05 Eylül 2010

Referandum'a Doğru

Adrese dayalı kayıt sistemine geçildiğini öğrenmemizin ardından ilk Türkiye ziyaretimizde, bağlı bulunduğumuz nüfus müdürlüğüne gidip, adres beyanında bulunduk. O yıllarda yaşadığımız her iki adresimizi de, yani hem Türkiye, hem de İngiltere adresimizi kaydettirdik.

Bir seçimde denk geldim, yurtdışına çıkarken oy kullanmak istedim, burada kayıtlı değilsiniz denildi, kullanamadım. Bir diğerinde yurtiçinde idim, muhtar amca listelerde yoksun dedi, o sırada belim tutulmuş, hiçbir yere kıpırdayamaz halde idim, gidip nedir, nasıldır araştıramadım, gene yandı hakkım oy kullanamadım!

Bu sefer dedim bu benim hakkım, işin peşinde olacağım...

Seçmen listeleri asıldı, gittim kontrol ettim. Ne benim adım var, ne de eşimin! Annem kayıtlı ama listede var hane halkı olarak biz de görünüyoruz. En miniğimize kadar hem de, ama seçmen listelerine kayıtlı değiliz. Dedim ne iş muhtar amca? Dedi, alacaksın nüfus cüzdanını, eşininkini de, bir de fatura olsun yanında, gideceksin nüfus müdürlüğüne, kaydını yaptıracaksın.

Ama ben önceden adres beyanında bulundum, bu sırada da yaşadığım yeri ispat ettim dedim. İyi ama görünmüyor işte burada, yeniden yapacaksın dedi. Aradım İlçe Seçim Kurulu'nu, onlar da dediler bir fatura ve nüfus cüzdanı. Aradım Nüfus Müdürlüğü'nü. Aynı cümleler, bir fatura ve nüfus cüzdanı.

Eh bu işin formülü bu ise dedim ki, iş başa düştü yapmak gerek, herkes aynı anda aynı şeyi söyler. Aldım nüfus cüzdanlarımızı, bir de faturayı gittim Nüfus Müdürlüğü'ne. Dedim oy kullanmak istiyoruz biz ama kaydımız görünmüyor. Camdan dışarı bakan beyin, dışarıyı seyretmesini engelledim ama, bana bir bakış atarak bilgisayarının başına oturdu, baktı, adlarımızı, hane halkını tek tek saydı. Dedim doğru. Tamam o zaman dedi, ver elindekileri. Verdim. Bu olmaz dedi geri verdi faturayı. Nasıl olmaz dedim. Bu cep faturası olmaz dedi! Nasıl yani dedim, bana siz, İlçe Seçim Kurulu, muhtar, hepiniz dediniz ki, bir fatura ve nüfus cüzdanı. Özellikle telefon edip sordum, verdiğiniz bilgi doğrultusunda aldım geldim bunları. Tamam bir fatura ama bu fatura değil dedi. Dedim niye? Adıma kayıtlı başka faturam yok benim! Bunun nesi var? Olmaz, o kadar! dedi. İyi de niye? Cevap sadece olmaz!!!! Peki ne yapacağım ben dedim. Git anneni de al gel dedi. O senin bu evde yaşadığına şahitlik etsin, tamam desin kaydı yapalım! İyi de annemi nasıl getireyim buraya 1,5 yaşındaki kızımla o evde. İkisini eşim olmadan evden çıkartamam, o da İstanbul'un diğer yakasında çalışıyor, bizi getiremez, ayrıca annem 70 yaşında kadın, bu sıcaklarda nasıl getiririm dedim. Yapabileceğim birşey yok! buyurdu. Doğru bu benim iç problemim ama bana bir fatura getir demek yerine, o bir faturanın cep faturası olamayacağını taaa buralara kadar gelmeden söyleseydiniz daha iyi olurdu hepimiz için dedim. Sıradakiiiii dedi...

Eh haklı kendince de, bana en büyük haksızlık yanlış bilgi verilmesi. Doğru bilgi verilse idi 3 ayrı kaynaktan da, sorun olmayacaktı. İlçe Seçim Kurulu'nu aradım. Dedim bana bir fatura dediniz, cep telefonu faturası olmaz demediniz. Ya olmaz dedi onlar da. Niye bunu söylemiyorsunuz o zaman dediğimde tıs yok! Geri döndüm gene sorumlu birime, muhtarı arayalım dedim, dediler onun yetkisi yok! Niye muhtar değil mi,devlet görevlisi değil mi? Benin orada yaşadığıma şahit olamaz mı? Hayır deiler.... Peki dedim, o zaman ev tapusu olur mu annemi getirmek yerine? Adın varsa olur dediler. Bende bir sevinç, Tapu Müdürlü'ğü alt katta, bir yazı verseler ya da tapunun fotokopisini iş bitecek. İndim, anlattım olayı, dediler yukarıdan yazı getir. Çıktım yukarı, dediler bizim öyle bir prosedürümüz yok, yazı falan veremeyiz. Habuki biliyorum ki, bir dilekçe yazıp adres kontrolü için şu kişinin tapusu deseler, benim rızam olduğuna dair bana da imza attırsalar sorun çözülecek. Ama o zaman camdan dışarı bakan bey de, oradaki hanım da yorulacak...

