26 Ekim 2010

Kabak Tohumunun Hikayesi

Doğayı Keşfederken'de Beste'nin Kabakları anlattığı yazısı var. Hazır onu görmüşken, birilerinin aklına kabağı tohumdan yetiştirmek fikri düşerse, ben de tohumunun hikayesini yazmak istedim.

Yıllar önce, Kew Gardens'a sonbahar ziyaretimizde, hem kabaklar arz-ı endam ediyorlardı Cadılar Bayramı Münasebetiyle, hem de elmalar... Elmaların hikayesini yazdım. Elma günü! Gelelim kabaklara...

İngiltere'de her müzede, bahçede, gezilen yer park bile olsa, çocukları içine alacak, onlara birşeyler öğretecek illa ki en az bir görsel materyal olur. İnteraktif olanları da vardır, anne babayla yapılanlar da... Kew'da, kabaklar için ayrılan kısımda da, çocuklar için, tohumun hikayesini çizmişler. Ben de tek tek fotoğrafını çektim ki, olur da bir öğretmen arkadaşımız görüp, benzerini Türkiye'de uygular!

Tohumcuk(ben ona sadece kabak tohumu diyeceğim), dışı turuncu olan İngilizlerin ''Squash'' dediği, Latince adı ''Cucurbita maxima'' olan türe ait. Dilim döndüğünce yazıların çevirisi de şöyle:

1. Kabak tohumları, Mayıs ayının ilk günlerinde camlı bir kısımda tutulmak üzere ekilmelidir.  (burada özel geri dönüştürülmüş bir topraktan bahsedilmekte ideal ekim için, annem funda toprağı diye satılıyor Türkiye'de dedi! Bitkilerin budanması, çimlerin biçilmesi vs elde edilen atıkların çürümesiyle elde edilmiş, geri dönüşüm toprağı diye tarif edeyim ben de) Funda toprağı ile saksıyı doldurun. Tohumcuğu da saksının ortasına, yan tarafı toprağa gelecek şekilde yerleştirin.

Çoğu tohum, birkaç gün içerisinde filizlenir. Bu süreçten sonra onu soğuklardan koruyacak bir yerde saklanmalıdır. Bu bir sera ya da cam fanusun altı olabilir.

Yazılı olmayan ama genelde kullanılan bir noktayı da ben söylemek isterim. Böyle çimlendirilen, filizlendirilen tohumların, sonradan karışmaması için etiketlemek çok önemli. Özellikle, bu işin acemisi iseniz, bitkileri bu aşamalarda tanımıyor, yaprağının, gövdesinin nasıl birşey olduğunu bilmiyorsanız,mutlaka etiketleyin.

Bir de benim çok hoşuma giden birşey var, bu aşamalarda tohumun, çimlenmiş filizin tutulduğu yerlere İngilizce'de ''Nursery'' deniyor. Aynı kelime minik bebeklerin bakıldığı bizde kreş(Fransızca'dan gelmiş herhalde) denilen yerlerin de adı.

2. Mayıs sonu ya da Haziran başında, donlar bittiğinde, toprak bitki için yeterli sıcaklıkta olacaktır. Genç bitkileri bulundukları yerden, toprağa geçirebilirsiniz. (Çizimdeki yazı balonunda, genç bitkimiz, ''Hımm tadı güzel'' der toprak için! Alttaki şapkalı bir uğur böcüğü de aynı fikirde olduğunu Yumm! ünlemi ile belli eder, nefis kelimesinin halk dilindeki söylenişi diyelim buna da...)

Bir miktar daha funda toprağı ve gübre ilave edin üzerine, böylece bitkinin hem beslenmesini, hem de yeterli nem düzeyinde olmasını sağlarsınız.

3. Genç bitkileri birbirinden 1m uzağa dikin. (Uğur böcüğümüz mühendis galiba!)

4. Kabaklar özellikle çiçeklendiklerinde ve meyve verdiklerinde bol suya ihtiyaç duyarlar.

Aydınlık yerleri, kumlu toprakları severler. Onları beslemek için sıvı besin vermek gerekli olabilir.
(Benim notum, bu sıvı besinler sağlıklı olur mu? Organiği var mı diye bakmak lazım!)

