10 Eylül 2012

Şehirleri Çölleştirenler

Şehrimizin yol kenaları son yıllarda iyice şenlendi. Bu konu üzerinde her seçim yazılanlar, çizilenler arttı. Ama artık yazan çizenler de evrim geçirdiği için, konu ne kadar dikkate alınır bilemiyorum.

Başlarda özellikle de İngiltere'de yaşadığım yıllarda, İstanbul'a gelişlerim lale zamanına denk gelirse, acayip keyif alıyordum. Şehri rengârenk sümbüller, laleler, nergisler içerisinde gördükçe.

Sonraları farkettim ki, çiçeklerin dikim sıklığı İngiltere'deki emsallerinden çok daha yakın/sık şekilde. Sulama için tonlarca su harcanıyor bir günde.

İçim gitmeye başladı. Koskoca bir şehir. Şehrin akla hayale gelmeyecek milyonlarca ihtiyacı içerisinde yanlış yöntemlerle bezenen çiçekler.

Yaz aylarında Konya'ya gitme şansım oldu. Şehircilik anlamında son dönemde yıldızı parlamış olanlardan birisi. Her yer orada da ağaçlandırılmış. Baktım büyükçe bulvarlardan birisinde, yolun sağ tarafına akasya ağaçları ekmişler. Orta refüje ise güller, güllerin ortasına da çınarlar.

Sonra düşündüm. Akasya ağaçları toprağa azot veren türlerden. Yani bitkileriniz gölgede kalmayı seven türlerden ise, yanına akasya ağacı diktiğinizde gübre vermenize hiç gerek yok, akasya o işi zaten kendiliğinden hallediyor. E o zaman dedim kendi kendime, neden güllerin arasına akasya dikmez bu insanlar? Akasya dikseler, fazladan yapacakları bir işlem ortadan kalkacak! Değişse çınarlarla akasyaların yeri, herşey tamam olacak!

Sonra İstanbul'a döndüm. Kurs başladı. Birara yolum Atatürk havaalanı'nı sahil yoluna bağlayan kavşağa ulaştı. Oradan Bakırköy istikametine giderken, sol tarafta, askeri lojmanların önünde bu yazıya eşlik eden fotoğraflardaki görüntüler beni beynimden vurdu!

Kursta öğrendik ki, verimli üst toprağın oluşumu yüzyıllar gerektiriyor. Siz deyin 400 yıl, ben diyeyim 600! Yer, iklim, koşullara göre değişiyor. Toprakta yaşadığımız en büyük sorun erozyon ve çölleşme.

Çöl derken, öyle uzaklara gitmeyin. Afrika ya da kuzey Asya'daki çöller, Arap çölleri gelmesin gözünüzün önüne. Sizin evinizin önündeki toprak da çölleşmekte! Her gün bir adım daha yakınsınız o Amerika'da cowboy filmlerinde gördüğünüze benzer çölleri kapınızın önüne getirmeye.

Nasıl mı? Çok basit! Yanlış planlama, yanlış sulama, yanlış bitki ekimi ve erozyona sebebiyet.

Erozyon ile birlikte toprağın verimli katmanı gidiyor. Sonrasında suladıkça(buna suladığınız çim bahçeniz de dahil) toprağın tuz oranını/konsantrasyonunu arttırıyorsunuz. Toprak tuzlandıkça üzerindeki bitkileri yaşatmaz hale geliyor. Öldürüyor ama bunu siz ona yaptırıyorsunuz. Sonra vah vah deyip yardım edelim toprağa diyorsunuz, aklınızca besin takviyesi yapıyorsunuz ya da verimli olduğuna inandığınız gübre, toprak karışımını döküyorsunuz. Aynen bu fotoğraflardaki gibi ve ağaçlandırma yapmıyorsunuz, çalı bitkileri, yer örtücü, kökleri ile azot bağlayıcı ve toprağı tutan bitkiler ekmiyorsunuz ve yağmurlar süpürüyor toprağı, verimsiz, çölleşen bir hal alıyor. Çıplak kalıyor, çatlıyor, minik parçalara bölünüyor ve bir bakıyorsunuz toprak olmuş kum! Yemyeşil ve halkını gani gani besleyen Afrika olmuş çöl ve sizin kapınızın önündeki toprak aynı yolda gün gün ilerliyor. Belki yarın, belki yarından da yakın Afrika'ya dönme durumunuz/durumumuz.

Torbaların altındaki toprağın durumunu görüyor musunuz? Erozyonu, kayma hareketini gayet net bir şekilde gözlemleyebiliyor musunuz? O torbaların içi boşaltıldığında kaç gün sürecek o alanda durmaları sizce? Yeniden aynı duruma kaç günde dönüşecek? Sonra hoooop yeniden, yeni torbalar, yeni çiçekler ve çimler gelecek o alana. Çimlerin kökleri kısa olduğu için toprağı tutmayacak. Üzerine gübre atılacak. Oysa çim yerine azot bağlayan bir başka yer örtücü konulsa bu alana toprak kendi kendisini onarmaya başlayacak!

