30 Mart 2010

Green Roof - Yeşil Çatı - Bahçeli Çatı


İster Yeşil Çatı deyin, ister Bahçe Çatı deyin ismi siz verin. İngilizler ona Green Roof diyor. Ben ise çoooook seviyorum!

Baharın canlandığı, çiçeklerin her yerde açtığı, güneşin güzel yüzünü bizden eksik etmediği, benim de eski bahçemi özlemeye başladığım bugünlerde evlerin çatılarını yemyeşil görmek istemez misiniz? Hele büyük şehirlerde...Balkonunuza çıkıyorsunuz, çırpılmaya hazır halılarla kaplı ya da merdiven gibi evin içinde istenmeyen eşyalarla dolu balkonlar yerine, yemyeşil balkonlar; üst katlarda oturuyorsanız, kiremit yığınları, düzensiz hizzalı binalar yerine, yeşillikler, çiçekler (laleler, sümbüller, güller...), minik ağaçlar görmek istemez misiniz? Güzel olmaz mı? İçiniz açılıp, mis gibi oksijen dolsun hem ciğerlerinize...

Müsadenizle ben İngilizce adını kullanacağım bu yeşilliklerle dolu çatıların. Çünkü bu güzelliği ilk defa İngiltere'de yan komşumuzun sayesinde tanıdığım için bana daha kolay geliyor, ama söz en kısa zamanda da dilimden, beynimden İngilizce adını çıkartıp, Türkçesi ile yer değiştireceğim.

Mimar bir babaya, çevre dostu yaşamı destekleyen Singapurlu bir anneye sahip yan komşumuz, babasının da önerisi ile bahçelerinde evlerine ilave olarak inşaa ettirdiği kısma (onlar extension diyorlar) green roof yapmaya karar vermiş. Türkiye'de üst kat faciası yaşadığımız komşularımızın tam aksine, inşaata başlamadan önce, bizi yemeğe davet etmişlerdi. Bir süre size zararımız olacak, Cambridge Belediyesi'ne planlarımızı teslim ettik. Bir sorun varsa oraya itirazınızı yapabilirsiniz, biz de cevap gelir gelmez inşaata başlayacağız demişlerdi ve planlarını anlatmışlardı.

O sıralar komşumuz ikinci bebeğini bekliyordu evde iki çocuğun oynayacağı bir alana ihtiyacı vardı ve eşi de evden çalışıyordu, ona da ayrı bir oda lazımdı. Eşi Türkiye'de kış bahçesi denilen bir kısımda çalışmalarına devam edecekti, onun için de bahçenin sonuna bu kısmı inşaa edeceklerdi.

Gelecek planlarında bahçenin alt kısmını kazıp, yağmur sularını orada kurduğu bir depoda biriktirmek, evde tuvaletlerde, bahçede de sulamada bu suyu kullamak vardı. Zamanla da elektrik için minik bir rüzgar gülü kurup, devlete pek muhtaç kalmadan, fazla para ödemeden, hem de çevre ile dost bir ortamda yaşayıp gidecekti. Rüzgar gülünün en büyük dezavantajı çıkarttığı ses idi. Bu konuda babasıyla birlikte araştırmalarına devam ediyorlardı.Birinci adım olarak salona yaptıkları ilaveye başladılar. Minik inşaat makineleri bahçelerine girdi, temeller kazıldı, betonlar döküldü, duvarlar örüldü. İş çatıya geldi. Çatının ortasına aydınlatma için sekizgen tabana oturtulmuş cam kubbeler yerleştirildi. Taban kısmının da çok iyi yalıtımı yapıldı. Öyle ki, yüzme havuzu yerleştirseniz çatıya, ancak o kadar sağlam olurdu. Sonrasında da sukkulent denilen su emici, kaktüs benzeri bitkiler alınarak bahçede çatıya yerleştirilecekleri günü beklemeye başladılar. Tam bu esnada ben Türkiye'ye döndüm ve son aşamayı kaçırdım! E-posta ile rica edip fotoğraflarını isteyince de komşumdan gördüğünüz fotoğraf geldi.

Komşumuzun hayali, baharda lalelerle, sümbüllerle, kardelenlerle süslü bir bahçe çatı idi. Banyo camından da bu güzellikleri seyredebilecekti. Aynı şekilde ben de banyo camımdan bu çatıyı görebilecektim. Terrace House denilen bu evleri öyle güzel tasarlamışlar ki, hiçbir komşu birbirinin özel alanını görmüyor, birbirini rahatsız etmiyordu. Üstelik çözümler de anlayacağınız üzere, gayet yeşildi!

