19 Aralık 2012

Çöpün Tadına Bak - Taste the Waste


Yiyeceklerimizin yarısından fazlası çöpe gidiyor. Tarladan toplanıp da bize gelene kadar yolda, sonra toptancılarda, süpermarketlerde ve hatta evimizde...

Oysa, o yiyeceklerin üretimi için, dünya adım adım yokluğa gidiyor. Tarım için yok edilen orman alanları, tarım sırasında kullanılan makineler için harcanan petrol, tarım ilaçları, sera gazları... Bunlar bizim sadece karnımızı doyurmamız için dünyayı nasıl yok ettiğimize dair örnekler.
Binbir güçlükle elde ettiğimiz yiyeceklerin kıymetini bilmeyip bir de onların çöp olmasına sebebiyet veriyoruz.

Her bir gıdanın çürümesi ile karbondiyoksitten 25 kat fazla metan gazı atmosfere karışıyor. Gıda israfını yarı yarıya azaltmak, dünya iklimi açısından otomobillerin yarısını ortadan kaldırmaya eşdeğer bir yarar sağlamakla kalmayacak, aç ülkelerin insanlarının da karnı doyacak. Çünkü filmde diyor ki, sadece Amerika ve Avrupa'da süpermarketlerde çöpe atılan yiyeceklerle Afrika'daki aç ülkeleri 3 defa doyurmak mümkün! Buna bütün dünyayı eklerseniz, ne kadar büyük bir rakam çıkıyor gözünüzün önüne getirin.

İngiltere'de yaşarken devamlı gittiğimiz süpermarkette son kullanım tarihi yaklaşan ürünleri ayrı bir yerde toplar, normal fiyatından daha uygun bir fiyata satarlardı. Özellikle Christmas öncesi epeyce kaliteli ve son kullanma tarihinin bitmesine de epeyce süre olan ürünler toplanırdı bu alanda. Ara ara aradıklarımızı bulup oradan alır, süpermarketin bu davranışına çok anlam veremezdik.

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali'nde Çöpün Tadına Bak'ı izlerken taşlar yerine oturdu kafamda. Meğerse süpermarketlerin politikaları varmış. İnsanların evlerinde ürünler bozulmasın diye, son kullanma tarihine 15 gün kala ürünleri raflardan toplayıp, imha ediyorlarmış!

Düşünsenize, o son kullanım tarihleri zaten 1 hafta öncesine göre konuluyor. Ardından süpermarketler 15 gün önceden imha ediyor.... Ürün tarladan neredeyse hamken toplanıyor, çünkü çoğu zaman kıtalar arası yolculuğa çıkıyor. Üzerinde vitamin falan kalmıyor taze ürünlerde zaten ama bozulmasından 4 hafta önce de imha ediliyor! Üstelik o kadar fakir insan varken, o kadar aç insan varken, o kadar aç ülke varken.
Bizler ise soğuk kış günlerinde sıcacık evlerimizde yaşarken tüm olanlardan bi haber hangi yemeği yapsak diye telâşa düşüyoruz o kadar... Bunca emek, bunca çaba, bunca israfı aklımıza bile getiremiyoruz.

Bazı firmalar, ürünleri yeniden değerlendirmeye alıp, ihtiyacı olanlara daha uygun fiyatla satmaya başlamışlar. Bu ekibin başındaki tonton teyze filmde beni en çok etkileyenlerden. Afrika kökenli. Daha önce marketlerin bozuk diye ürünleri attığı çöplüklerden ailesini geçindiriyormuş. Onu işe alıp, ekip başı yapmışlar. Hiçbirşeyi ziyan etmiyor. Herşeyin yerini bulup değerlendiriyor. Minicik bir evde yaşıyor ve ailesi oldukça kalabalık! Ama filmin sonunda yazılardan okuyoruz ki, bölüm müdürü ile neyin bozuk, neyin sağlam olduğuna dair fikir ayrılığına düşüp işten çıkartılmış! Oysa o teyzeden her eve lâzım bir tane, asla ziyan etmiyor minicik parça bir yiyeceği...

Amerika'da bir grup insan... Aralarında diş hekimleri, doktorlar bile var... Çöpten bozulmamış yiyecekleri ayıklıyorlar. Bu işi artık yaşam şekline çevirmişler. İhtiyaçları yok ama israfa karşılar...

Ekmekler... Film hakkında yazan kaynaklardan birinde gördüm, çöpe atılan ekmekleri yakarak bir fırını ısıtmak mümkün diyorlardı.