5. 1 ya da 2 bitkide bir meyve sayısını azaltmak, diğerlerinin daha büyük olmalarını sağlayabilir.

(Benim notum, çocukluğumda Adapazarı'nda koca koca balkabaklarını görmüş birisi olarak bu çok gerekli midir ya da istenir mi bilemedim. Yani küçük kabaklar mı daha lezzetlidir, kocaman ağır basanlar mı denemek lazım ya da en iyisi birebir kabak yetiştiren, bu sene kabak bolluğundayız diyen, bir bilene yani  Meyvelitepe'ye sormak lazım...)

6. Pek çok kabak çeşidi genellikle en az 95 - 100 gün içerisinde yeterince gelişir, bazılarının daha uzun süre beklemesi gerekir. Eylül ayı sonlarında, dökülen fazla yaprakların üzerlerinden uzaklaştırılması, meyvenin daha olgunlaşmasını sağlar.

Dilerim bu çizimler, kabak yetiştirmek isteyen miniklerin ve büyüklerin işine yarar ve güzel çizim yapanlar başka bitkiler için de onlardan birer tane hazırlar. Böylece toprakla tanışmamış minik eller de bahane ile tanışır...

Benim aklıma bulaşık süngeri de yapabileceğim bir kabak türü ile Türk Türbanı düştü yetiştirmek için.

Tüm bunları yazarken de canım kabak tatlısı istedi şimdi benim. Hani şu, Adapazarı kabaklarından. Başkalarının tercih etmediği, ama benim en sevdiğim kısmı olan, kestane tadındaki kabuğu üzerinde, ince kabuğu alınmış. İçi tupturuncu, mis gibi bir kabak tatlısı. İzninizle, balkondaki kabağa doğru kaçıyorum ben ama önce tekrar buraya bir tık...

Güncelleme:
Beste, kabak hakkında sorduğum sorulara cevap vermiş yorumlarda(teşekkürler).Kendi tecrübelerine dayanarak şu noktalara parmak basmış:
  • Mart sonu, Nisan başında ev içinde çimlendirme yapabiliyormuşuz.
  • Filizciğimizin üzerinde en az 3-4 yaprak olunca, mutlaka Haziran ayında(aksi halde bitki cılız kaldığından verim alınamıyormuş) , toprağa ekebiliyormuşuz.
  • Ekolojik kabaklar için kompost ile karıştırılmış toprak ya da önceden at gübresiyle beslenmiş toprak yeterli oluyormuş, bitki besinine ayrıca gerek yokmuş.
  • Bitkiler genç iken kesinlikle gübre vermemek lazımmış, aksi halde kökleri de genç olduğu için yanıyormuş.
  • İlla bitki besini kullanılacaksa, bitkinin büyümesi beklenmeliymiş ve biyolojik olanlar tercih edilmeliymiş.
  • Minik kabakların, lif oranı daha az olduğu için, lezzeti daha fazla imiş. Doğal olarak olgunlaşmış olmalıymış.(Tahminim doğru yani meyvesini azaltmak mutlaka gerekli değil. Önemli olan büyümenin rahat sağlanmış olması)
Beste, isteyenlere kabak tohumu yollayabilirim der, lezzet açısından önerdiği ''potiron'' denilen tür.

Ben de kabak etkinliği ve oraya yazdığım yazıyı eklemek isterim kabaklı lezzetler, tarifler için...

13 yorum:

N E E D L E P R I N T dedi ki...