Gözümün önünde şimdilerde de bir çatı var, 30 senedir ailece seyrettiğimiz. Asbestten midir? Betondan mıdır, neyin nesidir diye düşündüğüm...

Hayalimde de Cambridge'de gördüğüm ve anlattığım bu yeşil çatı var elbet. İstanbul'un göbeğinde, kuş sesleri ile uyandığım, ağaçlarla bezeli bu eve, böyle beton bir çatı yakışmıyor ve gözüme gözüme batıyor çünkü.Hayallerden dünya batmaz deyip, şöyle bir danıştım Google'a...

Wikipedia'ya göre, yeşil çatılar aynı zamanda yaşayan çatılar olarak da adlandırılıyormuş. Benim tam ismini koyamamamın bir sebebi de buymuş demek ki. Doğanın yapısını bozmadığı gibi, yerel bitki türlerinin yaşayacağı alanları oluşturuyormuş. İsterseniz alanın büyüklüğüne göre içine havuzcuklar da yerleştirebiliyormuşsunuz. Bu havuzcuklarda da yağmur suyu ve ya geridönüştürülmüş suyu kullanabiliyormuşsunuz ve içinde nilüfer gibi su bitkileri yetiştirebiliyormuşsunuz. Yalıtımı çok iyi olduğu için yazın serin, kışın da sıcak tutuyormuş sizi. Normal çatılara göre daha uzun ömürlüymüş. Böylece yazın fazla oranda klima kullanmanız gerekmiyormuş. Kışın da daha az enerji harcıyormuşsunuz ki Kanada'da bu oranın %26 düştüğü tespit edilmiş. Tek yatırım ile kısa vadede size geri kazanım getiriyormuş. Çatılarda yağmur suyunun tahliyesi sonucu biriken suyun, kanalizasyon kanallarındaki atık su oranını arttırmasını engelliyormuşsunuz. (Bu yüzden pek çok ülke devlet desteği veriyormuş ki, arıtma sularında bir de yağmur suyu ile uğraşmasın. Bizde de İSKİ çatı giderlerinin kanalizasyona bağlanmasını yasaklıyor!!!)

Çatıdaki bitkileri sulamak için de yağmur suyu kullanıldığı için ayrıca su harcamıyormuşsunuz. Astım ve benzeri hastalıkları yapan çevre kirleticileri emdiği için alerjik bünyelilere iyilik ediyormuş. Yeşil bitkilerin havadaki karbondioksidi emip, oksijen salgıladığını söylememe gerek yok sanırım! Isı yalıtımının yanında ses yalıtımı da sağlıyormuş (havaalanına yakın bir yerde eviniz olduğunu düşünün hele!). Mikroklimalar oluşturuyormuş. Bunun yanında bir de elektromanyetik radyasyonu azaltmaktaymış. Sadece bunun için bile şapka çıkartırım ben bu çatılara!

Kullanılan alanın derinliğine göre çeşitlilik göstermekteymiş. Geleneksel yeşil çatılar ki, genelde makul bir derinlikte olurlarmış, enine doğru genişleyen bitkilerin yetiştirildiği, o yörede yetişen çimlerin ekilebildiği yerlermiş. Parka benzerlermiş ve şifalı bitkilerin de yetiştirilme alanları olarak kullanılabilirlermiş. Kanada'da bir otel oluşturduğu böyle bir çatı sayesinde mutfak masrafından yılda 30 000 Kanada doları kar etmiş!
Geniş olanlarda çok az toprak, genelde kompost (geri dönüştürülmüş toprak diyebiliriz sanırım) kullanılmaktaymış. Bunun üzerine de çok ince, özel, tohumların yerleştirileceği bir katman döşenmekteymiş. Bitki olarak da bir çeşit sukkulent seçilmekteymiş.Çatının eğimli ya da düz olması da bitki seçimi için bir etkenmiş.

Geleneksel İskandinav çatılarında olduğu gibi eğimli çatılarda genellikle çim tercih edilirmiş ki, yağmur suları çatının topraklarını götürmesin. Ama düz çatılar için istenilen bitkiler kullanılabilirmiş.