Sonra sulanacak sulanacak sulanacak...

Oysa su tutan sistemler yapılsa, ara ara minik yağmur suyu hendekleri kazılsa, sulanmadan doğal yolla, yağmur suyu ile beslenecek bitkiler.

Nitekim çocukluğumu düşünüyorum. Şehir kenarlarındaki eğimli alanlara illa ki, bodur ağaçlar, çiçekli çalılar ekilirdi. Hiç bu kadar uğraşılmaz, kendi kendisini sulayan sistemler oluşturulurdu. Atadan, deden kalma yöntemleri herkes adeta doğuştan bilirdi. Şehrin bitkilerden sorumlu kurumu, danışılan, okullara öncü olan bir yerdi. Şehir halkı yerel bitkileri oradan temin ederdi. Yerel bitkiler dışında bitki olmazdı. Şimdi gidip bakın, kaç ithal, kaç yerel bitki satılıyor o kurumlarda, lütfen söyleyin bana. Ben bu yaz birkaç süs bitkisi aldım. Hepsi ithal gelmiş! Peki nerede benim İstanbul'umun çiçekleri, ağaçları, çalıları? Kaç kişi kaldı onların isimlerini bilen günümüzde?

Yurtdışındaki şehirlere gidip de bir bakın, kaç ithal ağaç, bitki var yol kenarlarında, bahçelerinde, dükkanlarında?

Bu topraklar yeşertilmezse, bu topraklar bu şekilde işlenmeye devam ederse, bu haberleri Çin'de, Amerika'da  çok duyarız daha! Çok çok daha yakınımızda hatta, kendi kapımızın önünde!

Siz toprağa kötü davrandıkça, o normal hayatına dönmek isteyecek. Siz yaşayan bir sistemle oynadıkça, o kendisini korumak isteyecek. Bu sebeple bırakın ona ihanet etmeyi, bırakın onunla savaşmayı. Dost olun. Elinizi değdirin, sevin, o da sizi sevsin. Onun sevdiği bitkileri ekin, üzerinden atmasın. Onu kendi akışında mutlu olmaya bırakın.

Şehirleri süs bitkileri ile değil yenebilen, çiçek açan bitkilerle donatın, lavantalar mis gibi koksun mesela. Bu bitkiler hem gözünüze güzel görünsün, hem de aç kalanları beslesin. Çok zor değil bunu başarmak. Yere düşen meyvelerle kuşlar, toprak, toprağın altındaki canlılar beslensin. Yerel türler olsun ki bunlar, İstanbul'un meyvesi diyelim.

Çok geç olmadan kendi evimizin önündeki boş alandan başlayalım ve belediyelerimize de sesimizi duyuralım!

17 yorum:

Asortik Krep dedi ki...

Yine döktürmüşsün..

Berceste dedi ki...

Yani? Kasıt nedir döktürme eyleminden? ;-)

NAZLICA dedi ki...

Farkındalık bu işte. Çok güzel özetlemişsin Berceste. Senin sayfanı okumak beni çok etkiliyor, düşündürüyor,öğretiyor.Teşekkürler

NAZLICA dedi ki...

Farkındalık bu işte. Çok güzel özetlemişsin Berceste. Senin sayfanı okumak beni çok etkiliyor, düşündürüyor,öğretiyor.Teşekkürler

Mine Özgür dedi ki...

Berceste Hnm. Merhaba,
Tam da aklımdan geçenler bunlardı işte...
Teşekkür ederim..

Oglak Kizlari dedi ki...

Öyle dertliyim ki bu konuda.
Neredeyse pes ettim, ''onu kes, yenisini dikersin'' diyenler mi ararsın, bizim evin suyu diyenler mi ararsınç.
Off...

Dertli anne Çiğdem

Recep Altun; dedi ki...

Merhabalar,

Şu son zamanlarda sadece ülkemizde değil diğer ülkelerde de çıkan orman yangınlarına ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Sabote edilerek kasıtlı bu yangınları çıkaranları Cenab-ı Hakk, helak eylesin inşallah!

Orman bölgesinde yaşayan ve dikkatsizlik sonucu yangın çıkaranları da affetmiyorum. Onlar da cezalarını çeksinler. Bu ağaçların yeişmesi ve büyümesi için asırlar gerekiyor. Yazık değil mi, bir küçük dikkatsizlik ve ihmal sonucu bu güzelim yeşillikler yanarak tükeniyor.

En son Kazdağlarındaki yanan ormanlar için ciğerlerimin nasıl köz olduğunu anlatamam.

Cenab-ı Hakk, ülkemizdeki ve tüm dünyadaki yeşilleri korusun ve muhafaza eylesin inşallah!

Selam ve dualarımla.

sirinanne dedi ki...

Çok güzel.
Belediyenin beyaz masasına ve Çevre Koruma Müdürlüğüne ulaşmalısınız.