Bir patates üreticisi, belli bir boyun altındaki patatesleri hasat etmeyip tarlada bırakıyor. Bu ürünleri toplayarak büyüyen yaşlı insanları gösteriyorlar filmde... Nasıl başladınız patates toplamaya diye soruyorlar, büyükannem getirdi ilk buraya beni diyor amca, elinde bir kova patatesle.

Ve tüm bunlar sadece buzdağının görünebilen, gösterilebilen minicik bir yüzü... Görmediğimiz ve bilmediğimiz daha neler neler var...

Tüm bu israf, bizler şık, sıcak, çekici süpermarketlere gidip, onları beslediğimiz sürece devam edecek! Üreticiyi yerinde, pazarda desteklediğimiz sürece de azalacak. Bunun bilinci ile alışveriş yapmak ve karşımızdakileri bilinçlendirmek ise vatandaşlık görevimiz! Hatta insanlık görevimiz.

(Konu ile ilgili İngilizce bir başka kaynak okumak isterseniz buraya tıklayın lütfen.)

9 yorum:

Adsız dedi ki...

Bu yazınızı Facebook'ta paylaşabilir miyim izniniz olursa?
Sevgiyle,
Ece

Berceste dedi ki...

Blogun linki ile birlikte ise elbette paylaşabilirsiniz, her daim, her ortamda ve bunun için teşekkür ederim size.

Esra dedi ki...

Müsade ederseniz bende sizin linkiniz ile birlikte paylaşmak isterim.

Adsız dedi ki...

Paylaştım teşekkür ederim:)
Ece

Benden Bizden dedi ki...

Twitter'da paylaştım ben de :)
Bu şehir hayatı insan fıtratına kesinlikle aykırı. Bunu söyleye söyleye şehirde ölüp gideceğim sanırım :( Bu anlattığın da işin bir başka boyutu işte. Hiç düşünmeden yaşayıp gitmemizi istiyor kapitalizm. Böyle gözümüzü açan yayınları imha ediyor, karalıyor. Umutlu bakamıyorum malesef. Dün Tanyalar'ın yurtdışına yerleşme kararı aldığını öğrendiğimden beri karamsarım :(

Adsız dedi ki...

Ben de bu filmden çok etkilenmiştim .Ne güzel anlatmışsın seyretmeyenler için.

İsmet

tülin dedi ki...

Bu konuda anlatılacak ne çok şey var. Bloğumda bununla ilgili bir yazı hazırladığımda (ki, çabalarınızın başkalarınca nasıl baltalandığı ve emekleriniz nasıl acımasızca heba edildiği konusudur bu) sizden bahsetmek isterim.

Saksıdaki patatesim yaprak verdiğnde düşündüm...Bu yaşa geldim ilk defa patates yaprağı gördüm, ne acı.Diye...Elimde saksı dolaştım evin içinde, delikanlılarıma gösterdim " bakın bu patates " diye diye.
İşte böyle.

Sevgiler.

Evin Kedisi dedi ki...

Linkini verdim, sormadan hemide çatır çatır :))) Sevgiler...

Berceste dedi ki...

Elbette Esra...

Ben teşekkür ederim Ece :)

Teşekkürler BB, senin yeni arkadaşın Twıtter oldu galiba :P Ben şehirleri seviyorum ama! Saygı, sevgi, birbirine yardım eksik olmazsa şehir hayatı güzel. Doğaya saygı göstereceksin, insana saygı göstereceksin. Bunu unutmazsak sorun olmaz hiçbir yerde. Köyü kenti yok bu işin! Neticede kapitalizm Afrika'nın bilinmeyen kabilesine bile elini uzatıyor ve perişan etmesini biliyor :( Tanya istiyordu bunu, hayırlısı olsun. Sen yaşadın yurtdışında ve farkındasın dünyanın hiç bir ülkesinin bir diğerinden farkı yok! Biri ya da öteki iyi iken, başka birşey kötü olabiliyor. Neticede başa kimi getirirsen ona göre gemiyi götürüyorsun :( O da bizim elimizde. Alış veriş yaparken de seçim gene bizim elimizde. Çöpe atanlar yerine üretenleri seçebiliriz değil mi?

Teşekkürler İsmet hanım. Etkilenilmeyecek bir film değil. Teşekkürler hazırlayanlara da Sürdürülebilir Yaşam Film Festivalinde paylaşanlara da.

Yazıyı hazırladığınızda haber verirseniz sevinirim Tülin. Patates yaprağı için de üzülme, daha da geç kalabilirdin ;-) Bugün görebildiğin için ne mutlu sana. Patatesler çoğaldı, büyüdü mü peki? Bir arkadaşım yemeye kıyamamıştı onları.Sevgiler...

Teşekkürler Pisiciğim :)