07 Şubat 2007

Berceste'nin Adı Yanlış Yazılırsa!


Kardelenlerle ilgili yazımın yorum kısmında bir arkadaşımız sağolsun ha bre Brcst dedi durdu bana! (Birbirimize sataşmadan duramayız, benim kızdığımı bildiğinden, nazı da geçtiğinden elbet)
Yeni nesil gençlik de 'nbr', 'mrb', 'ii' yazıyor msn'den. Aaa bir de w ya da x kullanmak çok moda! Bunlarla karşılaştıkça, kendimi peltek dilli, yitik, tuhaf hissetmeye başladım! Okurken gözlerim de bir acayip oluyor...


Peki nereye gitti bizim güzelim dilimiz? Neler oldu? İrdelersek bunları epey kalın bir kitap yazılır herhalde.

İlk olarak, cep telefonlarında, kısa mesaja çok harf sığdırma endişesi ile başladı sanıyorum. Sonra üşengeçliğe dönüştü...

Blog / Günlük açtığım ilk günden itibaren elimden geldiğince dikkat etmeye çalıştım düzgün yazmaya. Elbet benim de hatalarım oluyor. En başta İngilizce klavyeye sahip olup, Türkçe yazmaya çalıştığımdan dolayı parmaklarımla kavga eder bir halim var. Ama birkaç defa kontrol etmeden yazıyı yayınlamamaya çalışıyorum. Hatam çıkarsa da düzeltmeye!

Bu konuyu Punto amca ile konuşuyoruz zaman zaman. O gözlerine inanamıyor yazılanlar karşısında. Hatta dayanamadı 24.12.2006 tarihli yazısında biraz anlattı da konuyu. Gazetede, ne kadar titizlenerek çalıştıkları, gözlerinin önüne geliyor. Çocukluğumdan beri, ben de şahidim, ne kadar özene bezene, üstelik imkansızlarla savaşarak, yeri gelip kendileri mucitlik yaparak ama doğru haberden ve dilden ödün vermeden gazete çıkartışlarına!

Bütün gördüklerimizden yola çıkarak Punto amca ve ben dedik ki etrafta ebeleme sobeleme oyunları, etkinlikler dolaşıp duruyor. Bazıları bizi mutlu ediyor, bazıları da boş geliyor. Bizim de yararlı birşeyler yapmamızın zamanı! Dilimizi, yaptığımız hataları düzeltmek adına, yutdışında yaşayan arkadaşlarımızın çocuklarının anadillerini doğru öğrenmeleri adına bir kampanya başlatalım.

Belirlediğimiz zamanlarda dilbilgisi ile ilgili bilgileri derleyip toparlayalım ve birbirimizle paylaşalım. Türk Dil Kurumu'nun sitesini yani www.tdk.gov.tr 'yi etkin bir şekilde kullanmasını öğrenelim. Üşenmeyelim ve Brcst demeyelim :)

Var mısınız?

03 Şubat 2007

Kardelen - Snowdrop

Kardelenler kimi zaman masallara konu olmuş, şiirler yazılmış saflığı, güzelliği üzerine. Sevilmiş o duru beyazlığı, asice karların arasından başını kaldırşı ama aynı zamanda mahçup önüne bakışı! Okula gidemeyen kızlarımızın haykırışı olmuş Sezen'in sesinde, Hans Christian Andersen masalı olmuş dilimizde ya da dağ köylerindeki çocukların gelir kaynağı haline dönüşmüş bilinçsizce. Katletmişler, nerdeyse yok olmaya meyletmişler, sattıkları üç kuruşla karınlarını doyurmaya çalışırlarken, düşünmemişler geleceklerini...

O gene de yılmamış kaçmış saklanmış Toroslar'ın eteklerine, bazen Ege'ye, hatta Karadeniz'e... Sevin demiş masumluğumu, baharın habercisi oluşumu... Kıymayın bana, toplamayın beni hunharca...
Ben ise her görüşümde bu güzelliği, dokunmak, sevmek, hatta konuşmak istiyorum. Hem ayakları yere basan kendinden emin bir görüntüsü var, hem de narin, nazenin...

