02 Ekim 2008

Türk Atı - The Byerley Turk


İnternette birşeyler ararken tesadüfen Amazon'da karşılaştım The Byerley Turk ile. Almayı kafama koyup not ettiğim bir köşede B5 görüvermiş. O da almak istemiş ve Türkiye'de de basıldığını öğrenmiş. Beni durumdan haberdar edince, Türkçe okumak daha kolayıma geldi ve alıverdim hemen... Teşekkürler tatlı arkadaşım.

Kitap Osmanlı topraklarında doğan, üstün nitelikleri olan bir at ve onu çok iyi yetiştiren, dinleyen, her istediğini yapan, bakıp, kollayan seyisin yaşamı üzerine kurulu. At ve Seyisi Viyana kuşatmasına katılır, Buda'da esir düşerek İngiltere'ye götürülür. Seyis orada yok olur. At yeni sahibi ile uyumunun mükemmeliği sebebi ile gene üstün başarılara imza atar. Sonuçta yarış atlarının atası olur. Seyis de İstanbul'a dönerek baş imrahorluğa kadar yükselir. Birkaç cümle ile kitabın özeti bu ama atları ve tarihi seviyorsanız, mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Kitaptan sizler için öğrenilmesi gereken gerçekler adına birkaç alıntı yaptım:

1791 yılında I.James Weatherby'nin yeğeni James Weatherby, Londra'da Star ve Garter Kahvehanesi'nde ilk Jokey Kulübü'nü kurdu ve aynı yıl ilk ''damızlık'' kitabını yayımladı. Kitabında tüm cins yarış atları soyunun üç esas erkek cinse dayandığı ilkesini açıkladı: Byerley Turk (1686), Darley Arab (1706) ve Godolphin Barb (1729).

TÜRK ATI

İngiltere'ye getirilen Türk atları, genellikle Arap atı olarak yanlış tanımlanmıştır. Aşağıda bir listesi verilmiş olan at cinsleri, Türkiye'deki at cinslerinin sadece bir kısmını kapsar; bu cinslerin halen - azalarak da olsa - alt sınıfları varlığını sürdürmektedir. Osmanlılar olağanüstü atlar üretmiştir; aynı zamanda da, çok çeşitli cinslerde üretilen bu atlardan ancak bir kısmını Arap atları oluşturur. Osmanlı Türkleri'nin askeri amaçla kullandığı atların çoğu ise, tamamen Türk asıllıdır. Bu atların Arap atlarından farklı olduğu, 17. yy'da Newcastle Dükü tarafından Methode et Invention Nouvelle et Dresser Les Chevaux adlı kitabında, özellikle şu tanımla ortaya konmuştur: ''.... vücut yapıları farklı olsa da, hepsi boylu, son derece güzel, hareketli, çok güçlüdür... Bu atlar Arap atlarından belirgin şekilde farklıdır.'' Miles ise, Byerley Turk adlı atın bir Türkmen atı olduğunu belirtmiştir.

Osmanlı ''Gazi'' sınıfı, Doğu Türkiye kökenli savaşçılar olup sadece steplerde yetiştirilmiş kendi atlarına binerlerdi. Tüm İmparatorluk'ta etkin, nüfuz sahibi bu savaşçılar için diğer tüm at cinsleri ikincil nitelikte görülürdü.

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YETİŞTİRİLEN AT CİNSLERİ

Anadolu
Ayvacık Midilli
Canik
Çukurova
Gemlik
Germiyan
Karaman
Karacabey
Kapadokya
Kastamonu
Kürt
Malakan
Rumeli
Uzunyayla

Prof A.Azzaroli'nin An Early History of Horsemanship, 1985 adlı kitabından alıntılara göre:

Araplar'ın at yetiştirmeye başlamaları sonraki dönemlere dayanır; hatta Hz Muhammed döneminde henüz çok az at cinsine sahip oldukları bilinmektedir. Arap atı, elbette ki, doğu kökenli sıcak kanlı gruba aittir; ancak, anayurdu Arabistan değil, Türkistan'dır. Bu cinsin bugünkü niteliklerine kavuşması ise, Mısır'da, Orta Asya'dan gelen halklar tarafından yetiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Bu atların Türk kökeni, adından da anlaşılmaktadır. Arapça'da herhangi bir at için ''faras'' ya da ''husan'' sözcüğü kullanılır; ama soylu bir kan taşıyan atlar için, Türkçe kökenli ''atik'' sözcüğü kullanılır.

Yolu İngiltere'den geçenler için de birkaç not aldım:

Byerley Turk'un tablolarından biri İrlanda'da Straffan'da Kildare Otel ve Country Club'daki Byerley Turk Restoranı'nda asılı bulunmaktadır.

Robert Byerley'in İngiltere Durham'da Middridge Grange'da ailesinden kalma malikanesinin kalıntıları bulunmaktadır.

Dilerim sizler de bu kitabı okur ve seversiniz...

16 yorum:

Punto dedi ki...