Çıktım nüfus müdürüne, dedim durum böyle böyle. Zamanında bana doğru bilgi verilmediği için ben ve ailem şu anda zor durumda kalacağız. Yarın tapuyu getirsem, eşim sabah bizi getiremez, park yeri bulup, çocuk, annem, eşim, ben gelip yoklama verene dek öğlen olur, işine yetişemez. Annemle yalnız gelemeyiz. Yarın son gün. Çaresiz ne yapabilirim? Bunu baştan söyleseler, önlemimi alıp gelirdim. Allah bin kere razı olsun müdüre, dedi ki, size buranın park yerini açtıracağım ve madur bırakmayacağım, yarın sabah erkenden getir sen. Al bu da telefon numalarım, gelince ara.

Ertesi gün tapuyu hazırladık. Erkenden çıktık. Kapı açıldı, park ettik, iki saniyede yukarı çıktık. Müdür bey bizi aldı, görevli memur hanımın yanına gittik. Dünden diye hatırlattı, biliyorum dedi hanım da, telefondayım... Tamam dedi müdür bey, bekletme ama hemen hallet vatandaşın işi görülsün!

Gel gör ki, görevli hanım müdürüm dediği bir başkası ile sohbette! Müdrüm diyor ama iş ile ilgili geçen tek bir cümle var. Karşısı nasılsın diye soruyor herhalde, cevap nasıl olalım işte, geldik 5'i bekliyoruz! Onun dışında özel pek çok sohbet cümlesi... Biz karşısında bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz...

Birazdan müdür bey tekrar geliyor, siz hala burada mısınız diyor bize, bekliyoruz diyoruz... Hanıma bir bakış atıyor. Bunun üzerine pöfleyerek ve sonra ararım gene seni ben diyerek telefon kapanıyor ve ne vardı diye bize soruluyor(az önce biliyorum diyen o değil sanki)!

Diyorum dün gelmiştim. Cep telefonu faturasını kabul etmemiştiniz, tapu olur demiştiniz. Hem annemin, hem de benim isimlerimiz var tapuda. Tamam bu olur diyor. Bilgisayarda birşeyler yapıyor ve ardından bize bir kağıt veriyor. Bunu yarın muhtara götürün diyerek... Bugün işlemler bitmemiş olur, yarın teslim edersiniz diyor. Başka yapacağımız birşey var mı diyorum. Yok tamamdır diyor. Teşekkür ediyoruz... Müdür bey'e de iyiliği için teşekkür ediyoruz, mutlu bir şekilde oradan ayrılıyoruz...

Ertesi gün muhtara kağıdı teslim ediyorum. Buna gerek bile yoktu diyor muhtar. Olsun diyorum bulunsun... Oradaki hanım size gelecek dedi, getirdim...

Aradan zaman geçiyor...Seçmen kağıtları çıktı haberinin ardından komşumuz elinde eşim ve benim seçmen kartlarımızla geliyor. Muhtara uğramıştım, sizinkileri de verdi diyerek. Bakıyoruz anneminki yok! Anneminki deyince, aaa muhtarda kalmıştır belki, bir sorun diyor. Ben durumdan şüphe ettiğimden annemi uyarıyorum bir bak diye...

Bir sabah daha gözlerimiz açılmamış halde salona girdiğimde, annemden yediğim fırçayla uyanıyorum! Sen nasıl beni nüfustan sildirirsin diyor annem. Anlamadım!!!! Nasıl yani? Ben hiçbir yerde kayıtlı değilmişim, sildirmişsin beni, ölsem cenazem kalkmazmış, hasta olsam hastaneye yatamazmışım. Anne ne diyorsun sen diyorum... Muhtara gittim, baktı seçmen kartıma... Eeeee... Benim seçmen kartım olmadığı gibi toptan silinmişim!!! Nasıl yani, bu kadar kolay mı bir insanı pat diye yok etmek? Kayıtlı, yaşayan, varolan bir insanın kaydı nasıl yok olur? Ne demek ölsem kalsam, ne demek hasta olsam. Yok olmuşum ben diyor! Muhtar öyle dedi. Bir oy kullanma aşkına kapıldın, bak başıma neler geldi benim, ne yapacağım şimdi ben!

