyasal, mum falan olmasın diye, kendimi Ekolojik Pazar'da portakal alır buldum. Kabuktan reçele alışıktım da, bu sefer içi de olsun istiyordum. O sebeple denemelik 1kg aldım. Hatta fazlası varmış. Yok sen 1'e ayarla, tarifimi o şekilde buldum buçuklar, çeyrekler, yetmişbeşlerle uğraşamam ben dedim. Adamcağız tuhaf tuhaf baktı suratıma çattık deliye misali, sonra da tutuşturdu kesekağıdını elime.

Balkonda durdu bir süre portakallar, kesekağıdının içinde. Gene annem yokken(bizim evde püf noktası bu hep, usulü bozmamak gerek dedim) güzelce yıkadım portakalları, bu yazıda dış kabuğunun rendelendiğinden bahsediyordu. Ben hiç duymamıştım bizimkilerden bunu. Kokusu gitmesin mantığı ile azıcık rendeledim ve haşlamaya attım bizim portakalları.

Amma velakin bu rendeleme işi ve kıvamı pek önemli imiş. Fotoğrafta dikkat ederseniz, kenarlar azıcık kıvrık duruyor. Şekeri yediğinde kabuk sertleşirmiş meğerse. O yüzden dışından ince bir tabaka almak lazımmış. Ben bilemedim, fena olmamakla birlikte dış kabuğu sertleşti bende. Siz bu ayara dikkat edin.

4 su haşladım yani 4 defa ayrı suda portakalları kaynattım. Yazıdaki kıvama gelene dek, koyu bir renkli su çıkmayana dek. Suyundan azıcık tadına da baktım sonuncuda, çok acı gelmedi bana. Tamamdır dedim. Çıkarttım portakalları kevgire.

Gittim 3 adet sıkmalık portakalı balkondan aldım. Sıktım.

O sırada annem geldi, ne oluyor burada diyerek... Gayet yüzsüz ''portakal reçeliiii'' dedim. ''Hah babasının kızı,gene ben evde yokken değil mi?'' deyince annem göğsüm kabardı doğrusu. Tontonumu anmak hayatımıza kattığı bir güzellikle... Ama onu nasıl özlediğimi hissetmek de burnumun direğini sızlattı.

Uykudan uyanan evin bücürü de etrafımda dönmeye başladığında kadro tamam olmuştu. Hatıralar, annem, böcük, reçel...

Haşlanmış portakalları daire şeklinde dilimledim. Sonra daireyi sekize böldüm. Doğru tencereye...

3 portakalın suyunu(bu 3 portakal 1kg aldığım organik portakaldan başka, ayrıca ilave olarak), 3 bardak suya tamamladım. Yarım da limon suyu kattım. Onlar da tencereye...

1kg portakal almıştım, o sebeple 1kg(çok tatlı sevmiyorsanız miktar biraz azaltılabilir) da şeker gene tencereye...

Hepsi başladılar kaynamaya... Bu süreçte annem el attı olaya. Kaynama ve kıvamdan sorumlu bakan olarak, o denetledi. Oluşan köpükleri topladı attı, karıştırdı... Annemin tamamdır reçel demesine yakın da bir ceviz büyüklüğünde kök zencefili uzun uzun doğrayıp içine attım reçelin. Sonra da altını kapatıp karıştırdım.

Annem kıvamı, kaşıkla alıp da tabağa damlattığında donacak, donmaya yakın olacak şekilde diye tarif etti. İşin uzmanları benden iyi biliyordur eminim. Benim gibi acemilere sözüm...

Saklama ve kavanozu hazır etme teknikleri açısından kesinlikle Evren'in tavsiyelerine uyun. Bizim evde çabuk tüketildiği için ben o yolu izlemedim. Düşündüğüm gibi de oldu. Mis kokulu portakal reçelini tüketmemiz 1 ay sürmedi bile. Şimdilerde yenisini yapma zamanı, portakal bitmeden, suyu çekilmeden... Onları yaza saklamalı ve Evren'in yazdıklarına uymalı. Aynı yazıda Meyvelitepe'nin yorumunu mutlaka okumalı. Ben şimdi bağlantıyı verirken gördüm ve annemin elinin değmesi boşuna değilmiş deyip gülümsedim. Hani der ya reklam müziğinde, '' Annem yanımda olsun, bana birşey olmaz!'' gerçekmiş!

Olur da bir de turunçgillere denk gelirseniz, sizden şanslısı yok, sakın kaçırmayın onların reçelini yaptım dediğiniz dakika yanınızdayım.

Papatyam, kulakların çınlasın emi!

4 yorum:

Çileksuyu Sibel dedi ki...

Dilek'cim bend iki sene once denedim,AMA ne recele,ne marmalata benzedi,Ben yine de kek yapa yapa bitirdim.cok seviyorum portakal marmelatini,yeniden yapmak niyetim cesaretimi Toplarsam;)

fatma dedi ki...

afiyet olsun:)
Ne güzel anlatmışsın, yapasım geldi ama o marifet pek yok ben de.
Ben de yaz gelsin çilek reçeli yapayım diye dört gözle bekliyorum. Geçen sene yapmadık, resmen aşerdim:))
sevgiler,

Nihan SARI dedi ki...

nam nam,
ben de çok severim.kanıma girdin.:))))))))))

evren dedi ki...

Ben benim tarifle gecen hafta 3. kez denedim. Hizimi alamiyorum :) Gecen gün sütlü irmik tatlisinin yaninda denedik ve ona cok yakisan bir sos oldugunu farkettik ayrica. Kabuklar konusunda aklimi celdin bak. Bir daha sefere sirf kabugunu koymak icin en az bir tane de organik protakal alacagim galiba.
Tatlarin, kokularin yasamimizdaki yerini nasil da kücümsüyoruz. Sevdiklerimizle nasil ince baglarla bagliyorlar oysa bizi, anilarimiza nasil da yerlesiyorlar. Bir yakinimiz genc yasta ve aniden vefat eden gelininin yaptigi receli vefatindan iki yil sonra büyükce bir buzdolabinin arkalarinda bir yerden bulup cikarmis saskinlikla. Acip bir de hic bozulmadigini görünce nasil duygulandigini anlatmisti. Bir kavanoz recel, alt tarafi bir tatli degil; bazen nasil da derin, anlamli bir iz birakabiliyor icimizde.