At konusunda olduğu gibi bir çok "şeyimiz" bizden alınıp birilerine mal edildi. Güzel konuyu, güzel bir şekilde bizlere sunduğun için kutlarım seni Dilek.

B5 dedi ki...

Evet evet ben senin sayende kitabi tanimistim, Turkcesini gordugum vakit de babam atlara duskunlugumu bildiginden tesadufen bunu bana almisti. Ne mutluluk, hele Turkce okuma luksu de varsa!
Romanlar kadar arastirma, tarih kurgulu kitaplarda ilgi cekici degil mi?
Ayni sekilde herkese tavsiye ederim bu kitabi :)
Cok Sevgiler,

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

Berceste sanirim ben de Amazon'a bakacagim hemen...

yine dokturmussun, ne guzel siteni arada bir yoklamak... her postunda insan bir seyler ogreniyor..

Paylastigin icin tesekkurler..

Iyi bayramlar.

Nilambara dedi ki...

Böyle güzel bloglara rastlayınca çok mutlu oluyorum, özellikle de diğer blogunuz, Türkçe'nin doğru kullanılması konusundaki hassasiyetiniz beni can evimden vurdu...
Sitenizi, arada bir yoklayacağım ben de.
Sevgiler,

pecete dedi ki...

Açıkcası bu tür araştırma ve inceleme kitapları, yazım dillerinin akıcılığı konusunda beni biraz korkutmakta. Bu konudaki düşüncen nedir Bercestem???

Berceste dedi ki...

Sadece atlar mı Akın amca? Nakışlarımız, yemeklerimiz, doğada yetişen bitkilerimiz... Hatta tarihi eserler bile kaçırılıp yutdışında dünya paraya satılmıyor mu? Bu kitapta da görüyorsunuz ki, İngilizler savaşa katılmamışlar, sadece savaştan sonra ganimet toplamaya gitmişler ve kendilerine en iyi ganimetleri almışlar. İşin özünü anlatmamız lazım, bilmemiz lazım. Bu kitabın en güzel yanı da bir yabancının dilinden gerçeklerin yazılmış olması.

Tekrar teşekkürler B5'ciğim. Sayende daha da hızlı okudum.

Teşekkürler Muhtarım. Ben de senin sayende gezip duruyorum sizin oraları.

Teşekkürler Nilambara.Doğru Yazalım, Doğru Konuşalım, Dilimizi Koruyalım hepimizin. Oradaki yazıların hepsi sizin, benim gibi günlük yazan diğer arkadaşlarımızın araştırmalarının sonucu ve Punto amca'nın eşinin yardımları ile hazırlandı. O yüzden orası hepimizin, sizin de yazınızı bekleriz. Ama yayımlanmadan önce kontrolden geçmesi gerektiğini de unutmadan hatırlatmalıyım. Sevgiler bizden...

Haklısın Peçetem. Genellikle öyle olur. Hatta eşim bir kitap almıştı, kalite ve ahilik üzerine idi. Okuyamadım, içim sıkıldı. Okusun, anlatsın diye ona havale ettim :P Bu kitabın dili ne çok ağır, ne de roman kadar sürükleyici. Genelde çevirmenin de etkisi büyük oluyor. Bence denemeye değer. Çok zorlanmadım okurken...Korkma yani :)

bocuruk dedi ki...

Evet Bercestecim bütün evlerin çatılarında mutlaka bayrak var. Oradayken bu durumu görünce hep bizde de böyle olmalı diye düşündüm. Nasıl da atlamışım bu konuyu. Şirketin genel koordinatörünün kaldığı eve bir pazar sabahı gelip çatıdaki bayrağın eskimiş olduğunu ve değiştirmesi gerektiğini söylemişler. Ne hassasiyet değil mi? Ben de insanlarını çok sevdim. Ve evet fotoğraf konusunda oldukça takıntılılar:) Güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Aslında anlatılacak çok şey vardı ama ben zaten geciktiğim için kısıtlı bir zamanda ancak bu kadarını yazabildim. Gümüş takıların güzelliğinden kimse bahsetmedi bana. Hemen Şef' e sipariş vermeli:)
Sevgilerimle...

:)den dedi ki...

Merhaba,
Blogunuza konuk olmak çok keyifliydi. Yazılarınızı ilgiyle okudum.
"Türk Atı" çok ilgimi çekti. Atlar konusunda piyasada çok az kitap var. Geçenlerde kitapçıda tanışdığım bir bayan ile aynı sohbeti yaptık. O da atlar üzerine oğlu için kitap topluyordu.
Paylaşımınız çok işe yaradı. Çok çok teşekkürler...

sennur dedi ki...

"Yaradandan ötürü tüm yaradılanı severim", çiçek böcek ayırmadan severim, kedilere bayılırım, amaaaaa "at" denilince bir dururum. O çooook başka bir canlı, sevgi ve duygu dolu gözlerine bakmak, bir ata sahip olmak, ona kendimi sevdirmek...of en büyük hayalim.
Sevgiyle kal

Berceste dedi ki...

