02 Aralık 2011

Evet Bir Bardak Daha Çay İstiyorum



Niyetim Atatürk Arboretum'una bu sene gidişimize dair yazı hazırlamaktı. Ama inanılmaz güçlü bir grip virüsü ile savaşıyorum 1 haftadır! Doktoruma göre 2 senedir domuz gribinden sonra gördüğü en ağır grip vak'asıymış. İlaç almamakta direnen bana, söyle tek kaşını kaldırarak baktı ve uzunca, bol ilaçlı bir reçete hazırladı. Şimdi elim mahkum tek tek o ilaçları alıp düzelmeye çalışıyorum.

Bu arada da bugün akan gözlerimin çizgiye dönüşen aralığından, çok sevdiğim bir arkadaşımdan gelen e-postayı okuma şansım oldu. Beni eskilere götürdü...

Türkiye'de iken fincanda içtiğim çay, İngiltere'de yaşayıp döneliberi artık ince bellide içilir oldu. Başka bardakta içemiyorum. İçsem de o tadı alamıyorum. Ben burada anlatıldığı gibi şeker kullanıp bol gürültü yapanlardan değilim, hatta çayımı paşa çayı olarak içmeyi sevenlerdenim, çocukken paşa çayı içilip de sonra erliğe rütbe indirmek olmaz değil mi ama?

Tanıtım filmi ''Evet bir bardak daha çay istiyorum'' kitabının yazarı Katharine Branning'e ait. Çok güzel tanımlamalar yapmış. Her bir cümlesi beni ayrı bir hikayeye götürdü. Herbirini paylaşmak isterdim ama çok halsizim... Gene de bazılarını yazmadan duramayacağım...

Evime gelen kurs arkadaşım yaşlı İngiliz teyzelerin bizim ince belli bardakları çok beğenmeleri, birisinin Türk kahvesine hayranlığı, hatta rica edip bir tanenin üzerine bir tane daha Türk kahvesi içmesi, ben bunu çok seviyorum ve gerçek yapanından öğrenmek ne güzel demesi... Bizim çaydanlıklara şaşırmaları, bizim çay saatimiz meşhur bilirdik ama neler varmış demeleri... Tek tek her bir teyzenin yüzü gözümün önüne geldi bu tanıtım filmini seyrederken...

Sonra Heathrow havaalanındaki bizim Türk çayı afişleri gözümün önünde canlandı boy boy... Bana her seferinde güle güle ve hoşgeldin deyişleri...

Şimdi sıcacık evimde ve ülkemde, bir bardak çay zamanı... Yanında çapraz üst kat komşumuzun getirdiği kolaçlar var. Tazecik, sıcacık... Paylaşma zamanı...

Siz de eşlik eder misiniz?

9 yorum:

Nihan dedi ki...

bu yazının her kelimesinde duygularım var...geçmiş olsun Dilekcim...çayına eşlik etmekten mutluluk duyarım..:))

tijen miriam dedi ki...

bak simdi nasil canim cekti..afiyetler olsun size..

Hülya YILMAZ dedi ki...

Selam Berceste. Ben de tam da şu anda bir bardak çayımı alıp oturmuştum bilgisayarımın başına. Yanına ya eş-dost sohbeti eşlik edeceki ya da sanal sohbetler... Boş gitmiyor Türk Çayı.
Hep uzakdoğu çay seremonileri konuşulur. Aslında bizim çay sohbetlerimiz de öyle ama içinde yaşadığımız için kanıksamışız.
Hepimize afiyet olsun.

Meyvelitepe dedi ki...

Öncelikle geçmiş olsun!
Videoyu izlemiştim, pek güzel övmüş çayımızı, bizi:)Bugünlerde haberlerde, Amerikan filmlerinde, beklenmedik yerlerde ufak ufak da olsa ülkemiz, halkımız hakkında hep "olumlu" göndermeler dikkatimi çekiyor, insan ister istemez "bayram değil, seyran değil eniştem ..." deyimini hatırlıyor ya hayır olsun, barış olsun.
Grip için de bir link vermezsem içim rahat etmeyecek şimdi: http://www.naturalnews.com/025704_Flu_Virus_shots.html Bu arada, vitamin C bombardımanı ile virüslerin tarumar edilebildiğine inananlardan olduğumu belirteyim:)

hindiba dedi ki...