Yeşil çatılar yüzyıllardan beri İskandinav ülkelerinde kullanılmaktaymış. Modern kullanıma geçiş 1960'da Almanya'da başlamış ve moda olarak pek çok ülkeye yayılmış. Pek çok ülkede bu çatıyı yapanlara devlet destek vermiş. Özellikle atık su sorunu olan şehirler suyun miktarını azaltmak için bu çatıları önermişler ve arıtma masraflarından kar ettikleri gibi su taşmalarını da engellemişler. Bu çatıların çok uygulandığı şehirlerin daha az ısındığı (şehirlerdeki binaların rüzgarı kestiği, küresel ısınmaya daha çok sebebiyet verdiği, kullanılan fazla enerji sebebiyle kırsal alanlara göre daha çok ısındığı, sera etkisi yaptığı tezi mevcut), çatıların güneşteki radyasyonu emerek zararı azalttığı söylenmekteymiş ve bu durum rakamlarla da kanıtlanmış. Ayrıca şehir içine özlenen kırsal hayatın girmesini sağlayarak yararlı böceklerin, kuşların, özetle tüm canlıların yaşayabileceği alanların yaratılması karlardan bir diğeri imiş.

Gelelim maliyetlere. İyi düşünülerek planlanan bir yeşil çatının maliyeti çatının eğiminin olup olmamasına, yetiştirilecek bitkinin türüne bağlı olarak metrekare başına yaklaşık 100 - 200 euro civarıdaymış. Zaman zaman da bitkilerin yaşamaları için sıvı gübre ile gübrelemek gerekmekteymiş ve bu da gereken gübre türüne göre fazladan bir maliyet oluşturmaktaymış.

Bu kadar yararını ve güzel yanlarını saydıktan sonra dezavantajlarını da bilmekte yarar var elbet. Başlıcası elbette normal bir çatıdan daha fazla olan maliyeti. Deprem bölgelerinde uygulanmasına çok dikkat edilmesi ve işin uzmanlarından profesyonel yardım alınması gerekliymiş. Varolan çatıları dönüştürmek isterseniz yalıtım malzemelerinin, toprağın, bitkinin ve üzerinde tutacağı yükün miktarı düşünülmeli ve binanın statik hesaplarına uyup uymadığına mutlaka bakılmalıymış. İklime göre bitkiler seçilmeli ve bitkilerin köklerinin yalıtım malzemesine zarar vermeyecek türden olmaları önemliymiş. Yalıtım için serilen katmanlar, özellikle de UV engelleyecek katman pahallı olduğu için maliyeti arttırabilirmiş. Ama iyi kurulan bir yeşil çatı buna değermiş!
Benim en çok beğendiğim çalışma geçenlerde televizyonda seyrettiğim Kaliforniya Bilim Akademisinin Osher binası oldu. San Fransisko depreminin ardından hasar gören binayı yenilemek için inşaata başlanmış ve yeşil çatısı olan harika bir bina yapılmış. Yeniden yayımlanırsa, National Geographic'de kesinlikle seyredin derim. Adı The Impossible Build diye geçiyor. Özellikle eğimli alanlara nasıl yeşil çatı kurulacağına dair iyi bir örnek.
Daha fazla bilgi alabilmek için bu web sitelerini inceleyebilirsiniz.

http://www.greenroofs.com/
http://www.livingroofs.org/
http://www.greenroofs.com/blog/2010/03/24/day-2-of-ecoroof-portland-a-win-win-for-all/
http://www.greenroofs.org/
http://www.sedumgreenroof.co.uk/

Malzemeleri görebilmek açısından da örnek bir site olarak buraya bakabilirsiniz:

Ve ne güzel ki, Türkçe bir web sitesi bu konuya değinmiş.

Sizlerden böyle örnekler görebilmek ve duyabilmek için de sabırsızlanıyorum. Dilerim birgün hayalim gerçek olur, yaşayan çatılar şehirlerimizi kaplar!

19 yorum:

beste dedi ki...

Fransa'da "yasayan duvarlar" pek yaygin, Paris'te BHV'nin duvari, muze quai branly'nin duvarlari boyle Istanbul icin dileklerinin gerceklemesi umuduyla:)

Pınarın Kulubesi dedi ki...

