21 Ekim 2007

Sonbahar ve Türk El İşleri Kursu

İnsanın ömrü oldukça, tek tek mevsimleri yaşıyor. Acısı ile, tatlısı ile, üzüntüsü ile, sevinci ile... İşte sonunda sonbahara da ulaştık. Gerçi İngiltere'de sonbahar tadında soğuk ve yağmurlu bir yaz yaşadık bu sene ama güzelim sarı yaprakları görünce altın gibi, dizi dizi yerlerde içini şöyle derin derin bir çekiyor insan. Sonra hüzün kaplıyor içini birden bire.... Gözlerinin önünde ise yaşananlar... Bu mevsim evlendim, bu mevsim İngiltere'ye geldim. Bu mevsim babamı kaybettim. Bu mevsim üniversiteye başladım. Bu mevsim tontiş dedem aramızdan ayrıldı. Bu mevsim en sevdiğim arkadaşlarımın doğumgünleri var....

(Hele bugün alınan o acı haberler var ya o acı, içime oturan haberler... Kaç ocak söndü? Kaç aile gözyaşlarına boğuldu? Kaç annenin canından can koptu. Kırılsın o hain, o beyinden yoksun gövdelerin elleri! İnsaflarından yoksun mahluklar. İnsan diyemeyeceğim ne yazık ki. İnsaf diyebileceğim ancak, insaf!)

Buhranla başladım ama biraz içinizi açayım...
Cuma günü öğle yemeğini bu şirinlerin eşliğinde yedik biz. İşyerine yakın bir parkta, dondurucu soğukla beraber, ama içimizi hoplayıp, zıplarken ısıtan bu şirinciklerle. Akın amca benim için Cambridge sincabı demiş, çok güldüm, çok hoşuma gitti. Amma velakin söylemek isterim ki, Punto herşeyi kendi kendine başardı ve sevildi. Nice yıllara...

Cumartesi günü nihayet başladık Türk El İşleri kursumuza. Bana yardımcı olanlara tek tek teşekkür ederim. Başvuran öğrenci sayısı(öğrenci dediğime bakmayın en genci 50 yaş civarında, görmüş geçirmiş hanımlar) 15 kişi idi. Ancak ben, haftaiçi çalıştığım için, haftasonuna aldım kurs gününü. O yüzden sayı düştü. Dün 6 kişi gelmişti. Hepsi de hevesli. Hatta teyzelerden birisi önce İstanbul'a gidip 4 gün kalmış. Oyalara bayılmış. Sonra eşi ile birlikte İpek Yolu turuna çıkıp daha yeni dönmüş. Nakış, dikiş konusunda da epeyce bilgili. Bakalım neler yapacağız? Şu andaki en büyük sorunumuz hammadde. Herşey o kadar pahallı ki, bu ülkede! Geçen sene ilginç bulup 50 cm'sini 5 pounda aldığım kumaşı, bu sene Kapalı Çarşı civarında metresi 3 YTL'ye görüp sinir oldum.
Her öğrenci, kendisine bir konu ve malzeme seçecek, önümüzdeki hafta malzemeleri ile gelecekler, ben de neler yapabileceklerine bakacağım. Arada arkadaşlarım yardıma gelecekler. Tığ işinde uzmanlaşmış olan biri için gün aldım bile.
Yukarıdaki yemeniyi eşimin kuzeni oyalamış. Bizim teyzeler de çok beğendiler ama yapması çok zor dediler. Hem yapması kolay, hem de bize ait işler bulma zamanı şimdi onlara.

Bir de zaman bulabilsem! Önceden zamandan bol birşey yoktu. Aniden yok oldu! Yakında görüşmek dileği ile...

9 yorum:

arzu dedi ki...

Öncellikle yeni işini tebrik ediyorum...başarılar diliyorum.
Diğer yandan bende seninle aynı dilekleri paylaşıyorum... Gelin duvağını açamadan, annelerinin elini öpemeden 18-19 yaşında gencecik insanlar hain ellerin kurbanı oldular...
Bu arada el işi derslerinde başarlar diliyorum. Bizim İngiliz teyzeler birşeyler öğrensiler ama sahip çıkıp geleneksel Türk ilerine bizim işimiz demesinler...!!! :-))
sevgiler...
arzu

Adsız dedi ki...