Sonra aklıma geliyor soğanlarının Toroslar'ın bağrından kopartılıp getirilmiş olma ihtimali, cızzz ediyor kalbimde bir yerler! Ağlamak geliyor içimden. Diyorum ne kadar bilinçsiziz. 8 YTL'ye kilosunu satıyorlarmış soğanların, oysa burada mevsiminde o kadara minicik bir paketi (3-4 adet soğanı) satılıyor!
Sümbül soğanı satan bir yer, arkadaşımın Türk olduğunu öğrenince, bana soğan getirsene diye atlamış üzerine, sonra aklıma bu geliyor, kahroluyorum. Biz masumca hediye edelim, taşıyalım, sonra başkaları ondan gelir elde etsin, farkında olmadan hazinemizin bir parçasını teslim edelim!


(Güncelleme - 21 Nisan 2011 - Bu çiçeğin adı snowflakes imiş. Türkçe'de göl soğanı olarak biliniyor)

Hani derler ya, doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor... Bu düşünceler ile her ilkbaharda selamlaşıyorum onlarla. İşte sizlere de cânım yüzleri...

Bahçemizdeki kardelenler açınca diye söz vermiştim. Meğer açmışlar beni bekliyorlarmış! İlk iki güzellik bahçemizden... Diğer ikisi de Clare College'in bahçesinden sizlere merhaba diyorlar.

Konu ile ilgili yazılara Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin web sitesinden , kardelenlerle ilgili ayrıntılı bilgiler de BBC'nin web sitesinden ve Wikipedia'dan ulaşabilirsiniz.



Bu arada güneşi görünce dayanamayıp bize güzelliğini gösteren çiğdemlerimiz(crocus) kardelenleri yanlız bırakmayıp, bir kez daha sizlere Trinity College'den sevgilerini gönderdiler...

Bu kadar Kardelen fotoğrafından sonra en az onlar kadar güzel Sezen'in ''Kardelenler'' 'ini yani Türkiye'nin ''Kardelenleri'' ni unutmuyorsunuz değil mi?

29 Ocak 2007

Pazar Gününden...


Geçtiğimiz pazar günü Cambridge Türk Okulu'nda gecikmiş Yılbaşı / Bayram kutlaması vardı. Minik hanımlar (bugünlerde katılan minik bey nüfusumuz biraz azınlık kalmış durumdaymış) kendilerinin doğaçlama olarak hazırladıkları bir oyun sundular.


Yaz tatillerinde gördükleri, büyüklerinden dinledikleri kadarıyla bızdıklar ''Türk Misafirperverliği'ni'' sundular çünkü! Kolonyalar ikram edildi, kahveler pişirildi, fallar bakıldı, babaannenin eli öpüldü. Benim de içim burkuldu! Sulu göz ben, oyunları sırasında gözyaşlarımı tutamadım!

Bu arada babaanneyi oynayan bızdığa da bayıldım :) Elinde tespih, örgü bile ördü! Sonra her birimizin özene bezene hazırladığı, bizim usul yiyecekler (poğaçalar, ıspanaklı börekler, mercimekli köfteler, kurabiyeler, kekler, lokumlar....) açık büfe olarak sunuldu ve ardından da dans gösterisi ile gün tamamlanmış oldu.


İngiltere'de yaşayan, kökleri başka kültürlere ait insanlar, genellikle pazar günleri olmak üzere çocuklarının, ana dillerini ve ülkelerinin kültürlerini almaları için eğitim veriyorlar. Eğitmenler bazen gönüllü olarak toplum bireylerinden biri olabiliyor. Özbek arkadaşım Rus okuluna gönüllü öğretmen olarak gidiyor örneğin.

Cambridge Türk okuluna ise Türk Konsolosluğu'nun önerdiği Mine hanım, Londra'dan geliyor. Her pazar burada yaşayan Türk aileler, çocuklarının Türkçelerinin ilerlemesi ve kültürümüze ait bilgilerin edinilmesi için Collet's College'e çocuklarını getiriyorlar. Eğitim müsteşarlığının hazırladığı müfredat doğrultusunda da dersler veriliyor, çocuklar Mine hanım ile birlikteyken, veliler de birbirini görme şansına sahip oluyorlar. Sizler de bu satırları okuyor ve Cambridge'de yaşıyorsanız, pazar günleri sizleri de bekliyoruz.