Bu hassasiyet mi, zorlama mı ben çözemedim Böcürükcüğüm. Fotoğraf konusunu hiç açma, yarama tuz basma :P Gümüş takıları daha önceden giden, gören arkadaşlar söylemişlerdi. Sırf onları meraktan gitmek istiyorum ama fotoğraf çekemeyince ne kıymeti var :( Aaaa bir de CIP salonundan mı girdin Türkmenistan'a :) Yoksa çok çile çekmişsindir. Orada bile bekleniyor çok!

Ben de senin günlüğünü sevdim :)den. Umarım seversin kitabı.

Gerçekten çok özeller ve kendi karakterleri var. Hele bu kitaptaki Azaraks, rüya gibi bir at. Sevgiler bizden...

NAZLICA dedi ki...

Sevgili Berceste; Türk toplumu göçebe bir toplum. Onun için at'lar herşeyden önemli olmuş.Doğal olarak üstün niteliklerde atlar yetiştirmişler. Türklerin gücü nedeniyle özellikle Avrupada Türk adını imha etmek için herşey yapılmış, baklavaya kadar sahip çıkılarak yok sayılmaya çalışılmışız. Bu kitaptan bahsettiğin için teşekkürler, okumak gerek. Sevgiler

Berceste dedi ki...

Sevgili Nazlı, senin gözlemlerin, yorumların benim için her zaman çok değerlidir. Ancak bu göçebe toplum sözüne katılamayacağım :( Zira Türkler'in kurduğu güçlü devletler, imparatorluklarla göçebeliği ben bağdaştıramıyorum :( Bir de o yıllarda, o zaman diliminin şartlarını iyi gözönünde bulundurmak lazım.
Atın önemi ise kesinlikle yazdığın gibi. Özellikle akıncılar ve savaşanlar için çok önemli. Atlarımızı imha etmemişler, senin de yazdığın gibi kendilerine mal etmişler :( En acısı da şaheser tarzda tanımlanan, bilinen Arap atlarının aslında Türk Atı olması! Bu kitabın en güzel yanı, yazarı yabancı olmasına rağmen, olan biteni tarafsız bir gözle anlatması, atlarımızdan övgü ile bahsetmesi. Gerçekten epey araştırma yapmış yazarı. Kaynakça kısmı oldukça geniş. Dilerim okuyunca seversin. Sevgiler...

Adsız dedi ki...

Azaraks'ın ölüm sahnesini okurken göz yaşlarımı tutamadım...Yirmi yıl Amerika'da yaşadıktan sonra neden Türkiye'ye döndüğümü dostlarıma izah etmemde bana yardımcı olduğu için ayrıca mutlu oldum. Garip ellerde ölmüş olması çok dokundu bana. Andolsun, İngiltere'ye gittiğimde Robert Byerly'nin malikhanesinin yanında gömülü olan AZARAKS'ın mezarını mutlaka ziyaret edeceğim. Dr. Ahmet Ali Arslan, Selçuk Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Öğretim Üyesi

Berceste dedi ki...

Yorumunuz için çok teşekkürler. Bir gün yolumuz düşerse ben de aynı şeyi yapacağım! Sanırım yurtdışında yaşayanlar bazı duyguları çok daha yoğun yaşıyorlar ve değerleri daha iyi biliyorlar! Türkiye'de yaşayan birisi için bu kitap ve kahramanları, bizim gözümüzdeki yerlerinde olamıyorlar sanırım :( Bunu farketmek de çok acı!

erhan dedi ki...

Byerley Türk yani asıl adı ile Azaraks isminin anlamı ile Ateşin Oğlu... Bu safkan Arap atına benzetilse de kesinlikle bir Arap atı değil. Arap atları zaten hızlı olan atlar değildir. Anadolu'da Araplar Türklerle ilk karşılaştıklarında Türklerin atlarının hızını görünce, kendi altlarındaki atın koşmaktan bihaber olduğunu da anlamışlardır... Bu konu uzun bir konu aslında Arap atının en hızlı soyu olarak bilenen Maneki soyunun bu sürat özelliği de Türkmen atından gelmektedir...
Kitabı ben de çok başarılı buldum ve son birkaç yıldır dostlarıma en fazla hediye ettiğim şey bu kitap. Byerley Türk ve bu atın soyundan gelen isimler üzerine çalışmalar yapan biriyim. Bu çalışmalarımı www.byerleyturk.org adresinde yayınlıyorum.

Berceste dedi ki...

Ben de özellikle, Arap atı diye bilinen atların, özünün Türkmen atından gelmesi ile kısmı kitaptan alıntı olarak vermiştim Erhan bey. Kitabın çevirisi çok akıcı olmamakla birlikte, hikaye ve gerçek olması çok çekici kılıyor. Bence herkes okumalı ve kendini gördüğü yeri yeniden gözden geçirmeli. Yabancı hayranlığına da bir son vermeli. Siteniz de çok ilginç. Her ne kadar yarışlarla ilgilenmesem de Azaraks'ın torunlarını görmek için arada ziyaret edeceğim. Yorumunuz için teşekkürler...