İstanbul'da maalesef bu yeşil çatılara sıra gelene kadar alınması gereken çoook yol var.
Rengarenk, ya da boyası hatta sıvası olmayan yüzbinlerce ev vardır. İstanbul yedi tepe ve bu tepelerde biribirinden çarpık bozuk, virane evler duruyor... Başka bir şeye benzetmek istemedim, İstanbul'uma yakıştıramadım.

Pınarın Kulubesi dedi ki...

az önceki yorumum ulaşmıştır umarım:(

Berceste dedi ki...

Birara duvarlara da deginmek lazım Beste. Ama şu önümüzdeki çatıyı gördükçe Yaşayan Çatılar dizi dizi geçiyor gözümün önünden. Üst kat kabusu devamda! Adamlar taşınmayı bile bir günde bitirmediler. 1 haftadır taşınıyorlar. Sığmayan eşyalarını apartmanın içinde kesiyorlar, biçiyorlar, uyduruyorlar ölçülere. Talaşlar apartmana hediye! Ne var ki, onlar kirletsin, birileri temizler!!! Böyle saygısızlık görmedim ben. İnşallah daha beterini de görmem. Ne diyorduk Yeşil Çatılar... Bu sıralar şöyle laleli, sümbüllü olanlarından hem de :) Bir gün, inşallah diyelim ;-)

Sevgili Pınar, yorum ulaştı. İlki de, ikincisi de. Gelelim cevabıma, İstanbul bir yandan senin anlattığın görünümde, diğer yandan da boy boy gökdelenlerle doldu, uydu kentlerle doldu, farkındasındır herhalde! Yeni yapılan projelerde cam kırıkları, taş, toprak seçilip dekor yapılabiliyor da Yaşayan Çatılar neden olmasın? Virane dediğin evlerin sahiplerinin bütçesi yetse, herhalde o evleri öyle bırakmazlar değil mi? Ben parası olup, iğrenç balkonları, çatıları komşularına seyrettirmek zorunda bırakanlar için aldım kalemi elime. Çatı tamir edilirken harcanan ziftlere, yalıtım malzemelerine verilen paraları düşünebiliyor musun? Bir çatının maliyeti neyi buluyor biliyor musun? Çatısını yeşil çatı yapanlar, ilk yatırım maliyetini kısa zamanda geri kazanıyorlar, ses ve ısı yalıtımı sayesinde! Herkes kazanıyor. Sen istersen bir defa daha oku, yoksa uzun deyip okumadın mı? ;-) Sonuçta dediğin gibi yapılacak çooook iş var. Belediye de istese bunu yapar. Ama bak üst kat faciamıza bile ses etti mi? Hangi parti olursa olsun, düşündükleri tek şey var. O da oy! Sen bir ev yapsan, bu çatıdan ister misin? İstemez misin? Onu söyle bana. Çünkü bireysel olarak bir denizyıldızını suya atarsak, onun için farkeder ama bu sefer toplum için de farkeder...

Punto dedi ki...

İstanbul önce Karadenizli kalfaların zevkine göre gelişti. Şimdi TOKİ var ortalıkta. Akıllı binaları, çevreci bir yapılaşmayı ne zaman görürüz Allah bilir.

ayçobanı dedi ki...

Bercestecigim, teknik tanimiyla Türkce'de cati bahceleri olarak gecer bu yesil catilar. Konuya iliskin bir cok makale ve teze bu sekilde ulasmak mümkün. Ancak uygulamalar teorik calismalar kadar malesef zengin degil...

Berceste dedi ki...

Birileri bu imara aykırılık durumuna dur demeli Akın amca. İyi bir avukat dava açıp ictiaat kararı falan çıkartmalı, örnek olmalı, yoksa böyle alıp başını gidecek İstanbul. Bizden birisi yapmalı bunu, çünkü baştakiler oy peşinde! Diğer yandan, bizler de yeni birşey yapacaksak, böyle alternatifler aramalıyız. İyi yalıtım için sadece yalıtım malzemesini değil, bu yeşil çatıları da akıl edebilmeliyiz. Ne dersiniz?

Ah yaşa konunun uzmanı Ay çobanım. Senden iyi kimseler bilemez bu işi. Keşke sadece teoride kalmasa, bol bol uygulama da görebilsek. Mesela Trump Towers'in önünden geçtikçe,alttaki kısma böyle birşey yapsalardı ya deyip duruyorum. Sizler birgün Türkiye'ye dönerseniz uygulamaları da yanınızda getirirsiniz belki, ne dersin? :)

ayçobanı dedi ki...