Daha önce burada yaşayıp sonradan Oxford'a taşınan Zeliha arkadaşım sayesinde okulun açılacağından haberim olmuştu ve çocuğu olan arkadaşlara haber etmiştim. Ara ara ben de etkinliklere olsun katılmaya çalışıyorum.

Okuldan ayrıldıktan sonra şehre inip eczaneye uğrayalım, benim göz damlamı alalım dedik ama sağlık ocağından reçete henüz gelmemişmiş, gıcık oldum ve çıktık oradan. Bir haftadır reçete peşindeyim.

Türkiye'deki sağlık sisteminin işleyişinden şikayet edenler, gelip bir de burayı görsünler! Eylül ayında göz için uzman doktor görmek istediğimi aile hekimime söyledim. Dedi gözlükçüye gideceksin. Evet yanlış duymadınız gözlükçü! Gittik... Oradaki vatandaş (hani doktor desem doktor değil) tamam onaylıyorum uzman doktora gitmen gerektiğini, aile hekimine mektup yazacağım dedi. Dedim zaten o biliyor, o yolladı. Dedi olmaz, prosedür bu! Doktor da hastahaneye yazacak!


Hani ölme eşeğim, ölme çayırda çim bitecek lafını bilir misiniz siz diyemedim tabii...


Doktor da hastahaneye, uzmana yazmış, mektup geldi, arayın bizi diye. Aradım. Dediler 8 hafta bekleyeceksin. Tamam dedim ama aralık ayında ben Türkiye'de olacağım ararsanız yokum, haberiniz olsun. İyi, peki dedi konuştuğum teyze. Geçen gene arayın bizi mektubu geldi. Aradım tekrar, tamam, şimdi randevu tarihini veriyorum dedi. Oh be nihayet dedim içimden 8 haftanın yarısı geçti nasılsa. İşlemi başa almış meğer, saymamış o süreci! Ne dese beklersiniz? Mart 13!!!!! Benim uzman görmek isteyişimin en başından itibaren itibaren tam 6 ay sonra... O gün es kaza hasta falan olmamak lazım!


Dedim sakinleşmek, çiçek, böcek görmek zamanı. Bakalım bir Trinity College'in bahçesinde neler oluyor. Oranın sıklamenleri ile çiğdemlerine bayılıyorum. Havalar ılık geçtiği için çıkma şansları var. Yanılmamışım! Önce güzelim sıklamenleri - ki burada sokaklarda varlar hep - sonra da çiğdemleri gördük.

Cam nehrinin kazları da bir geçiş töreni düzenlediler bize. Ara ara böyle dizilip geziniyorlar, sebebi nedir çok merak ediyorum. Sonra eğitimli olanları da özel kolej üyelerine ait kısımda otladılar :P Eeee 'kolejli kaz' olmak başka tabii :)

Trinity'nin The Backs denilen arka kapısının olduğu yerde, her sene eflatun bir halı serilir. Çiğdemlerden oluşan! İlk gördüğüm sene deli olmuştum. Üst üste kaç defa gittim, kaç kare fotoğraf çektim bilmiyorum. E-posta ile fotoğraflarını yolladığım arkadaşlarım her sene, bana onları sorar oldu. Bu sene de buradan sizlere sunmuş olayım.



Alttaki güzellik de St John's College'in bahçesinin bir kısmı. Esas bir de nergis zamanı orayı görmek var. Nergis zamanı bütün Cambridge, hatta bütün İngiltere sarı bir taç giyiyor. Göz alabildiğince nergisler her yerde, her evin bahçesinde, sokaklarda, yol kenarlarında size eşlik ediyor. Burada gördükleriniz, adını bilmediğim yere çok yakın öbeklerden oluşan bir çiçek.

Sıra şaşmıyor. Önce kardelenler (yasak olduğu için yanlarına yaklaşamadım ama bahçedekiler çıkınca burada görürsünüz onları) ve çiğdemler... Sonra sümbül, süsenler (altta gördüğünüz), nergisler en son olarak da laleler şenlendiriyor gözlerimizi... Bu yorgun ve sinirlenmiş gözlere onlardan daha iyi bir sakinleştirici bulunabilir miydi?