Sabah sabah New York'ta kalktiktan sonra haberlere bakiyorum bakalim neler olmus biz uyurken diye:

1) Resimde TC Disisleri Bakani Turk dusmani asiret reisi Talabani'nin yaninda el baglamis yalanlarini dinliyor. Yalanci ve iblis adam dokulen Turk kaninin Irak kanindan farki olmadigini soyluyor ve PKK'nin aninda silahsizlandirilaca gini soz veriyor... Bizimki bu yalanlari Turk resmi makami olarak acikliyor dunyaya ve biraz sonra NY Times'in web sitesinin bas haberi oluyor!
Evet dostum! Ikinci Dunya Savasi arkasindan cay yerine ayva yapragi icecek kadar fakir olan bu ulke, Stalin Bogazlari istediginde kukreyip savas galibi SSCB'ye nota verdi. O Disisleri Bakani Selim Sarper'in koltuguna oturan simdiki Disisleri Bakanimiz diplomasiyi hala Samanpazari'ndaki dukkaninda bez satmak zannettigi icin bu devlete duyulmus en buyuk hakaretleri yapmis olan postal yalayici serefsiz Talabani'nin ayagina gitti. Bunun hesabini ne soran var ne eden. Bugunku Milliyet sutunlarinda bu soruyu %47'lik aklievvel vatandaslarimiza sordum. Hukumete oy verenler bunun cevabini vermeli.
2) TC Basbakani hala Londra'da bu sefer Oxford'daki Turk ogrencilerine kendi aklinca ders veriyor. Kendisine soru soran albay kizi - ve kesin RTE'den en az on kez daha zeki - modern ve egitimli genc Turk kadinini "biz diplomasi ve siyaset yapiyoruz, sen git askerligi babandan ogren" diye azarliyor, insan iliskilerini ve hele kadinlarla konusmayi ogrenmemis bir imam hatipliden beklenecegi gibi. Bu arada toplantidaki genc Turk ogrencileri modern Turkiye'nin girdigi en buyuk kriz gunlerinde TC Basbakaninin Londra'da ne yaptigini sorup saskinliklarini gizleyemiyorlar!
Ogrenciye, mitingde vatandasa, gazeteciye, akla gelen herkese laf yetistirmeyi akilli devlet adami olmak zanneden Basbakanimiz ulke savasa dogru giderken okul musamerelerine katiliyor. Gelip burada bu krizi yonetsin. Ama ne o yetenek, bilgi ve hicbir sey mevcut olmadigindan ve ozellikle giderek eksikliklerinin farkina vardigi icin frustration'ununu bir subay kizi ogrenciden cikarmaya calismis ama eminim cevabini almistir. Subaylara olan nefretini de bir kere daha bir subay kizi araciligiyla kusmus. Iste bu donusu olmayan cokus yolunun baslangicidir.
3) Cumhurbaskanlari - benim degil onlarin - yine aklinca retorik yapip "akan kanlarin yerde kalmayacigini, birlik ve butunlugun onemli oldugunu ancaaa sagduyulu olmamiz gerektigini" buyurup butun dunyaya tekrar ilan ediyor ne olduklarini!
Benim degil onlarin cumhurbaskani, Dısisleri Bakanligi sirasinda gosterdigi zayifligi ve urkekligi aynen bu hic haketmedigi gorevinde de tekrarliyor. Kalkip "Fatura neyse odetiriz!" demek yerine ezilip buzulup Basbakanin lafini tekrarlayip "Bedeli neyse oderiz!" diyerek acemiliklerini sergilemeye devam ediyor.
4) Can Dundar'lar ve Hasan Cemal'ler "oyunlara gelmeyip bataga saplanmamiz gerektigini" irdeliyorlar ve Can Dundar'in deyisiyle "kardeslerimizle savasa girmememizi" tavsiye ediyorlar! Vay canina - demek ki bizim gencecik cocuklari haince pusuya dusurup sehit edenler kardesimizmis! !! Bu kadari da olmaz artik...
Adini zikrettigin yalakalarla maalesef bu defa paralel dusuncede olmak zorundayim. Eger Diyarbakirliyi, Batmanliyi kardes olarak gormez de onlari da bu catismanin tarafi olarak gorursek ulkenin bolunmesini kabul etmis oluruz. Burada KARDES kelimesinin dikkatli kullanilmasi geregi var. Benim kardes dedigim kisi, Batman'da rafineride calisan ve kaderini benimkiyle birlestirmis Kurt isci. Oysa DTP'deki satilmislarin kardes dedikleri iste benim kardes degil kapima kopek olarak bile kabul etmeyecegim dagdaki eskiya. Yukaridakilerin benimle ayni kardesten bahsettiklerini ummak istiyorum hala.