Thank you for your comment on the Needleprint blog - the embroidery is fabulous. Are you in Cambridge? Do email me, please. Kindest regards, Jacqueline

beste dedi ki...

cok guzel yazi olmus keske dogakesife yazsaydin ama dur ben buna link vereyim.Birkac hususu eklemek isterim. Cam kapak olmadan da evde kolaylikla mart sonu /nisan ayinda cimlendirme islemine baslayabiliriz. Uzerinde en az 3/4 yaprak olunca bitki sasirtilarak topraga ekilebilir bunun icin haziran ayi beklenmeli yoksa bitki ciliz kaliyor ve verim alinamiyor tecrubeyle sabittir. Ekolojik kabaklar yemek istiyorsaniz kompost karistirilmis toprak yeterli yada onceden at gubresiyle beslenmis. Ayrica besin vermenize gerek yok rustik bir bitki kolay yetisiyor. Bitkiler genc iken kesinlikle gubre vermeyin genc kokleri yakarsiniz. Biraz buyumeleri bekleyin ve illa besin kullanacaksaniz biolojik olsun. Birde minik kabaklar daha lezzetli cunku icindeki lif orani daha az ama dogal olarak olgunlasmis olmali. Ayrica ilgilenenlere yeni tur kabak tohumlari yollanir ozellikle lezzet acisindan potiron kabagini oneririm.

Berceste dedi ki...

Dear Jacqueline, thanks for comment about embroideries. Could not find your e-mail address. So that, commented on your post again! We moved back to Istanbul since 2008.

Best regards
Dilek

Besteciğim, tohumları arşivden Doğayı Keşfederken için çıkartmıştım ve yeniden Türkçe çizmek mümkün müdür diye sormuştum hatırlarsan. Ses çıkmayınca, hazır kabaklar da tüm güzellikleri ile Doğayı Keşfederken'de iken, böyle ikisini birbirine bağlamaya karar verdim. Olmadı, bu yazıyı aynen koyabiliriz de! Bilgiler için çok teşekkürler. Yazının sonuna dip not olarak geçireyim bunları :) Sevgiler...

Benden Bizden dedi ki...

harika hikaye ve cok fayddali bilgiler! ellerine saglik bercestecim :)

Nihan SARI dedi ki...

yeliz pumpkin tohumlarını gönderebilirse hem bestenin hem senin yazdıkların çok işime yarayacak.

Şefika dedi ki...

Sevgili Berceste,
Ellerine sağlık yine çok güzel bir yazı olmuş. Madem kabak yetiştirmeyi yazmışsın ben de gözlemlerimi anlatayım. Bu yıl ben de (ilk kez) balkabağı yetiştirdim. Tohumları baharda balkondaki saksılara kendi boyları kadar derine ektim. Soğuk günlerde üzerini cam veya yarı saydam naylon örtüyle kapatabilirsiniz.) Bir karış kadar büyüdükten sonra (yaz başı)toprağıyla birlikte bahçeye ektim. (Biri balkonda saksıda kaldı. Bol bol çiçek açmasına rağmen kabak filan vermedi.) İlk zamanlarda kökünü aşırı sıcaktan korumak amacıyla üzerini kuru otla kapatarak gölgeledim. Ektiğim yer iyi altüst edilmiş ve suyu bol bir topraktı. Arada yanmış çiftlik gübresi verdim. Bu şekilde hızla büyüdü hatta her yeri istila etti diyebilirim. Çok çiçek açmasına karşın fazla sayıda kabak olmadı.Bir tanesi çok büyüdü (o kadar ki kopardıktan sonra güçlükle taşıdık) . Ötekiler (iki tane)onun yarısı kadar bile olmadı. Aradaki bol miktarda çiçek de (bir kez dolma yaptım ama)kurudu gitti. Kabaklar bir yamaçta büyüdüğü için kopmalarını önlemek amacıyla altlarına destek yaptım. Eylül sonunda yapraklar ve dallar kuruyunca da hasat ettim.
Şimdi elimde balkabağı tohumu var. İsteyene yollayabilirim. Ancak benim de gözüm Beste'nin değişik tür kabaklarında kaldı.

beste dedi ki...