St John's College'de gezinirken bir baktım bu nehir gemisi birilerini gezdirmekte. Yakalamak için köprünün üzerine koştum. Aslında bu nehir gemileri ev! Bunu bozup turistler için gezi gemisi yapmışlar. Asıl nehir gemilerinin içinde insanlar yaşıyor. Her türlü konforu da mevcut. Bir defasında özel bir gün düzenlediler, sahipleri bizleri bu ev gemilerin içinde gezdirdiler. Çamaşır makinası, bulaşık makinası, duşa kabin, son model fırınlar... İçi o kadar güzel ki. Üstelik istediğiniz şehirde, nehiri kullanma vergisini belediyeye ödeyerek yaşayabiliyorsunuz. Güneşle ısıtma paneli, yel değirmeni olanları bile var. Tek dezavantajı içinin darlığı ve kapınıza kimin geleceğini bilememek olsa gerek. Yani güvenlik konusunda benim endişelerim var.



Çiçekler arasındaki turumuzu Helliboruslar ile sonlandırdık. Bu çiçeği de çok seviyorum. Taç yapraklarındaki çilleri ve mütevazi bir şekide boyunları bükük güzelliklerini saklamaları beni cezbediyor. En çok fotoğrafını çektiğim çiçekler arasında herhalde...

Niyetim Türkiye gezisi ile ilgili topladıklarımı teker teker paylaşmak idi. Sırada zeytinyağı üretimi ve yağcılık vardı. Ama ben bilgi toplamaya çalışırken baktım günü kaçırıyoruz, sizler de e-posta ile soruyorsunuz. Sonra Pınar tarafından sobelendim. Dedim artık bundan sonra ara ara yazarım. Şimdilerde Cambridge tarihi kursum başladı. Çooook ilgiç şeyler öğreniyorum. Onları mutlaka paylaşmam lazım! Görüşmek Üzere...

27 Ocak 2007

Ebeleme / Sobeleme


Blogları okumaya başladığımdan beri etkinlikler, ebeleme / sobeleme oyunları ile karşılaşırım. Arkadaşlıkları -belki de sanal alemde bağlamak için- ne güzel diye düşünürüm. Bir nevi evine oturmaya gelmesine benziyor bir arkadaşının ya da topu diğer takım arkadaşına atması belki de! Paslaşma...

Diğer taraftan sanal alem değişik. Yüzyüze görüp tanıdıklarımız da var burada, hiç yüzünü göstermeyip kendisini kendi çizgileri ile tanıtanlar da...

Benim ise, blog'u açtığımda, gördüğüm güzellikleri sizlerle paylaşmaktı hedefim. İngiltere'de yaşadığımız değişiklikleri, çevreyi, fotoğrafları, olayları... Birinizin yüzünde gülümsemeye sebep olabildi isem, birinizi düşündürebildi isem, birinize yardımcı olabildi isem ne mutlu bana!

Bugün Kulube'sine baktığımda gördüm ki
Pınar beni oyununa katmak için davet etmiş. Dostum olduğu için, nazik davranışı için, içtenliği için çok teşekkür ediyorum. Sağolsun. O kadar candan, o kadar kendisi ve o kadar cici ki!

Diğer taraftan da ben kendimi anlatamam ki... Ben zaten yazdıklarımla varım. Zaten yazdıkça neyi sevip, neyi sevmediğimi, nasıl biri olduğumu sizler de görüyorsunuz. Duygularımı 'o an' şeklinde yaşıyorum. Ben şuyum, ben şöyle yaparım diye bu satırlarla anlatırsam ben olmam... Ben yazılarımın satırlarının arasında, bir yerlere sıkışmış halde söylüyorum tüm bunları. İsterseniz öyle kalsın gene. Burada ben bir değişiklik yapayım ve oyunu kalkan olmak şeklinde değiştireyim. Siz anlatın beni. Neler görüyorsunuz oradan, benimle ilgili, sizler söyleyin. Olmaz mı?

Oyun bozan demeyin, bu Berceste işte deyin :)

Bekliyorum...


not: Beklerken dinliyorum da, cevap vermemem herkese söz hakkı tanımamdandır, okumuyorum sanmayın :)

Aaa bir de madem öyle, ebeledim seni Behiye :) ve fazla merak iyi değil deyip seni de ebeledim Sevgi :P