Anne seni ortada bırakacak halimiz yok. Ayrıca ben seni sildirmedim, yok olman için özel birşey yapmadım. Elledin işte, karıştırdın ortalığı... Anne ben karıştırmak üzere birşey yapmadım. Benim kayıtlarımda eksik olduğu söyleneni düzelttirmeye çalıştım.

Eşim yürü anne, gidiyoruz diyor... İkisi alıp evraklarını gidiyorlar gene Nüfus Müdürlüğü'ne. Orada neler olup bittiğini ben bilmiyorum. Ama bana anlatılan, bize yardımcı olan müdür bey izinde imiş. Yerine bakan bizim sorumluluğumuz değil, hatayı biz yapmadık diyormuş. Kayıt nasıl silindi bilmiyoruz, bizim hatamız da olabilir, sizin hatanız da olabilir diyormuş. Biz onların bilgisayar sistemine nasıl girip hata yapabiliyorsak???? Annemi ölse kalsa konusundaki durumdan kurtarabilmek için, 1968 yılından beri oturduğu adrese yeniden kaydetmişler(dilerim ileride sorun çıkartmadan yapılmış olan bir kayıttır bu!) Ama seçimde oy kullanamazsın demişler! Bizimkiler Kaymakam'a çıkmış, ooo kaydınız yapılmış, hayırlı olsun, hayırlı olsun demiş Kaymakam! Yahu sizin göreviniz hayılı olsun demek mi? Bu neden olmuş diye çözmek mi Kaymakam bey diyemeyecek kadar sinirlenmiş bizimkiler, gene verilen bir kağıtla muhtara geldiler... Muhtar amca böyle örnek olaylar anlattı birkaç yurtdışında yaşayanla ilgili.... İyi de derdimiz şimdi de annemin nasıl vardan yok olduğu ile ilgili Lavasier bile madde vardan yok edilemez, yoktan var edilemez demiş yıllar önce diyemedik ona da...

Oturduk, biraz kanunlara gömüldük, dedik yok bu böyle olmaz, gittik bir siyasal partiye danıştık! Telefon üzerine telefon konuşmaları geçti aramızda... Avukatları ile konuştular. Dediler şu örnek dilekçeyi alın, gidin İlçe Seçim Kurulu'na başvurun. Yazdık dilekçeyi, anneme imzalattık. Kadıncağız beni gene yok etmeyin ha! diye diye imzaladı. Götürdük verdik İlçe Seçim Kurulu'na. Askı listelerine bakmamız lazım dediler. Baktılar bir önceki askıda annemin adı var, seçmen kağıtları geldiği zaman hazırlananda yok! Buharlaşmadı, bakın kanlı canlı burada dedik. Listede olduğuna göre düzeltilir dediler. Hakim inceleyecek dediler.

Sonunda karar kağıdını, annemin oy kullanabilmesi için seçmen kağıdını verdiler. Bizim oy kullanacağımız sandıkta el yazısı ile o gün en sona yazabileceğiz kanunen dediler. Siz değil miydiniz telefon edip durumu anlattığımızda bu seçimlerde oy kullanamaz diyen, diyemedik! Kaymakamından, Nüfus dairesi görevlisine, muhtarına herkes bu seçimlerde oy kullanamaz diye diretti durdu, diyemedik... Gidip de Siyasal Partiye danışmasa ve bu dilekçeyi vermeseydik, uğraşmasaydık, o kadar telefonu etmeseydik, zaman harcamasaydık annemin oy hakkını hiç edecektiniz diyemedik...

Sebep neymiş peki diyebildim ama... Tapu vermişiz! Orada benim adım görünüyormuş. Olur mu dedim, annemin de adı var orada. Hem annemin, hem de benim adım var. Annemi şahit istediniz, ben de ikimizin de adının olduğu ve adresimizin göründüğü resmi belge sundum. İlçe Seçim Kurulu görevlisi şaşırmakla yetindi...

Sebep belli aslında. Hata bizden kaynaklanmıyor. Hata en başta yanlış bilgi verenlerden, sonrasında da işlemi yanlış giren sabahın saat 9'unda, akşam saat 5'i bekleyerek iş yapandan kaynaklanıyor! Acaba kaç kişi böyle durumlar yüzünden bu seçimde oy kullanamıyor? Acaba kaç kişi yok ediliyor?