Sefika hanim-Fazla gubre yaprak ve cicek olusumunu arttirir ama meyve vermez. Nedenlerden biri bu olabilir. Birde budamaktan bahsediyor bazi kitaplar en fazla 3/5 cicek birakin ilk sapin yanindan cikanlari budayin diyorlar. yine de zamanim olunca bakacagim baska neden olabilir diye. Ekmek isterseniz ben size tohum yollayabilirim, sevgilerimle

Berceste dedi ki...

Teşekkürler BB :) Senin böcüğü pek bir meraklardayım!

Kolay gelsin Nihan, Yeliz kim bu arada ;-) Çabuk yollasın diye yazalım güncellemelerin altına ya da Beste duysun sesini...

Teşekkürler Şefika. Bu anlattıklarını Facebook'ta fotoğraflarla da görebilsek keşke! Beste'nin kabakları bu gidişle ekol olacak :) Gerçekten değişik ve güzeller. Haber uçtu bile, aranızda anlaşırsınız değil mi? Beste ses vermiş bile, teşekkürler Beste...

Şefika dedi ki...

Sevgili Beste, sanırım haklısın yanmış koyun gübresi coşturmuş olmalı. bir de su meselesi var. pembe domateslerden bilirim. domates vermesi için suyu kısardık. ve evvet tohum isterim:))şimdiden teşekkürlerimle. zira bu kabak yetiştirmek bambaşka birşey. bulaşıcı hastalık gibi. O öyle deli gibi coşunca insan kabak sevdasına düşüyor galiba...
Sevgili Berceste, facebook'a fotoları yükleyeceğim. hatta blogumu da çok ihmal ettiğimi düşünüyorum. Belki oraya da. yalnız şu (son)bahar tembelliğini bir atabilsem üstümden:(
bebişi öpüyorum (yoksa kocaman kız mı oldu:))

Esmir dedi ki...

Sevgili Beste, verdiğin bilgiler, resimli fotoğraflarla birlikte harikaydı...küçücük balkonumda hani kabak yetiştiresim geldi bir an!..küçüklüğe rağmen ben yinede bitkilerime yer buluyorum ya o da başka:)bu arada ben yeni yaptım kabak tatlısı, kestane gibi oldu, rengide tam kıvamında..üzerine ceviz ve hindistan cevizi hangisinden isterseniz...ikram ediyorum:)
bu güzel paylaşım için çok teşekkür ederim...

ayçobanı dedi ki...

Kabak ayi oldu bu ay, cok da guzel oldu...

Berceste dedi ki...

Evet Şefika, uzun süredir bloga da yazmıyorsun. Kırevi'ni yazmalısın oraya da! 21 aylık için ne dersen artık :) Geçen sene bu zamanlar tırtıl şeklinde yerlerde geziniyordu. Şimdi koşma hızı için Speedy Gonzales olmak gerekiyor, sen karar ver :P O da sana sevgilerini gönderiyor...

Esmir, hoşgeldin. Ben Dilek, blogun sahibi, yazarı, içini dökeni, artık ne dersen. Yazı benim, ama Beste burayı ele geçirdi galiba :P Ben cevizlisinden alayım. Pek canım çekiyordu. Bugün Adapazarı'ndan gelen bir taneyi yemek kısmet oldu çok şükür, ama senden de gelirse hayır demem yani :) Sevgiler...

Aynen öyle oldu Ayçobanım. Pek renkli, şölenli oldu. Üzerine sizlerin oralardaki Cadılar Bayramı da eklendi mi tamam :P

Meyvelitepe dedi ki...

Bizim buralarda kestane kabağı denen, içi kopkoyu turuncu olan balkabağından daha lezzetlisini yemedim henüz.
Balkabaklarının lezzetli olması için dalında uzun süre bırakılıp olgunlaşması ve suyunu kaybetmesi gerekiyormuş. Bazı yerlerde kabağı erken koparıp kurumaya bıraktıklarını da duydum.
Şefika hanım'a bir küçük deneyim notu da benden, taze yenen, sakız kabaklarında ilk meyveyi hemen almak gerekiyor, yoksa dalında tohuma giden bir kabak varsa bir daha kolay kolay meyve vermiyor.