Cay gibisi var mi :) Tek bir kültür bitkisinin bu kadar cok kültürde bu kadar farkli yorumlanabilmesi insanlik adina takdire sayan :) Biz cayi sadece demlikte (altta kaynayan caydanlik olmadan) demleyip su bardaginda iciyoruz. Galiba Rus usulü demlemeymis bu. Zaten cay kültürü acisindan bizimkine en yakin olanlarin Ruslar oldugunu duymustum :) Her sekilde cay yalniz icilmiyor. Katharine Branning'e bi itirazim var. Yüzü caylari gibi berrak gibi bir ifade kullanmis. Her toplumda oldugu gibi yüzü berrak olanimiz da var, yüzü bulanik olanimiz da... Olsa olsa nezaket göstermis diyecegim...

Berceste dedi ki...

Teşekkürler Nihan'ım, sizlerin yorumlarıyla, sıcacık çayla, bir ton ilaçla, atlattık inşallah bu gribi de! Bu sefer çaya refakat ederken senin yastıklara dayanalım ama olur mu? Bayıldım onlara ben gene :)

Ooooo Tijen hanım, siz var mısınız bu dünyada? Blog nerde blog? Kaç yıllık kalkınma planınızda? ;-)

Oh ne güzel hoşgeldiz Hülya hanım :) Bizim her çay içişimiz ayrı bir seramoni. Evde ayrı, kahvede ayrı, köyde tarlada yemeğiyle çayını içen işçilerde ayrı, piknikte ayrı. Var hepsinin bir öyküsü. Sıradan değil hiçbirisi :) Yanımızda hep dostlarla ama, ne güzel... İyi ki varsınız...

Çok teşekkürler Meyvelitepe. Dediğiniz şey benim de dikkatimi çekiyor. Hayırdır diyelim :) Hayırlı birşeyler çıksın ardından. Haberlerde içimin daralmasından bıktım zira. Bağışıklık sistemimi bozuyor artık haberler görüldüğü üzere... C vitamini niyetine tonlarca mandalina yedim ama bu seferki gribe hiçbirşey bana mısın demedi :((( Meyvelitepe'nin yeni sakinlerine bayıldım bu arada. Güle güle büyütün. Benim yerime de sevebilir misiniz o güzel suratları?

Yok valla Evren. Kendimi çok kahveci bilirdim oysa. Hamilelikte çayı yasaklamıştı doktorum. Eh zaten hiç de aramam demiştim. Aramadığımı sandım. Böcük doğduktan sonra bana ne oldu bilmem, şimdi gözümü açmadan çay demler buluyorum kendimi ne hikmetse! Yaklaşık 3 yıldır bizim evde durum bu. Ben de senin demlediğin şekilde demliyorum. Daha sağlıklı olduğunu okumuştum biryerlerde... İngilizler de bu şekilde demliyor. Onların demliği porselen sadece. Çayı içine koyuyor, üzerine de kaynamış su. Biraz bekletip içmece. Soğuk çay içemem diyenler için el mecbur altını açabiliyoruz ama çaydanlığın. O zaman su dolu olanın üzerine oturuyor. Ama sıcak aramayan bengiller için yöntem alttaki parça olmadan :) Bırak azıcık nezaket göstersin Katharine Branning de. Şımaralım azıcık :) Yoksa o gerçekler her yerde...

Arzuhan dedi ki...

BErceste hala hastaysan once cok gecmis olsun, sonra da dogal bir tedavi yontemi, yeni ogrendim.
Bir buyuk sogani ikiye kesip birini bir ayagina digerini obur ayaginin tabanina koyup ustune corap giyip gece uyuyorsun. Sabah soganlar simsiyah oluyormus, butun virusleri aliyormus. Basucuna da bir sogan kesmekten zarar gelmez nasilsa burnun tikaliysa kokusunu duymazsin. Tekrar gecmis olsun...

Selen dedi ki...

Cok guzel! Ama demek istiyorum ki "she has no idea what SLOW AND EASY GOING means". Bunun icin Guneydogu Asya'ya beklerim kendisini, sen ne demek istedigimi cok iyi biliyorsun :)

Berceste dedi ki...

Enteresan bir tedavi imiş bu soğan işi Uma. Dediğin gibi koku alırken hiç çekilmez de tıkalı burunla idare eder :) Bizim burunlar 2 haftadır hala düzelemedi. Bu durumda bize farketmez de es kaza eve birisi gelirse saniye duramaz ama :) Leo Buscaglıa nıydı... Annesi boynuna sarımsak astığı için kimse yaklaşamaz, böylece de hasta olmazmış çocukken. Teşekkürler...

Selen, çok uzaklara gitmeye gerek yok, Bulgaristan'a denetim için gittiğimizde sabah kahvaltısı beklerken ömür tüketiyorduk :) Hem amcalar çay yerine votka içiyorlardı :) Bazen fabrikalar çalışanlarla anlaşıp, bunları denetime geç yollayın diye para mı veriyorlar diye düşünüyordum! Sevgiler Güneydoğu Asya'daki becerikli anneye.