Mutlaka dikkate alacaklardır.
Hatta buradan da gelişmeleri bildiriseniz sevinirim. Merak ederim zira :)

Berceste dedi ki...

Teşekkürler Nazlım. Eğer bunları hissettirebiliyorsam ne mutlu bana!Sımsıkı sarıldım sana.

Mine hanım merhaba. Aslında günlüğümün adı Berceste(aralarında en güzeli demekmiş) ben Dilek :) Yazdıklarınız dünya varmış, anlayanlar varmış dedirtti ve derin bir nefes almamı sağladı ben teşekkür ederim. Eli doğaya değen, onu yürekten dinleyen halden anlıyor.

Sen derin bir nefes al ve yeniden başla Çiğdem. Biz pes edersek hal ne olur? Umutlu anne Dilek ;-)

Çok haklısınız Recep bey ve duanıza ben de amin diyorum. Yalnız bu kötü şartlarda bile doğanın kendi kendisini tamir gücü var. Gideni geri getirmeye çalışma kabiliyeti var. Yeter ki, biz ellemeyelim ve o yanan yerlerin üzerine koca koca binalar dikmeye çalışmayalım!

Şirin annem, öneri için çok teşekkürler ama kimi kime şikayet edeyim bir de hele bana. Tüm bunları yapanlar zaten onlar, bana şikayet et dediğin yerler o hale getiriyor oraları!!! Dikkate alacak olsalar yaparlar mı sence? :((( Bugün gene aynı yerin önünden geçtim. Üstteki toprak oluk oluk aşağı akmakta. Gözle bariz bir şekilde görülüyor erozyon! Çim dikmişler. Ağaçların altında kalan kısımlarda çıkmamış zaten, en üstteki toprakta oluklar açılmış. Görünen köy kılavuz istemiyor ki :(((( Sonra bir de kaldırımları gene değiştirmeye başlamışlar! Ardından daire başına yüzmilyondan fazla kaldırımınızı değiştirdik ücreti de isterler. Hem bize sormadan yapıyorlar, hem de çatır çatır parasını alıyorlar! Bu nasıl iştir çözemedim ben!

aysunberktayozmen dedi ki...

Doğa ve doğadaki her olumsuz olaya karşı herkes sizin kadar duyarlı olsa. Evet bu belediyelerin plansız programsız hatta ithal ağaç dikme merakları 'birilerine para kazandırmak için'beni hasta ediyor.Üselik çoğu da ya uyum sağlayamayıp kuruyor yada yanlış budamadan bir türlü çiçeklenmiyor çoğu ne yazık ki ziyan olup gidiyor. Halbuki yöremizde,topraklarımızda yetişen öyle güzel bitkiler varki, Neden onları kullanmadığımız kocaman bir soru? Sevgiler

ÇokBilmiş dedi ki...

Palmiyelerden nefret ettiğim kadar hiçbir canlıdan nefret etmiyorum.
Yahu ağacın gölgesi yok, bir esprisi yok! Ne demeye her yere palmiye ekilir mesela? Hiç anlam veremiyorum. Vatan Caddesi'nde bile palmiyeler var.

Benden Bizden dedi ki...

Çok güzel anlatmışsın Berceste, hemen paylaşıyorum izninle. Bu konuda farkındalığın artması dileğiyle..

Adsız dedi ki...

Aw, this was a very nice post. In thought I want to put in writing like this additionally – taking time and precise effort to make a very good article… but what can I say… I procrastinate alot and not at all seem to get one thing done.

Berceste dedi ki...

Duyarlılıktan daha fazlası Aysun hanım. Hayat tarzı bu yöne dönünce batmaya başlıyor :( Ödediğiniz vergilerin boşa gittiğini görmek de cabası! Kaç insan doyar oraya yapılan masrafla, kaç insan, kaç canlı(kuşu, karıncası, kertenkelesi, kaplumbağası vs vs) doyar oraya ekilecek meyve ağaçlarıyla! Endemik bitkileri yok ediyoruz, ithalat yapanları zengin ediyoruz, olmaması gereken ve endemik türleri yok eden bitkilerle donatıyoruz şehirleri. Çim kısmı da ayrı hikaye!

Palmiyeleri sev Çok Bilmiş :) Türkiye için olmasa da tropik iklimin çok önemli bitkilerinden kendisi. Yanlış olan, onları yanlış yerlere ekenlerin kafa yapısı!

Lütfen olabildiğince çok paylaşalım ve bu konular hakkında araştırıp yazalım BB. Teşekkürler paylaştığın için.

Thanks Unknown, next time please share your name please ;-)

A.O Bolat dedi ki...

Çok güzel bir yer emeği geçen herkesi kutlamak lazım :)

Berceste dedi ki...

Emin misiniz?

Mome ntos dedi ki...

Mükemmel bir yazı ! Doğanın icinde olunca bu devinimleri net izliyor insan... hangi ağaç yanı ne yetisiyor, burda birşey olmaz denilen yerde neler neler çıkıyor kendiliğinden. Biraz vakit harcasak doğayı izlemek için kafi gelecek...