Artik teknik olarak uygulamalar da kolaylasti Berceste, yani fazla bahanemiz de kalmadi aslinda neden uygulanmadiklarina iliskin. TR'de yapacak kapasitemiz haydi haydi var aslinda (bir cok konuda oldugu gibi). Önemli olan bakis acisi!! Cevre bakanliginin, belediylerin, sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarinin konuyu duyurusu, tasarim ve insaat sektörünün motive edilisi ya da zorunlu tutuluslari. Olacak olacak!! O günler de gelecek :))

Lapis lazuli dedi ki...

Dilek, benim cok sevdigim bir tv programi var burada World's Most Extreme Homes diye, iclerinde doganin her yonunden faydalandiklari muazzam evler var, (seyretsen kesin sen de cok seversin) o yuzden bu detay detay yazini da keyifle okudum, darisi Istanbul'un basina diyecegim ama teknik, yasal acidan ayni titizlik gerceklestirilebilinir mi yoksa o catilar topragiyla, cicegiyle evdekilerin tepesine mi coker emin olamadim!

Şefika dedi ki...

Sevgili Dilek,

Bu yazını ve FSD'deki uzantısını ilgiyle okudum.
Düz bir zemindeki teras bahçelerini görüyordum ama eğimli çatılardaki çimlere Oslo yakınlarında tanık olduğumda hem şaşırmış hem de çok hoşlanmıştım. Fotosunu facebook'a ekleyeceğim. Bu kadar çok yararı olduğunu ise senin yazından öğrendim.
Şimdi aklıma geldi: Bizde -kiremit öncesi dönemde diyeyim- kimi köy samanlıkları ot çatılı olurdu, hani o İngiltere'deki evler gibi ve bu ot çatılar bakımsız kaldığında yani yenilenmediğinde üzerleri yemyeşil yosun ve ot kaplanırdı. Al sana kendiliğinden yeşil çatı!
Bu ilginç konuya değinmen, bizdeki eksikliğini dile getirmen ne kadar da yerinde! Ellerin dert görmesin.

Adsız dedi ki...

Behce ve Evim dergisinin Cevre ile ilgili ekinde gordugume gore bahsettigin yesil catilardan Turkiye'de de bir tane varmis..Nevsehirde bir Fen Lisesi yurdunun catisinda! Ilgili bir web sitesi de asagidaki baglantida:

http://www.emlaktimes.com/news/detail/20816/Nevsehir-Avni-Incekara-Fen-Lisesine-yesil-cati!-

yildiz

Suleyman Ve Ben dedi ki...

Merhaba Berceste,

Nasilsin?
Ponpon Hanim nasil?

Sanirim Yesil Cati - harika fikir.

Kanada'da Toronto'da yesil cati var:

Pls. check it out:
http://www.toronto.ca/greenroofs/

Ama bizim ev yesil cati degil :)

Turkiye'de yesil cati var mi?
Biliyor musun?

Simdi hoscakal.
En mutlu gunler sizin aile icin.

Kanada'dan cok selam.

Suleyman ve Ben

Tijen dedi ki...

Ne kadar çok olursa yeşil o kadar yaşanılası olur şehirler. İnsanlar da bu kadar sinirli ve gergin olmaz sanki?

Berceste dedi ki...

İnşallah Ay çobanım, inşallah... Çoğu ülkede yağmur suyunun kanalizasyon giderlerine verilmesi ve bunun arıtma tesislerini zorlaması sebebiyle Yeşil Çatılara destek primi veriliyormuş. Bizim ülkede yağmur suyunu kanalizasyona vermeyin, ceza yazarız diyen zihniyetle karşılaştırırsak, ne zaman olur bilmem ama inşallah!