Bir saniyede yapılan hatanın acısını biz günlerce, saatlerce uğraşarak neden çekiyoruz ve neden kimse müdür tanıdıkları olan o hanımdan hesap sormuyor?

Bakalım oy günü geldiğinde neler yaşayacağız? Akıllara sabır diye diye...

9 yorum:

Punto dedi ki...

Ülkene hoş geldin Sevgili Dilek.

Berceste dedi ki...

Hoşbulduk Akın amca. İnşallah yok olmadan yaşamak kısmet olur bu ülkede bana, kızıma...

munevver dedi ki...

Biz şanlıymışız demek ki. Bu eve taşındığımızda,yeni ilçedeki nüfüs müdürlüğüne kaydımızı yaptırmıştık. Seçmen bilgi kağıtlarının geleceğinden şüpheliydim. "Yine eski yerde kullanacağız herhalde" diye düşünürken, ( telaşeden muhtardaki listeye bakamamıştım ) kağıtlarımız geliverdi. Ben de hayretler içinde kaldım.

Hala işini titizlikle yapan devlet memurlarının var olduğuna pek sevindim.

Ne macera yaşamışsınız Dilek. Başkası olsa, pes edip bırakırdı. Tebrik ediyorum seni inatla üzerine gittiğin için.

Hepinize selam ve sevgi. Ponpon Hanıma ayrıca.

Irem dedi ki...

Tam Aziz Nesin hikayesi. Ben Ingiltere'deyim. Iste bu yuzden oralara hic gelesim yok. Sabirlar ve kolayliklar dilerim. x

Ayazma dedi ki...

Ay okurken bile içim şişti. Sizi düşünemiyorum bile. Allah sabır versin valla. Neden böyle bizim işlerimiz?

Berceste dedi ki...

Sizin gibi biz de görevimizi yaptık Münevver hanım. Hani yapmasak ve bunlar olsa bizde suç diyeceğim. Pişmiş tavuğa döndürdüler bizi. Ayrıca bu seferlik vaktimiz vardı yaptık. Eşim uğraştı yaptık. Yoksa ben tek başıma arabasız oradan oraya hayatta koşturamazdım. Şu 5'i bekliyoruz zihniyeti olmasa idi belki biz de bunları yaşamayacaktık! Herkes işini sevse, severek yapsa, sevmese bile karşısındakinden acısını çıkartmasa! Bizlerden de sizlere selam ve sevgiler...

Sevgili İrem, merak etme daha beter bir hikayem de İngiltere için var :) Orada da oluyor! Gelmek varsa içinde, hiç durma gel. İş karşındaki insanda bitiyor çünkü. Benim sosyal güvenlik kayıtlarımı yok ettiler İngiltere'de. Aylarca onun için uğraştım. Binaları taşınırken yok olmuş! Bunu bana söylemiyorlar da. Gel git yapıyorlar, soğukkanlılığı da ellerinden bırakmıyorlar, onlarda hiç suç yokmuş gibi, benden yeniden beyan almak istiyorlar, ben de verdim, yeniden neden vereceğim diye cebelleşiyorum. En sonunda Citizen Advice Büro'ya gittim. Oradan verdikleri akılla şikayet mekanizması başlattım. Memurlarını zor duruma düşürmemek için kem küm ederek bana kayıtların kaybolduğunu itiraf ettiler. Ama o sırada da Türkiye'ye gelip, önce çocuk, sonra bel yüzünden burada kalınca ve temelli dönmeme kararı alınca İngiltere'dekilerle sonuna dek uğraşamamış oldum. Bir gün gelir de National Insurance ile ilgili bir işim olursa orada ne yapacağım bilmem! Sırf bu yüzden Tax Free alacağım vardı, onunla bile uğraşmadım. Gel diyecekler, Türkiye'den kalk,onun için oraya git, alacağın harcadığından az olsun yok dedim, bırak kalsın! Hep beni buluyor bunlar galiba :)

İşini istemeden yapanlar yüzünden Ayazma! Bir de iş öncesi eğitimlerin iyi verilmemesinden. O memur sıradan hep aynı işi yapmaktan başka yere kafa bile çalıştıramaz hale geliyor. Çözüm önerisi bile saçma sapan geliyor! Sevgiler...

sunnymama dedi ki...

Lovely flowers! Such a pretty colour. :)

Asortik Krep dedi ki...

Israrlı davrandığın için çok sevindim..Süpersiniz :)
İyi bayramlar..

Berceste dedi ki...

Thank you so much Sunnymama.Kisses to little one from Turkey!

Sağolasın Asortik Krep'im. Süper değiliz de epey mücadele ettik :( Sizlere de İyi Bayramlar. İstanbul'daysan görüşmek dileği ile...