Bunun uzerine bu haberleri "yurt ici" ve "yurt disi" dusmanlari cezalandirilmaya baslamadikca okumama kararini aliyorum...
Senin bu sozu tutamayacagini biliyorum. Sen ulke sorunlarina oyle duyarli bir insansin ki, senin New York'ta bulundugunu soylerek beni islettigini dusunuyorum. Sen mutlaka Bahceli'de, Emek'te veya Cankaya'da falan oturuyorsundur. Sevgiyle operim.

Esin




__________________________________________________
Do You Yahoo!?

munevver dedi ki...

Dilek'cik,
O kadar yoğun işinin arasına bir de bu işi almışsın. Sana kolaylıklar diliyorum. Öğretmenlik çok zevkli bir iş.

Her sonbahar ben de hüzünlenirim. Babamın sözü gelir aklıma. "Bakalım hangi yapraklar düşecek?" derdi. Bu seneki yaprak dökümü çok acı verdi hepimize, gencecik canlar gitti. İçim yandı yine, her genç ölümü haberi aldığımda olduğu gibi.

Sevgiler İstanbul'dan.

Nane Limon

Zeynep dedi ki...

Hem yeni işe başladın hem de yeni bir kursa başlıyorsun bu tempona hayran oldum. Allah yardımcın olsun.

bocuruk dedi ki...

Sevgili Berceste,
Çalışıp da kendine ait tatil gününü böyle bir kursa ayırman ne kadar güzel. Hayata renk veren insanlar vardır ya. Bence sen de onlardansın. Bu blog dünyasında çevremde olmadığı kadar çok böyle insanlar:) Seviyorum burayı. Fotoğraftaki yemeniye bayıldım. Güle güle kullan. Yapabilmek güzel olurdu.
Sevgilerimle...

Fatma dedi ki...

Hoşgelmişsin Dilek, sen yazmıyorsun diye ben de uzun aralıklarla ziyaret ediyordum seni. Can-ı gönülden tebrik ediyorum işini. Kurs fikri de çok güzel. Zaman gerçekten en büyük sorun olacak senin için galiba:) ama uzun zaman çalışmayıp boş kaldıktan sonra özlemişsindir bu yoğunluğu.
Kolay gelsin,
sevgiler.

NAZLICA dedi ki...

Berceste kurs organizasyonunu çok takdir ediyorum, kolay gelsin. Türk elişleri ile ilgili yardım yapabileceğim bir şey olursa elimden geleni yaparım. Sevgiler

Mr_Turkish_Delight dedi ki...

artik is hayati basladi tabi, sabahlara kadar oturmak ,öglene kadar uyumak yok :).

Su benim bilgisayarin monitörü icinde üzerine koymalik birseyler islersin artik,dekoratif olsun diye

sevgiler,
TD

Berceste dedi ki...

Teşekkür ediyorum Arzu, bu gidişle ömrü çok uzun sürmeyecek ama bakalım! Vurguladığın konuda haklısın. Aynen dediğin gibi yapabilirler. Şimdilik iyi gidiyor. Aralarında bir teyze var Bursa doğumlu, birisi de bizim el işlerini gördükçe gene gitmem lazım deyip duruyor.

Sevgili Esin, söyleyecek hiçbir söz bulamayıp ben de seni sevgi ile gözlerinden öpüyorum.

Teşekkürler Nanem Limonum. Babanın sözü o kadar iç yakan bir söz ki! Anneannem de aynı şeyi söylerdi. Bu acılar çok derin ama. Çok derin.

Teşekkürler Zeynep.

Tüm güzel sözlerin için teşekkür ederim Böcürük'cüğüm. O senin iç dünyanın güzelliği :) Yemeni eşimin kuzeninin eseri. Daha ne oyalar var :)

Hoşbulduk Fatma. Teşekkürler. Evet özlemişim ama huysuz patronları özlememişim ne yazık ki :((( Sevgiler...

Sağolasın Nazlı. Bu aralar Türk motifi balık aramaktayım. Teyzelerden biri balıklı pullu birşeyler işlemeye karar verdi de!

Yakındır onları tekrar yapmam TD. Biliyorsun monitör üzerine işlenenler görüntüye engel oluyor diye beyler pek hoşlanmıyor :P