Kesin severim Lapis Lazulim :) Kanada bu konuda en duyarlı ülkelerden biri olarak görülüyor ve ben de mutfak bitkiciklerini bu çatı bahçelerinde yetiştiren otele bayıldım :) Bu arada FSD'ye de hoşgeldin :)

Okullarda da desteklenir inşallah Şefika. Gerçi o yetişen sebze meyveler yenmez, şehrin kiri, pasından dendi ama çiçek yetiştirelim hiç olmazsa değil mi? Çocuklarımız böylesini görsünler. Domatesin çiçeğini görmemiş kaç çocuk var bu şehirde... Eklediğin fotoğraf çok şirin, çok sevdim. İngiliz thatched çatılı evlere benziyor. Diğer yandan da aklın yolu bir. Eskiden patent mi vardı? Know how mı vardı? Usta vardı, çırak vardı, ahilik vardı, insandan insana yardım vardı. Bizimki gibi zarar vermeyi zevk haline getiren komşular yoktu(şimdi yüksek sesle müzik dinleme takıntıları var ve özellikle yaptıklarını düşünüyorum ne yazık ki!) İnsanlık vardı herşeyden önce... Birgün... İnşallah birgün, hani nostaljinin moda olması gibi, eskilerin değerinin bilinmesi gibi, belki bu değerler de gene gözde olur.

Bu habere çok sevindim ve gönderdiğin bağlantıya teşekkür ederim Yıldız. Yapan firmanın web sitesini de inceledim.Çok hoş projeler var. Özellikle de güneş ısıtma panellerini kullanmak aynı zamanda çok iyi bir fikir.

Merhaba Süleyman. Ponpon hanım dillenmeye başladı. Anne diyerek beni mest etti. Size de bir Ponpon hanım ya da Tonton bey dileriz en kısa zamanda. Bağlantı için teşekkürler. Güzel bilgiler ve örnekler var. Türkiye'de çok yerde varmış da benim haberim yokmuş. Yıldız'ın verdiği bağlantı sayesinde öğrendim. Senin yorumunun üzerindeki yorumu okursan sen de görebilirsin. Sizlere mutlu, sağlıklı, güzel günler dileriz hepimiz. Bizlerden de sizlere selamlar.
(Bu yorumda öğrenilecek bir sürü deyim var. Kolay gelsin :) )

Aynen Tijen. Hem insanlar yeşile el değdirirlerse daha insancıl olurlar sanki, daha değer bilirler sanki değil mi?

Evin Kedisi dedi ki...

Bu, bir yerin güzellikleriyle ilgili dikkat çeken ve örnek oluşturacak şeyleri yazdığında " Daha ona gelene kadar yapılacak başka şeyler var" diyen ve insanın umudunu kıran zihniyete acayip sinirleniyorum. Bence harika bir yazı olmuş, insanın kendi binası olacak ve bu yapılacak. Esas yapılması gereken dünya üzerindeki iyi örneklerin belediyeler tarafından araştırılıp uygulamaya konulması için devlet teşviklerinin oluşturulması. Belediye çevreye dost olmak, bu konuda kendini ilerletmek, yeni projeler getirmek zorunda. Yazını çok zevkle okudum ellerine sağlık.

Adsız dedi ki...

Merhaba arkadaslar,Ben Bahçeşehir de9 bloklu bir sitede 14 katlı bir binanın 14.katında oturuyorum ve netten bu greenroof la iligili bilgi topluyordum,hertürlü masrafa hazırım ama bizde catı ortak mülkiyet olarak geçiyor ve bu sorunu nasıl aşacagımı bilmiyorum bilgisi olan varsa ,paylaşırsa sevinirim.

Berceste dedi ki...

Pisiciğim, ara ara cevap yazmakta gecikiyorum, özür dilerim. Çok teşekkür ederim. Belediyeler konusunda da kesinlikle haklısın. Almanya ve bazı ülkelerde çatılardan akan suların kanalizasyon suyuna karışıp, arıtma maliyeti çıkartmaması için teşviklerle destekleniyormuş. Aynı şey Türkiye'de de yapılsa harika olur diye düşünüyorum ama inşaatı Laz müteahhite yaptırmamalı ;-) Sevgiler...

Size başka bir platformdan cevap iletmiş idim sayın isimsiz. Bu konuda kat mülkiyeti kanunu devreye girer. Tek başınıza hiçbirşey yapamaz, yaptıramazsınız. Apartmanınızı toplantıya çağırıp, diğer kat maliklerinden onay almanız gerekir!

Adsız dedi ki...

üni bitirme tezimdi :D

aklıma geldi aratayım belki çıkar tezimi bulurum bir yerlerden demiştim derken bura çıktı geçmişi yaad etmiş oldum neyse paylaşım için sağolun

Berceste dedi ki...

Tez var mıymış peki? Varsa onun da bağlantısını ekleyelim ;-)